- Kategori
- Kültür Turizmi
Aganta, Burina, Burinata...

Halikarnas Balıkçısı'na "Rengi mavi adam da" denirdi. Maviliği dilinden düşürmezdi.
Geleneklerine bağlı; kargıya tütünlerini dizen, balık ve süngerle uğraşan bir avuç Bodrum ve Bodrumlular, bu gün bu hale nasıl geldi? Dağı taşı beyaz badanalı evlerle donatılmış, ağacı kıt, suyu kıt beton yığınları arasında halk nasıl nefes alıyor. İlk yıllardaki 2-3 bin kişilik Bodrum, nasıl keşfedildi?
Oxsford’lu Balıkçı Halikarnas, bu şehre nasıl damgasını vurdu? İngiliz Zırhlısına beynelmilel merasimle denizde karşılayan Balıkçıya Amiral nasıl şaşıp kaldı? Bu gün Bodrum'un ünü, nasıl dünyanın dört bir tarafında dalga dalga yayılıyor? İstanbul sosyetesi Bodrum'u niçin mesken tuttu?
Bodrum'un ilk yıllarında bir nefer gibi çalışarak Bodrumun ilkine damgasını vuran turizmci M. Rüştü Gür’le Bodrumda görüştük. Kendisi, 1930-1980’in 50 yıllık geçmişini topladığı kitapta, olan bitenleri resimleriyle sergilemiş. Bodrumun ilk turizmcisi ve Turizm bürosu kurucusu.
“ Bodrum nüfusu azdı o zamanlar, diyor Rüştü bey. Gelen misafirleri, dost ve komşu evinine misafir ediyorduk. Altımızdaki yataklarımızı verdik. Çeyizlik yorganlarımızı da çıkardık. Para veriyorlardı. Utanıldığı için, para alınmıyordu. Sonra sonra, ayıp olur diye, onlar da para teklif etmez oldular. Gelenlere eşlik edenlerce evlere yollardık”.
Şimdiki devir ise bambaşka. Bu devirde eşek eşeği, ödünç kaşıyor.
“ Hiç sıkışıklık yaşadınız mı?” diye sordum. “ O takdirde, dedi Remzi Bey, belediyeye anons ettirirdik. Böyle böyle pansiyonculuğa doğru dernek olarak ilk adımımızı attık.” Ve devamla da: “ Turizm Bankasından kredi alarak, avlularımızdaki tuvaletleri içeriye taşıdık. Evlere Bulgar Somyaları koyduk. Camilerden anons ettirerek, halkın turistlere hoşgörülü davranmasını istedik. Turizmi ve turisti tanıttık. Öğrencilerimiz, kollarındaki bantlarla görev alıp, turisti evlere yerleştiriyorlardı. Sonraları da turistlerin verdiği dil kursuna, hep birlikte katıldık.”
Kurslar açarak turiste havlu nasıl tutulur diye öğrettik. Köylüler: “ Havlu tutmayı sizden mi öğreneceğiz” diye biz kızdılar. İtalyan gemisi gelmişti. Karaya çıkıp bizden bin kişilik yemek düzenlemesi istemişlerdi. Şaşırdık. Yoktu sandalyemiz masalarımız. Karşıdaki “Kos Adası” na giderek yemeklerini orada yediler. Çok üzüldük.
“ 1971 de 9 otel, 6 motel, 12 pansiyonumuz, 1 bungalovumuz ve 65 ev pansiyonumuz vardı. İlk yıllarda çöpler, katırlarla toplanırdı. Ütü bilinmezdi. Turiste, elle düzeltilmiş çarşaf sererdik. Yunan Adalarında durum farklıydı. Çatlak fincanlar, çekiçle kırılıyordu.
Cevat Şakir’in çok hizmeti oldu bizlere. Çoğu hizmetlerinden para almadı bizden. Zeki Müren’in gelmesi, turizmi canlandırdı. Gazeteciler Hasan Pulur, buradaki evinde turizm yazıları yazarak Bodrumu tanıtırdı. Ara Güler, Müşvik Kenter, Fikret Kızılok, Ajda Pekkan, Sadun Bora, İlhan Berk , R.Eyuboğlu ve diğerleri sık sık gelir oldular ve yerleştiler.”
Balıkçının Bodruma sürgün olarak yollanması ve şehre âşık olarak burada kalması, Bodrum ve Bodrumlular için büyük nimet. Bodrumlulara süngerciliği, balıkçılığı öğretti. Türkiye’nin ilk turizm rehberi olarak Bodrumun ününü yaymadaki rolü büyük oldu. Amiral gemisinin komutanı, kıyılarda hiç böyle raconu ile karşılanmamıştı. Balıkçı, kayıklarla yaptığı bir organizasyonla, yalınayak, başıkabak kıyafetle gemiye çıkıp selamlandığında nefis bir İngilizce ile kumandanın hatırını sorması ve “Bodruma hoş geldiniz” demesi, Amirali epeyce afallattı ve hayranlık duymasına sebep oldu.
Balıkçı, Dünyanın çeşitli yerlerinden getirttiği bitkileri Bodrumda yetiştirdi sürgün yıllarında. Denizciliğin alfabesini yazdı. Denizciliğin bir tutku olduğunu, tutkulu bir insanın denizde doğmuş olduğu, denizde ölmesi gerektiğini anlattı.
Denizle insan arasındaki kopmaz bağın, denize nasıl çektiğini anlatan kitapları, hala hatırlardadır Balıkçının. Gemiciler, yelkeni fora edince peşpeşe emirler verirler geminin baştan rüzgâr alması için. Karmaşık bir dizi emirlerdir onlar. “ Aganta’sı, Burina’sı ve Brunata’sı ayrı ayrı hamlelerdir. Sonunda gemi, rotasına girince, yelkenleri şişince, başı suları yarmağa başlayınca, bu söz bir anda, parça parça hızlıca koro halinde söylenir ve manâ kazanır: “Aganta, Burina, Burinata!” İşte!.. Denize bağlılığı; Güzelliği, özgürlüğü, başkaldırıyı, kayıpları, bunalımları, sevinçleri, korkuları yenmenin sihirli sözcüğüdür bunlar. İşler düzgün, gönüller ferah manasınadır: “Aganta, burina, burinata!”
Balıkçı, bir Arşipel sevdalısı olarak kaldı. Kendi isteği ile, başında yazısız bir taş’la, yüzü denizlere dönük ebedi uykusunda şimdi. Onun Dünyaya sevdirdiği mavi turlar, sürüyor. Bodrumdan Dünyaya yayılıyor.
Balıkçının yokluğundan beri deniz, yine mavi mavi tütüyor. Nefesler de, dağlar, da, taşlarda öylesi.. Bodrumda hülyalar bile, tüter mavi diye diye. Alınan nefesler de öylesi. Çünkü bütün bu miraslar, Balıkçıdan kalmıştır. O tüttürmüştür dağları denizleri mavi diye diye.
Rüyalar bile mavi görülür bu kentte!
RESİMALTLARI: A-Balıkçının büstü B- Dağalar, taşlar binalarla dolu C- Bodrum D- GÜR’ler bir arada E- Bodrum.. Hiç eskimedi F- Rüştü Gür G- Sahiller tıklım tıklım H- Gür’ler J- Balıkçı K- Rüştü Gür M- Bodrumda İngiliz kızlar N- Nereye baksan ev, ev.. P- Kale dibinde bir ressam
ÖZÜR NOTU: Bazı “Densizlik’lerin” yaşanmaması için, yorum sayfamı kapattım. Sevgili İdaremiz; ta ki, yorum-cevap trafiğini, düzeltinceye kadar!