- Kategori
- Tarih
Adım adım Kürdistan - 7

Kenya'dan getirilirken korkudan dili dolaşmıştı. Ne ne söylediğini bilmez bir durumdaydı...
Devamla...
Bir önceki bloğumda, ABD, Celal Talabani ve Mesut Barzani arasında 17 Eylül 1998'de, Washington'da imzalanan ve bir Kürt Federasyonu kurulmasını öngören bir antlaşmadan söz etmiştik...Bu antlaşmanın, daha önce Kürdistan Demokrat Parti, Kürdistan Yurtseverler Birliği ve Türkmen Cephesi arasında 1996 yılında imzalanan "Ankara Süreci"ne aykırı olduğunu belirtmiş ve Türkiye'nin Washington Antlaşması'na itiraz ettiği konuları sıralamıştık...
Sonra da sormuştuk...İtiraz etti de ne oldu?
Ben bu sorunun cevabını, zamanın Dışişleri Bakanı Müsteşarı Korkmaz Haktanır'ın İstanbul Harp Akademileri Komutanlığı'nda 3 Şubat 1999'da verdiği bir konferansta aldım...Korkmaz Haktanır, "Günümüzde ve Yakın Gelecekte İran - Suriya - Irak ve özellikle Kuzey Irak" adlı konferansında, durumun düzeltildiğini ve "Ankara Süreci"nin hala devrede olduğunu söylemişti...
Not : Acaba diyorum, şu anda bu konuda çalışanların bu süreçten haberleri var mıdır?... Bence, bu süreç çoktan ya hasır altı edilmiştir ya da birileri tarafından tozlanması, sararması, yosunlanması ve de yeşillenmesi için rafa kaldırılmıştır, diyeceğim ama...O da olmamıştır; yırtılıp çöpe atılmıştır... Çünkü, bugün Kuzey Irak'ta, ilerde kurulacak Kürt Devleti'nin ana kurumu olan "Kürt Parlamentosu", Washington Antalaşması'na imza veren atan Mesut Barzani'nin başkanlığında faaliyetini sürdürmektedir.
1998 Washington Antlaşması, bence Kürt Devleti'nin kuruluşunun siyasal alanda gerçekleştirilmesinin ilk adımıydı. ABD, artık bu işin PKK taşeronluğu ile olamayacağını anlamıştı. Bu kararında, Türkiye'nin PKK ile mücadeledeki kararlı tutumunun da etkisi büyüktü...
Bir benzetme : 1918 Mondros Ateşkesi ile Türkiye'nin apar topar işgal edilmesinden sonra İşgalci devletler, 1920'de imzalanan "Sevr Antlaşması"nın zorla uygulanması için Yunanlıları "Megola İdea" ile nasıl gaza getirek Türkiye ile savaşa zorladılarsa, ABD ve bazı Avrupa devletleri de aynı şekilde, Kürt Devletinin kurulması yönünde Türkiye'yi zorlamak için PKK'yı taşeron olarak kullandılar..
Kullandılar ama, bu işin artık PKK ile olmayacağını da az sonra anladılar ve işin siyasal alana aktarılmasına karar verdiler... İşte, yukarıda değindiğim gibi Washington Antlaşması bu düşüncenin ilk somut adımı olmuştur...
Şimdi adımlarımızı biraz sıklaştıralım ve çabuk ilerleyelim...
* 1 Ekim 1998'de, yani Washington Antlaşması'ndan 15 gün sonra PKK, tek taraflı olarak "ateşkes" ilan etti...
* Bundan 8 gün sonra, 9 Ekim 1998'de, Türkiye'nin, Suriye ile "savaşı göze alan tavrı", o sırada Suriye'de bulunan PKK lideri Öcalan, Suriye'den sınırdışı edilmesini gerçekleştirdi...
* 15 Şubat 1999'da Kenya'da ABD'nin marifeti ile yakalanan PKK lideri, 16 Şubat 1999'da koşullu olarak Türkiye'ye teslim edildi.
Bunlar, işin siyasal alana aktarılmasının önemli adımları idi...Nitekim, Öcalan bindirildiği uçakla Türkiye'ye getirilirken, bebe katili olduğunu, Kürt devletinin kurulması için Türkiye insanına ve hatta kendi insanını nasıl kıydığını unutmuş gibiydi. Bana göre idam edileceği korkusundan dili dolanarak özetle şöyle konuşmuştu :
"Ben ülkemi seviyorum. Annem de Türk'tü... İmkan verilirse Türkiye'ye hizmet ederim... Türkiye'yi ve Türk halkını severim"
Öcalan, önce Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından sorgulandı sonra da mahkeme süreci başladı. Öcalan, mahkeme tarafından idam cezası ile cezalandırıldı. Bu arada, Öcalan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurdu. Bundan sonra, içte ve dışta, idam cezasının kaldırılması için yoğun çalışmalar ve bazı kulisler yapıldı.
Tam bu sıralarda, konu ile ilgili olarak yazdığım bir kitapta (yazılışı ve basımı:1999-2000 yılları), naçizane şu ifadeleri kullanmıştım :
"1998-1999 süreci içinde dikkatler, Balkanlardaki hareketlilik üzerine yoğunlaşırken Kuzey Irak'a özerklik , federasyon ya da bağımsızlığın temelini oluşturacak olan Kürt Parlamentosu (yukarıda söz ettiğim Washington Antlaşması'nı kast ediyorum) tüm kurum ve kuruluşları ile oluşumunu tamamlamış; siyasi, sosyal ve ekonomik etkinliklerini giderek artırma faaliyeti içine girmiştir. Bu arada, Haziran ayı içinde PKK lideri terörist Abdullah Öcalan'ın yargılanması ve hakkında verilen ölüm cezası kararı, uluslararası siyasi ortamda hukuksal bir tartışma zemini hazırlamıştı. Umulur ki bu durum, gelecekte Türkiye aleyhine kullanılan bir yaptırıma dönüşmez."
Dönüşmez olur mu!...Öyle bir dönüştü ki, , , Bundan sonra, ABD ve Avrupa, el ve söz birliği etmişcesine - etmişçesine eksik olur, ederek - Türkiye üzerine yüklenmeye başladılar ve giderek Türkiye'yi baskı altına aldırlar...Bu baskılar sonucunda, 2003 yılının Ocak ayında Türkiye'de idam kararı kaldırıldı...
Kenya'dan getirilirken, korkudan altına bilmem ne etmesine ramak kalan PKK lider Öcalan derin bir nefes aldı... Dün devlet yetkililerine yalvarma aşamasına gelen Öcalan, bugün oturduğu yerden PKK'yı idare ediyor; aynı zamanda da "pencerem küçük, hava alamıyorum" diyor ve de odasına televizyon istiyor... Yarın, gönlünü hoş etmesi için yanına bir de PKK'lı güvercin isterse şaşmayın...
Bu dizi burada bitebilir; ama sonuca ulaşmak için biraz daha devam etmem gerekiyor....
cdenizkent