​ Adnan Menderes, Turgut Özal, Recep Tayyip Erdoğan ve de demokrasi.... / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Eylül '13

 
Kategori
Güncel
 

Adnan Menderes, Turgut Özal, Recep Tayyip Erdoğan ve de demokrasi....

Adnan Menderes, Turgut Özal, Recep Tayyip Erdoğan ve de demokrasi....
 

Halka hizmet için yola çıktı; ama...


DEMOKRAT PARTİ(Adnan Menderes) - CUMHURBAŞKANI(Turgut Özal) - AKP(Recep Tayyip Erdoğan)

 *   *   *   *   *

NOT : M.Kemal Atatürk'ü, yukarıdaki kişilerden ayrı tutuyor ve O'nun bu kişilerle aynı kefede değerlendirilmesini doğru bulmuyorum...

Türk ya da Atatürk Devrimi konusunda çok sayıda tarihi, siyasi, sosyal ve kültürel içerikli çok sayıda blog yazdım...Bu bloglarda O'nun tarihi ve devrimci kişiliğini ortaya koymaya ve "bir ülkeyi, bulunduğu durumdan olması gereken duruma nasıl dönüştürdüğünü" hem kendi sözleri hem de yaşadığı dönemin kişilerinden atıflar yaparak anlatmaya çalıştım.

Bu nedenle, bu bloğumu, ondan sonra gelenlerin bu ülkeye neler verdiğini sıralamaya çalışacağım.

*   *   *   *   *

Bloğumun başlığında isimlerini sıraladığım siyasi liderler,"Liberal Ekonomiyi ve Demokrasiyi", muhafazakar bir yapı içinde, önceki dönemlerden biraz daha ileriye taşıyan ya da taşımaya çalışan üç liderdir.

*   *   *   *   *

Demokrat  Parti ile başlayan bu ikinci genel süreç(birincisi, "tepeden inme" değişim ve yeniliklerin yapıldığı süreç), parti programlarından daha çok parti liderlerinin kişilikleri ile  belirlendi.

Bu nedenle anlatım sırasında parti adı yerine, parti liderlerinin adını kullanacağım...Aslında,  bir lidere bağlılık, Şark(Doğu) zihniyetinin bir ürünüdür; ama ne yapalım ki, halk olarak çoğumuzun, bir önceki bloğumda belirttiğim gibi, aklı Batı'da ise gönlü hala Doğu'dadır.

Aslında, programdan çok lidere bağlılık, demokratik bir zafiyettir...

*   *   *   *   *

 ADNAN MENDERES ve Demokrat Parti...

7 Ocak 1946'da kurulan ve adı içinde "DEMOKRAT" sözcüğü bulunan bir siyasi parti, 4 yıl sonra, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez yapılan serbest seçimlerle(14 Mayıs 1950), adının içinde "HALK" sözcüğü bulunan bir siyasi partiyi 27 yıllık iktidarından uzaklaştırdı.

İktidarı CHP'nin --eski adı ile CHF-- elinden alan ve CHP'nin "devletçi" ekonomi politikasına karşı olan DP'nin programı üç esas etrafında şekillenmiştir "Liberal ekonomi, demokrasi ve özgürlük"...

O zamana kadar fazlaca kullanılmayan bu söylemler, halkın ilgisini çekti ve DP'ye olan sempati ve tercihi artırdı...

Ayrıca, DP'nin; 

-- Fazla masraf oluyor diye, devlete ait otomobilleri satması,

-- Türkçe okunan ezanın tekrar Arapça okunmasını sağlaması,

--  Radyoda dini konuşmaların ve mevlit yayınları yapılması yasağının kaldırması,

--  Din derslerinin ilkokul programlarına, özellikle de köy okullarına konması

--  Kağıt paralara mevcut Cumhurbaşkanlarının resminin koyulması uygulamasını kaldırarak tekrar ilk Cumhurbaşkanı M. Kemal Atatürk'ün resminin konulması uygulamasını getirmesi,

Bir anlamda, "geriye dönüş" şeklinde algılanabilecek bu değişiklikler, Cumhuriyet'in getirdiği "devrim" niteliğindeki yenileşme ve değişimlere henüz alışamayan halkın ilgisini çekti ve hoşuna gitti.

O kadar çok hoşuna gitmiş ki, Cumhuriyet Dönemi'nin getirdiklerine karşıt olan bu geriye dönüşleri, tekrar eski haline getirecek bir "yürekli" ortaya çıkmamış..

Daha sonra yapılan tüm askeri darbeler de, bu konuya el atmaya cesaret edememiş...

Demokrat Parti ve Adnan Menderes dönemi uygulamalarına, bazılarınca "Beyaz Devrim"  denmesinin nedeni belki de budur...

Bence bu dönemi biraz açmak gerekir.... Açtığımızda da, Adnan Menderes'in işe iyi başladığını ama aynı ölçüde  iyi götüremediğini de anlayabiliriz.

Demokratik kurum ve kuralların fazlaca olmadığı ve olanların da tam işlerlik kazanamadığı ülkemizde, "demokratik" olmalarına rağmen toplumun geneline ters düşen yanları olabilir ve  bu istekler demokrasi dışı gibi algılanarak reddedilebilir... Bunun yanında, dinsel devlet ve sosyal yaşam düzeni istekleri de, demokrasi kavramı içine sokularak gündeme getirilebilir...

Günümüzde bile bu iki farklı durum yaşanabilmektedir...Örneğin, "din ve vicdan özgürlüğü", demokrasinin "genel özgürlük" kapsamı içinde görüldüğü gibi, bir başkaları tarafında "irticaa giden yol" olarak da algılanabilmektedir.

Demokrat Parti döneminde de bu ikilik yaşanmıştır..."Türkiye'de, laikliğin gerçek olmadığı, demokratik düzende devletin dine karışmaması gerektiği söylenerek, devletin dini kontrol altına aldığı iddia edilerek laiklik perdesi altında dinsizlik yapıldığı, dinsizlere imtiyaz tanındığı ileri sürülmüştür"(1)

 Atatürk Devrimi'nin yaşama geçirdiği yenilikleri, halkın tepkisine göre "tutanlar ve tutmayanlar" diye ikiye ayıran Başbakan Adnan Menderes, "İnkılap kanunları halk tarafından benimsenmemişse, jandarma zoruna dayanacaksa, milli vicdanın hilafına olan bu kurumları kaldırmak demokratik idarenin başta gelen vazifesi olmak icap eder"(2) diyebilmiştir.

Aslında, demokrasi, siyasi bir rejim olarak benimsendikten sonra, toplumun hoş karşılamadığı değişiklikleri devlet zoru ile uygulamak doğru olmayabilir. Yani, bazı iktidarlar, değişim ve yeniliklerin "bazılarını tutmadığını" ileri sürebilir; ama daha sonra çoğunluğu sağlayıp iktidar olan başka bir siyasi parti de, aynı değişim  ve yeniliklerin "tuttuğunu" savunarak onları devlet politikası haline getirebilir. Ancak bu değişim ve yeniliklerin, "toplumu bulunduğu durumdan, olması gereken  daha ileri bir duruma getirme" genel amacı dikkate alındığında, bir önceki durumun "gericilik" anlamına geleceği de düşünülebilir.

Adnan Menderes'in iyi başlayıp iyi götüremediklerinin en başta gelen nedenlerinden biri de, "halkı din yolu ile elde tutmaya çalışması idi."

Yukarıda bir cümle ile belirtmeye çalıştığım, 1932 yılından beri Türkçe okunan ezanın tekrar Arapça okunmaya başlaması, radyoda dini konuşmaların yapılmasına izin verilmesi, din derslerinin ilkokul programlarına -- özellikle köy okullarına -- konulması bu amaçla yapılan değişmelerdendir. Bunlar, bloğumuzun konusu olan "yenileşme" değil; ancak "eskiye dönüş olan bir değişimdir." 

"Siz isterseniz hilafeti de getirebilirsiniz"(3) sözü bardağı taşıran ve demokrasi yönünden abartıya kaçmış bir söylemdi...Bu söylem aslında, aynen Osmanlı döneminde olduğu gibi halkın nabzını yakından tutan ve halkı etkileri altında tutan dincilere gönderilmiş bir mesajdı sanki.

Nitekim mesaj yerine ulaşmış ve Menderes, iktidarı boyunca Nurcuların lideri Said-i Nursi'nin yakın desteğini görmüştür(X). Menderes'in bu tutumu, Türkiye'de gerici görüşlerin olabildiğince yayılmasına ve örgütlenmesine neden olmuştur.

Adnan Menderes'in yanlışlarından biri de "Vatan Cephesi" oluşumu idi...

1950-1954 yıllarında Türkiye kalkınma dönemine girdi. 1955'ten sonra ekonomi tıklamaya başladı ve 1958 yılından itibaren ise iyice zorlanmaya başladı...Bu durum karşısında muhalefet harekete geçti. Adnan Menderes, artan muhalefete karşı gövde gösterisi yapmak için, günümüzün sivil toplum örgütlerini andıran "Vatan Cephesi" adında bir örgütlenme kurdu.

DP il ve ilçe teşkilatları ile gençlik kollarını bir araya getiren bu oluşum, DP'yi destekleyenlerin isimlerini radyolardan okunarak halka duyuruldu. Bu durumun, halk arasında kutuplaşmaya neden olduğu düşüncesi, 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi'nin en önemli gerekçelerinden biri oldu...

Adnan Menderes döneminin bana göre en önemli getirisi, yukarıda da belirttiğim gibi, "LİBERAL EKONOMİ, DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK" kavramlarının kamuoyunda kullanılmaya başlanması, anlamlarındaki değerlerinin farkına varılması ve daha sonraki dönemlerde Türkiye siyasetinde "muhafazakar demokrasi" düşüncesinin yerleşmesi olmuştur....

 Adnan Menderes'in, 17 Eylül 1961 günü İmralı adasında asılarak idam edilmesi ile bu dönem kapanmıştır... Olumlu ve olumsuz yanları ile tarihe geçmiştir

 CUMHURBAŞKANI TURGUT ÖZAL...

Bu konuda, 27 Mayıs 2009'da "Turgut Özal Yaşasaydı" adlı bloğumda ayrıntılı bilgiler hatırlatmaya çalışmıştım. Şimdi bir kez daha bunları aktararak can sıkmak istemem; ancak şunu söyleyebilirim :

Turgut Özal, Türkiye'de Kürt sorununu ilk olarak  Türkiye  gündeme alan ve bu sorunu çözmeye çalışan, yaşadığı dönemde demokrasiyi, kamuoyunun hazmedemediği kadar ileriye götüren ve götürmeye çalışan bir liderdir...İlave olarak da, liberal ekonomiyi ileri teknoloji eşliğinde halkın hizmetine sunan kişidir...

Bana göre, Turgut Özal ölmeseydi ya da bazı iddialara göre öldürülmeseydi, bugün Recep Tayyip Erdoğan'ın yapmak istediklerinin hepsi yapılmış olurdu.

FECEP TAYYİP ERDOĞAN...

Yaptıkları ve yapamadıkları önümüzde... Belki farkında değil ama, Erdoğan'ın, Adnan Menderes'e olan ilgisi, Menderes'in demokratik tavrından yani yaptığı ya da yapmaya çalıştığı değişiklik ve yeniliklerden değil; bir siyasinin, icraatından dolayı asılarak idam edilmesindendir...

Adını fazlaca ağzına almıyor ama, izlediği  "Çözüm ve Barış Süreci"nin başlatıcısı da Cumhurbaşkanı Turgut Özal'dir...Tayyip Erdoğan, bana göre, Adnan Menderes ve Turgut Özal'ın bir sentezidir.

Bu arada, Tayyip Erdoğan'ın, başardığı en önemli konulardan biri de, "demokrasiyi" muhalefetin elinden alarak kendine mal etmesidir...Bunun başlıca sorumlusu da bana göre, milliyetçliği ya da ulasalcılığı demokrasin önüne koyan muhalefettir.

Bu arada,  Recep Tayyip Erdoğan'ın, "ekonomi, sağlık, şehirleşme ve ulaşım" alanında yaptığı "değişim ve yenileşmeleri" de göz ardı etmemek gerekir diye düşünüyorum.

En son açıkladığı "demokrasi paketi"ni de, bazılarınca yeterli bulunmasa da, ileri demokrasiyi daha da ileri götürecek bir "değişim ve yenileşme" amacı taşıdığını kabul etmek gerekir diye düşünmek gerekir sanıyorum. 

Tarih, Adnan Menderes ve dönemi hakkındaki hükmünü az çok vermiştir...Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan için hükmünü de daha ileriki zamanlarda verecektir..

Onları da torunlarımız okusunlar.

*   *   *   *   *

YA DİĞERLERİ....

İlk aklıma gelenler; İsmet İnönü, Celal Bayar, Bülent Ecevit, Deniz Baykal, Süleyman Demirel, Abdullah Gül gibi, Devlet Başkanlığı ya da Başbakanlık yapmış diğer liderleri de, artı ve eksileri ile tarih, ya BÜYÜK HARFLERLE ya da  küçük harflerle yazacak...

Torunlarımız onları da okuyacak

 cdenizkent

-------------------------  :

(1)  Çetin Özek, Türkiye'de Gerici Akımlar, İstanbul: 1968, s.167 

(2) Ahmet Yücekök,  "Türkiye'de Din ve Siyaset", İstanbul: 1983, s.66

(3) Çetin Özek, A.g.y.  s.164

(X) Said-i Nursi'nin hükümet üzerindeki etkisi ve saygınlığı, halk üzerindeki etkinliği ve saygınlığı kadar fazlaydı. Said-i Nursi'nin bir yere gidişi ve dönüşünde gösterilen ilgi, Başbakan'a gösterilenden daha görkemli oluyordu.

 
Toplam blog
: 979
: 1425
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..