- Kategori
- Tarih
Adım adım Kürdistan - 3

1916-1920 arasında, Kürdistan kurulmasına çalışılırken Musul'da böyle gösteriler yapılıyordu.
Konuyla ilgili güncel bir haber: ABD'nin en büyük televizyon kuruluşlarından biri olan NBC televizyonu, verdiği bir haberde Türkiye'yi Kürdistan olarak göstermiş...
Ya, işte böyle... Demek ki, ben bu "Adım adım Kürdistan" yazı dizisini yazmakla boşuna kürek çekmiyorum... Bu yolda Amerika'nın ve İngiltere'nin ayak izlerini boşuna aramıyorum...
Nerede kalmıştık?
- Hatırlayan parmak kaldırsın!...
Okuldayken hocalarımız böyle yapardı, hatırlarsınız.... Eğer dersin kaldığı yeri hatırlamıyorsak, kendimizi önümüzdeki arkadaşımızın arkasına gizlemeye, hoca ile göz göze gelmemeye çalışırdık... Hele hele şimdiki gibi araya bir de tatil girdi mi...:))
Ama, ben iyi bir hocayım... Sormuyorum size nerede kaldığımızı ve yeni derse başlıyorum...:))... Umarım bu küçük şakamı hoş görürsünüz....
x x x
- Bildiğiniz gibi, Perşembe günü en son, İngilterenin, Kuzey Irak bölgesinde "Güney Kürt Devlet" kurmak istediğinden söz etmiş ve bunun İngiltere'nin baştan beri izlediği "emperyalist" politikasına uygun olduğunu söylemiştik...
Şimdi, kaldığımız yerden devam edelim.
İngiltere'nin bu aceleciliğinin nedeni, Hindistan yolunu açık tutmak ve Musul-Kerkük bölgesindeki zengin sayılabilecek petrol yataklarına sahip olmaktı. Bu genel amacı gerçekleştirmek için bölgede İngiltere'ye bağlı yönetimlerin kurulması gerekiyordu. (Şimdi değişen ne? Aynı şeyi İngiltere yerine ABD istiyor. Amacı ise, Ortadoğu barışı- Büyük Ortadoğu Projesi-Yeşil Kuşak Projesi -Yeni Dünya Düzeni...İsterseniz tarihten gelen adıyla Şark Meselesi deyin...Ne isterseniz deyin, hepsi doğrudur.)
O zamanki İngiliz dış politika yapımcılarına bakılırsa, Musul Vilayeti bölgesi "Güney Kürdistan"ın bir parçasıydı. Londra'nın düşünce çizgisine göre ise, "Büyük Kürdistan" Anadolu topraklarına kadar sarkıyordu.(1)
Görüldüğü gibi, İngiltere dış politika yapımcıları ile Londra - yani İngiliz hükümeti - arasında Kürdistan'ın sınırları konusunda az da olsa bir farklılık vardı.
İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, 17 Kasım 1919 günü, Ortadoğu işlerine ilişkin Bakanlıklararası Komite'de yaptığı konuşmada, "şahsi eğiliminin, Güneydoğu Anadolu'yu Mezopotamya'dan ayırmak, Musul'u ise Irak'a dahil etmektir" demişti.(2)
1920'lere gelindiğinde, İngiltere'de, Mezopotamya ve Güneydoğu Anadolu bölgesini içine alan Kürt Devleti fikri konusunda hala kesin bir uzlaşmaya varılamıyordu. En son, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın "Mezopotamya'nın kuzey ve doğu hudutları" adı altında yapılan bir çalışmada, günümüze de yansıyan bir proje ortaya atıldı.
Bu projeye göre;
"Kürdistan'ın doğal sınırları yoktur. Mütareke sınırları, zaten Kürdistan'ı ikiye bölmüştür. Kaldı ki, Kuzey ve Güney Kürdistan'ı birbirinden ayıracak hudutları tespit etmek de pek mümkün değildir. Bir birleşik Kürt Devleti kurmak için halkta gerekli bilinçlenmenin olduğunu varsaymak da yanlıştır. Musul, Erbil, Süleymaniye ve Kerkük halkının Arap hakimiyetinden hoşnut olacağını sanmak da safdillik olacaktır. Yegane çözümün Bağdat'taki Arap Hükümeti'nden ayrı İngiliz danışmanlarının denetiminde Güney Kürdistan'da bağımsız bir Kürt Devleti kurulmasıdır."(3)
Bu projeden ben şunu anlıyorum: Doğu ve Güneydoğu Anadolu( önce olduğu gibi günümüzdeki dillendirilen "Kuzey Kürdistan") Güney Kürdistan'la birleşeceği güne kadar Türklere bırakılıyordu.
Şimdi de, 10 Ağustos 1920'de imzalanacak Sevr Antlaşması öncesinde, Sevr koşullarını daha da belirgenleştiren bir iki adıma da değinelim.
26 Mart 1920 : İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Sir John de Robeck, Dişişleri Bakanı Lord Curzona yazdığı bir raporda, Ermenilerle Kürtlerin çabalarını bağdaştırabiliriz" (4) diyordu.
Not -1: Burada bir değerlendirme yapmak istiyorum... Bu rapordaki ifade, batılıların Ermeni ve Kürtlere bakışını açıklaması bakımından ilginçtir. Batılıların, PKK eylemlerinden önce, Türk diplomatlarına yönelik saldırılarını görmezlikten gelmelerinin; sonra da Kürt sorunu ile birleştirdikleri PKK terörüne arka çıkmalarının altında yatan nedeni bu 90 yıl önceki düşünceye yaslandırmak mümkündür...
Dahası da var...1992 yılının gazetelerini karıştırdığımızda, aynı yıl içinde Kuzey Irak'a yapılan büyük çaplı bir askeri operasyondan sonra bir kısım PKK'lıların Ermenistan'a geçerek orada konuşlanmaya başladıklarını okuyabiliriz.... Hatta o yıllarda yakalanan ya da öldürülen PKK'lıların sünnetli olup olmadığına bakılarak içlerindeki Ermeniler tespit edilirdi.
14 Nisan 1920'de, başta İngiltere, Fransa ve İtalya temsilcilerinin katıldığı San Remo Konferans'ında son bir muhasebe yapıldı ve Sevr koşulları netleştirildi. Karar : "Osmanlı Devleti, Asya ve Kuzey Afrika'da bulunan Arap toprakları üzerindeki bütün haklarından vazgeçecek, Doğu Anadolu'da bağımsız bir Ermenistan ve özerk bir Kürdistan kurulacak"(5)
Artık, Osmanlı'nın parçalanmasını öngören ve "Ermenistan ve Kürdistan''ın kuruluş kararını onayalayan "Sevr Belgesi"ne geçebiliriz....
Sıkılmadıysanız ve de isterseniz devamını hep beraber görebiliriz...
cdenizkent
_________________ :
(1) İngiliz Arşiv Materyali(India Office Records), Londra(L / PS / 10 / 781 ve P.4635 / 18'den M.Kemal Öke, Belgelerle Türk-İngiliz İlşkilerinde Musul ve Kürdistan Sorunu(1918-1926), s.7
(2) A.g.y., s.36-39
(3) India Offive Recorts(L / PD 10 / 782.P.2953), Londra'dan A.g.y., s.71
(4) Erol Ulubelen, İngiliz Belgelerinde Türkiye, s.248(Kraliyet Belgeleri-33'den yapılan bu alıntı bilgi, Hikmet Çetinkaya tarafından "O Günden Bugüne" başlığı altında Cumhuriyet Gazetesi'nde de 27 Ocak 1999 günü yayımlanmıştır.
(5) Cahit Kayra, Sevr Dosyası, s.50