- Kategori
- İlişkiler
Kör Şeytan

Bu kör şeytan denilen melun her taşın altından çıkar. Yapılan hiçbir iyi şeye müdahil olmaz. Nerede bir yamuk iş var hep oradadır. O suç işlemiş herkesin en basit sığınma limanıdır.
İnsan hata yapar, günah işler;
-Neden yaptın?
-Şeytana uydum.
Bütün kutsal kitaplarda belirtildiği üzere şeytan ateşten yaratılmıştır. Onunla dolaşmak ateşle dolaşmak gibi bir şeydir. Şeytanla iş birliği yapanların yanacağı yine kutsal kitaplarda en ince ayrıntılarına kadar anlatılır.
Bütün bu uyarılara rağmen insanoğlu ile şeytan her an yan yanadır. İnsan nerde şeytan ordadır. Onun tek görevi insanoğlunu doğru işleden uzak tutarak yanlışa itmektir. Bu da gösteriyorki şeytan denilen melun kurumsal değil bireysel çalışıyor.
İnsanın yaptığı olumsuz eylemin sorumlusu şeytan ise, başına gelen olumsuzlukların sorumlusu kimdir? Başa gelen her türlü olumsuzluğun tek sorumlusu “Kader” dir. Başına taş düşer, yolda yürürken taşa takılır, Balkondan saksı düşer, İnşaattan düşer, Madende zehirlenir Adam öldürür KADER mahkumu olur. Yani bireysel alanda insanın hiçbir suçu yoktur. O etrafı düzeneklerle çevrili bir dünyada yaşamaktadır. Eninde sonunda ya şeytan uyacaktır, ya da kaderinin ördüğü ağlara takılacaktır.
Kısacası insanı yaratanın ona verdiği aklın, fikrin, düşüncenin bir anlamı ve sorumluluğu yoktur. O zavallı bir mahluktur.
------
Kurumsal alanda işlenen sucun sorumlusu kimdir? Sorusu önemlidir. Mesela devleti düşünelim.
Ülkemiz Cumhuriyetle yani halkın katılımı ile parlamenter sistemle yönetilen demokratik bir ülkedir.
Erkler ayrılığı vardır. Yasama, Yürütme ve Yargı bir birinden bağımsız çalışır. Ülkeyi yöneten yürütmedir. Yürütmenin başı hükümettir ülkede olan biten her şeyden sorumlu organdır. Bahanesi ne kör şeytana, ne de kadere bağlı olamayacağına göre, sorumluluktan nasıl kurtula bilir? Zor bir durum değil mi? Tabi ki size öyle geliyor. Bu ülke insanı için zor bir durum olmadığı gibi hükümetler içinde zor bir durum yoktur. Ülke insanımızın kıvrak zekası her sorunu çözer.
Bundan birkaç yıl öncesine kadar ülkemizde olan bütün olumsuzlukların, günahların tek sorumlusu kör şeytanların kurduğu kurumsal organ olan “İSRAİL”di. Her taşın altından bu İsrail denen Yahudi teşkilatı çıkardı. Hükümet kurulur İsrail kurar, hükümet yıkılır İsrail yıkadı. Ülkemiz petrol yatağıdır, her türlü maden zenginidir ama İsrail çıkarttırmaz. Tarımı engeller, toplumda nifak salar, insanları birbirine düşürür. Ekonomiyi yönetir. Yani bu İsrail var ya! Kurumsal alanın şeytanıdır.
Bütün suç onundur. Hükümetlerin bir sucu yoktur.
Son birkaç yıldır ülkemizde kurumsal alanda İsrail in yerini yeni bir örgüt aldı. Kimileri CEMAAT diyor. Kimiler PARALEL. Bu paralellerin ülkemizde yapmadığı iş kalmamış. Yürütmeden sorumlu Hükümetimize ve ülkenin tepesindekine göre her taşın altından bu örgüt çıkıyor.
Hükümetle Cemaatin paralel yürümeden önce kucak kucağa oldukları dönemdeki icraatlarını hep beraber yaşadık. Bu icraatlar asker, ergenekon, balyoz, oda tv davaları ile başladı. Ardından Ana Muhalefet partinin liderinin ve diğer bir partinin üst düzey yöneticilerinin ses ve görüntü kasetleri yayınlandı. Hukuk, temel hak ve hürriyetler alanında sorunlar baş gösterdi. Basın özgürlüğü yanında bireysel düşünceler bile devlet süzgecinden geçmesi ülkede ciddi sıkıntılara yol açtı. Pkk ile barış süreci başlatıldı. Biz halk olarak bu icraatları yapanların hükümet olduğunu düşünüyorduk. Zira ülkeyi yürüten yürütme organının bu davaları ve icraatları üstlenmesi, taraf olması ve hatta yürüyen davaların mahkemeleri devam ederken kendilerinin ve yandaş medyasının ağız birliği ile yargıladığı, linç ettiğini gördük.
Sonra 2013 yılında ülkemizde bir “GEZİ “ olayı patlak verdi. İlk önceleri bu gezi olayı melun İsrail’in bir oyunu olarak düşünüldü. Sonra 17 ve 25 aralık olayı patlak verdi. Hükümetin ve yürütmenin başının ses kayıtları ve internette tapeleri yayınlandı. Bu olay hükümetçe kendilerine yapılmış sivil darbe olarak kabul edildi…
Enteresan olan hükümettin hiç tereddüt etmeden olayların sorumlusunun İsrail olduğu söyleneceği düşünülürken hiç kimsenin tahmin edemediği bir örgüt sorumlu tutuldu. Direk CEMAAT hedef gösterildi. Nasıl olur? İmkansız diyenler çoğunlukta idi. Hatta ülkenin büyük bir kısmının bu olayı kesinlikle onaylamadığını gördük. Dindar bir parti ile dindar cemaatin uyum içinde kurdukları hükümet ortaklarından birinin diğerinin koltuğuna göz diktiği ileri sürülmekte. Cemaat hükümet içinde örgütlenerek kendi hükümetini devirerek iktidarı ele geçirme çabalarında olduğu söylenmekte idi. Hadi inandık. İnandık inanmasına da iktidarı yönetenler nasıl olurda her şeyin altından cemaat çıktığına eminler ve kesin kanaatteler.
Bunun cevabı;
İki dostun bir birini çok iyi tanımasından kaynaklanıyor. İktidar oldukları dönemde yapılan her türlü eylemde bilgi ve belgenin nasıl, nereden ve kimlerden geldiğini çok iyi biliyor olmalarıdır. Kendilerine kurulan tuzaklarla, daha önce ülkede yapılan tutuklamalara ve iftiralara gösterilen tuzaklar ve kanıtların birebir uyuşması, bilgi kaynaklarının aynı yerden geldiği kanısı onları doğrudan eski bilgi kaynaklarına götürdü.
Sonuç olarak,
Evet gerçek şudur. Bu gün iktidardan ve tepeden sürekli Paralel şikayetleri gelmektedir. Pkk ile başarısızlığın nedeni bile Paralel gösterilmektedir. Kendileri hiçbir olumsuzluğun içinde bilerek olmamışlardır. Kör şeytanın kurumsal şirketleri tarafından kandırılmış, yanıltılmışlardır. Dolayısı ile sürekli halka şikayet ederek kendilerince tövbe ettiklerini sanıyorlar. Kör şeytanla yapılan ortaklığın bedelini bu ülkenin gençleri, masum insanları ödüyor.
Diğer önemli bir husus İktidarın PARALEL diye adlandırdığı kuruluşun konuşmasına kendini savunmasına imkan verilmemesidir. Zira bu örgüt diyor ki “ASIL ŞEYTAN” iktidarın tepesindekilerdir. Zira bize dost gibi görünerek bizim adımızı kullanarak ülkede her türlü pis işi yaptılar. Devletin gücünü kullanarak bütün sucu üstümüze yıkarak karalama kampanyasına girdiler.
Peki biz kime inanacağız. Hangisi şeytan, hangisi paralel?
Tercih yüce TÜRK MİLLETİNİN’dir.
Şeytanla dost olanın ateşle dost olduğunu, o ateşle yanacağını yüce Allah söylüyor.
Benden hatırlatması.
Fikret Bayrak