- Kategori
- Güncel
Bir barış hikayesi

Bu gün doğuda meydana gelen Kürt isyanları yeni tarihimizin sorunu gibi görünse de, İlk bilinen ayaklanma 1806 yılında Musul’da Babanzade Ahmet Paşa isyanıdır. Osmanlı döneminde yaklaşık 14 kez Kürt ayaklanması olduğu bilinmektedir. Dolayısı ile bu sorun yalnız Cumhuriyet tarihimizin sorunu değildir. Kurulan yeni Cumhuriyetin ilk kürt ayaklanması 1924 yılında Hakkari’de Nasturi isyanıdır. En büyük ayaklanma ise 1937 yılında Dersim isyanıdır.
Pkk 1980 askeri darbesinden sonra ülkedeki iç karışıklıkların sonlanması, Ermeni terör örgütü Asalanın bitirilmesinin ardından 1984 yılında Özal hükümeti döneminde ortaya çıkan bir terör örgütüdür. Bilinen bir çok araştırma Pkk nın Ermeni asala örgütünün devamı olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Kürt Halkının hakları ve bağımsızlığı gibi iddialarla ortaya çıkan terör örgütü en büyük zulmü haklarını korumaya çalıştıklarını iddia ettikleri Kürtlere karşı yapmışlardır. Pkk nın çıkış tarihinden günümüze kadar gelen hükümetler bu konu ile ilgili bir çok tedbirler almış, Pkk nın bölge halkı üzerindeki baskısı kırılmaya çalışılmış bir hayli de yol alınmıştır.
2001 Yılında iktidara gelen Akp hükümeti pkk ile ilgili geçmişten günümüze sürdürülen bütün yol ve yöntemleri bir kenara bıraktı. Bölge halkına ekonomik, sosyal ve inanç alanında hizmetler sunularak ulaşılmaya çalışılır. Hatta geçmiş Kürt isyanlarında devletin ayaklanmaları önlemek için verdiği mücadeleler için özür dilenir. İsyancı bir çok şeyh isyancı değil de masum din adamları gibi gösterilir. Hepinizin hatırlayacağı üzere görsel medyada bir çok devlet adamının idam edilen isyancı şeyhlerin resimlerini göstererek gözyaşı döktüğüne şahit olduk. Bu olayın sonunda hem Osmanlı tarihinde hem de Cumhuriyet tarihinde bir ilk yaşanır “Devlet terörden özür diler”.
Hükümet doğu ve güney doğuda bilinen tedbirlerin yerine “islam dininin hoş görü ve barış felsefesini” ortaya koyar. Bölgede İslam kardeşliğinin ve evrenselliğinin hoşgörüsünü sunacak dergahlar desteklenir. Bu dergahların Ümmetçilik ve din kardeşliği yayma fikri kısa dönemde etkisini gösterse de, zamanla halkın mezhepsel farlılıkları üzerinde etki etmeye başlayınca islam tarihinde olduğu gibi küçük alanda çok büyük mezhep çatışmaları baş gösterir. Dergahlar zaman içinde dini örgütlere dönüşerek halka dinsel zulüm etmeye başlar. Hükümetin din kardeşliği görüşü fiyasko ile sonuçlanır.
Ülkenin barışa ve sükûnete ihtiyacı vardır.
Nihayet Dönemin başbakanı Tarihte ilk defa “Kürt Sorunundan bahseder” olay siyasallaşır. Kürt sorununun çözümü içinse bir barış sürecine ihtiyaç duyulur. Yaklaşık 30 yıldır süren terör saldırılarında ülke 40 bin insanını kaybetmiştir. Bölgeden sürekli şehit haberleri gelmeye devam eder. Kangren olmuş bu sorun çözülmelidir. Fakat Devletin terör örgütünü muhatap alması kamuoyun da risklidir. Bu nedenle Akp iktidarı önce Milli istihbarat teşkilatı aracılığı ile gizli gizli Pkk nın siyasal organı ile yurt dışında, Öcalan’la İmralı da, silahlı örgütü ile kandilde görüşmeler yapar.Görüşmeler bir şekilde medyaya sızar. Olay birinci elden yalanlanır hatta dönemin başbakanı “Biz terör örgütüyle masaya oturmadık asla da oturmayız. Terör örgütü ile masaya oturdu diyen Şerefsizdir” der.
Zamanla olgunlaşan görüşmeler artık iktidar tarafından inkar edilmez. Başbakan “Müsteşar ve ekibi İmralı sürecinde benim talimatımla rol alıyorlar. Sorumluluk söz konusu ise o sorumluluk bana ait’ der”
Görüşmeler kamuoyunda tepki çeker. Muhalefet ve kamuoyu görüşmelerin içeriği hakkında bilgi bekler fakat hiçbir açıklama yapılmaz. Hükümet çözüm sürecinin gelişmesi için Akil adamlar oluşturur. bir çok görüşmeyi Diyarbakır da yapmaya başlar. 20 araçlık konvoyla Diyarbakır’a gelen Kürt Lider Barzani adeta devlet töreni ile karşılanır. 37 yıl sonra Diyarbakır'a gelen Perwer de otelin önünde Milletvekilleri Zana ve Tan ile vatandaşların "hoşgeldin" sloganları ve alkışlar eşliğinde karşılanır. Diyarbakır bayram yeri gibi adeta başkent edasındadır. Fakat Muhalefet ve kamuoyu ısrarla barış süreci için nasıl bir anlaşma yapıldığı karşılıklı hangi tavizler verildiği hakkında bilgi ister. Hükümetten hiçbir bilgi gelmez.
Bu arada Pkk bir çok yerde göstermelik militanlarını yurt dışına çıkarır. Görsel ve yazılı medyada pkk militanları konvoylar halinde gösterilir.
Evet bölgede çatışma durmuş, şehit haberleri kesilmiştir. Fakat bölgeden gelen bilgiler hiçte iç açıcı değildir. Hükümete özellikle askeri kaynakların Pkk nın şehirlere kadar sızdığı, kışlaların önünden el sallayarak konvoylar halinde geçtiği, dağlara silah ve mühimmat yığınağı yaptığı bilgisi gelir. Hükümetten alınan cevap “Müdahale etmeyin” uyarısıdır. Dört yıllık süreçte asker ve özel harekat hükümetin uyarısını dikkate alır. Müdahale etmez. Dönemin Başbakan yardımcısının konu ile ilgili açıklaması halen zihinlerdedir. "Bende olsam dağa çıkardım"
“BİR BARIŞ SÜRECİ OLMALIMIYDI?
Elbette çok tartışılır. Fakat gerçek şudur. 30 yıldır bir çok yol ve yöntem denenmiş, ara sıra terör örgütünün tek taraflı ateşkes açıklamaları dışında silahlar susmamıştır. Devlet ilk defa olayın muhataplarını karşısına almış hem bölge halkının hem de terör örgütünün istek ve arzularını birinci elden dinlemiştir. Bu sorunlarla ilgili çözümler üretmeye çalışmış gayet iyi niyetli ve hatta verilmemesi gereken ödünler verilerek örgütün silah bırakarak normal hayatlarına dönmeleri sağlanmaya çalışılmıştır.
Tek sorun Hükümetin yalnız çıktığı bu süreci iyi yönetememesinden kaynaklanmasıdır.
Süreç Kamuoyuna anlatılabilseydi. Eğer bir anlaşma yapılacak ise bu anlaşmanın kapalı kapılar ardında değil Millet Meclisinde görüşülerek karar altına alınması daha etkili olabilirdi. Dolayısı ile sürecin arkasında yalnız hükümet değil tüm millet olurdu. Hal böyle olunca dayanağı ve gücü olmayan barış süreci iyi takip edilememiş hatta hiç takip edilmemiştir. Milli İstihbaratın görev alanını değiştirerek hükümete karşı yürütülen politikalar ve baskılar üzerine yoğunlaşması Pkk nın alanını genişletmesine yol açmış, boş buldukları alanda istedikleri gibi güçlenmişlerdir. Halbuki bu süreçte pkk takip edilebilseydi, verilen sözlerin yerine getirilip getirilmediği gözlenebilse idi, Askerden ve bölgeden gelen haberler dikkate alına bilseydi süreç bu kadar uzun sürmez bu gün karşılaştığımız tehlike de bu kadar korkunç olmazdı.
Fakat İyi tarafı şudur.
pkk nın İmralıdaki başı, kandildeki silahlı örgütü ve siyasi kanadı barış istedik yapmadınız deme şansları yoktur. Verilmesi gereken her türlü imkan ve taviz verilmiştir. Bütün imkan ve tavizlere karşı gelinen nokta ortadadır. Adeta Beyrut, suriye sokaklarını aratmayacak il ve ilçeler mevcuttur. Bölge halkı iki arada bir derede kalmıştır. Pkk nın haber örgütünün sunduğu mikrofona Devletti, Ulusal kanalların sunduğu mikrofona pkk yı şikayet ediyorlar.
Ama ortada net bir gerçek var…
Kaçış yönleri BATIYA yani DEVLETE doğru. Hiçbir Kürt Doğuya KÜRT YÖNETİMİNE doğru gitmiyor. Bu durum halkın DEVLETİNE güvendiğinin en büyük kanıtıdır.
Pkk ile gelinen süreç asla durdurulmamalıdır. Örgüt bölgeden çıkarılıncaya kadar sürdürülmelidir.Bu güne kadar verilen hiçbir tavizden sonuç alınmadığı gerçeği göz önünde bulundurulmalıdır. Yapılan dış baskılar dikkate alınmamalıdır. Hiçbir dünya ülkesinin söyleyecek bir sözü yoktur. Verilen mücadele teröre karşıdır. Bir askeri için Filistin’in altını üstüne getiren İsrail’e karşı sesi çıkmayan uygar dünyanın bizim 40 bin insanımızın kanını döken bir terör örgütü için söyleyecek en ufak bir lafı bile olamaz.
Son zamanlarda sosyal medyada terör örgütünün çektiği görselleri ve haberleri hükümeti yıpratmak amacı ile devlet zulmü gibi gösterilmektedir. Bu sorun bir hükümet sorunu değil nerde ise iki asırlık bir ülke sorunudur. Dolayısı ile örgütünün çektiği görselleri sosyal medyada devlet zulmü gibi gösteren, paylaşan ve onura eden herkesi kınıyorum. Bu ülke, bu vatan bu topraklar üzerinde yaşayan herkesindir. Kimsenin dini, ırkı, kabilesi, soyu sopu sorgulanmaz. Herkes bu topraklarda eşit yaşama hakkına sahiptir. Aksi düşünülemez. Bu konularda çıkacak anlaşmazlık bağımsız hukukun adaletiyle sağlanır. Tartışma yeri Millet Meclisidir. Dağa çıkıp eşkıyalık yapmakla hak aranmaz.
Fikret Bayrak