​ Ağır tören / Kitap / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mart '10

 
Kategori
Kitap
 

Ağır tören

Ağır tören
 

http://www.ykykultur.com.tr/kitap/?id=2065


<ı>''ve bu dünya yılan yuvasına benzerdir / ve bu dünya / öyle insanların adım sesleriyle doludur ki / seni öpüyorken / kafalarında seni asacakları urganı örüyorlar''

<ı>Füruğ Ferruhzad

Betül Tarıman yedinci şiir kitabı Ağır Tören’de; kırk altısına dek uzanıyor zamanın tanıklığında ''<ı>saçlarını uzun bir yalnızlığa uzatarak.'' Kitabını ‘kırk altısına’ ithaf ederken; toplum-birey ilişkisi, dayatılan normlar, kadın olmanın dayanılmaz ağırlığı ve en çok da her türlü otoriteye karşı meydan okuyuşu belirginleşiyor dizelerinde. Bir yaşam öyküsü halinde, geçmişi sorgulayarak bugüne bilinç akışını izliyoruz Tarıman’ın. İç ses ve zihnin konuşması, yer yer şiddetlenip dalgalanıyor, yer yer de sakinleşiyor. Deneme yanılma yöntemi ile düşe kalka buluyor kendini ve aşkı; ''<ı>herkes kendini kendinde dener / ilmeği geçirdiği boynunu / katili olduğu aşka adardı.''

Tarıman’ın kitabı dört bölümden oluşuyor. ''dünden önceki gün''adlı bölümde; ‘<ı>’burada her şey bir seyisin attan düşmesi kadardır’’ diyor. Her şey olabildiğince sakin, sıradan. Üstelik amaç; merak etmeyen, verileni ezberleyen, korkup itaat eden bireyler yaratmak olduğundan korku her daim zihnimizde bir ur gibi, beynimizi oyup duruyor. Tarıman’ın işaret ettiği de korkunun üzerine yürümek, onu içimizden söküp atmak. Bununla birlikte bazen içine kapanan, çekingenleşen ve uysallaşan bireyin halet-i ruhiyesini yorumluyor, kimi kez de hepimizden bir şeyler katıyor dizelerine kendini ve derdini anlatırken. Uzun metrajlı bir film gibi zamanı upuzun ediyor. İnsanı, insanın hallerini anlatıyor; ''<ı>cebinden horozlu ayna <ı>çıkar / bir tarak bir mendil / yorgundur içine katlanmaktan'' derken herkesin içindeki o yorgun kadını gün ışığına çıkarıyor. Evet yorgundur kadın, istediğini değil kendine biçileni yaşamaktan; ''<ı>günün sıcak saatlerini kendime saklıyorum / altımda dört vitesli bir bisiklet / cumhuriyet meydanından geçiyorum / <ı>peşimde yüzlerce sancı'' dizeleri de bir o kadar çarpıcı oluyor bu nedenle. Çünkü toplumda otorite erkektir, evde koca yahut baba. İşte bu noktada Betül Tarıman bir itiraz cümlesi gibi dimdik durmakta; ''<ı>tavukların da ibikleri var ama sesleri horozlar kadar çıkmıyor.'' Lakin toplum insana, insan özelinde kadına susmayı, kaderine razı gelmeyi öğretir. Yine de hep bir umut vardır insanca yaşamak için, örneğin; <ı>''güzel bir histir dağda ayak izi bulmak.'' İnsana, insanca bakmak… En çok bu vakitlerde <ı>''kıvrılır bir kenara soru işareti'' demesi, sorularla iç içe yaşaması, cevap arayışı, duyarlılığı ve farkındalığıdır belki de onu Betül Tarıman yapan. İsyan sinyalleri verir, kitabın pek çok yerinde. Egemene, topluma kafa tutar, özgüveni yüksek bir ses olarak; ''<ı>muhtemelen büyük <ı>bir söküğüm / … / siz diktikçe bir yanım hep kuzeye kaçıyor'' sözleri de bir o kadar iğneleyicidir. Kendini, yaşamı ''<ı>beni bin kat <ı>güzelleştiren tümseklerimi'' dediği cinsiyetini tanımaya, anlamaya başladığı kendiyle özdeşleşir kimi dizelerinde. Kadere sarılanlara, göndermeler yapmayı da ihmal etmez; ''<ı>herkes eksiğini / tanrıdan sanmıştır.''

''yarından sonra'' adlı bölümde özgürlüğü yaşamak; bir kısrak gibi istediği yöne koşmak ya da gökyüzünde kanatlarını açıp, zarifçe süzülmek arzusunu okura hissettirmek niyetindedir. Karnından konuşmayı bırakıp dile gelir yeniden, ''<ı>sorarım nasıl geldiğimi bir stepten / nasıl öpüldüğümü nasıl / teskin edildiğimi / <ı>nasıl nasıl nasıl'' der içtenlikle. Cinselliğin duygudan bağımsız yaşanmayacağını da işaret eder şu dizeleriyle, ''<ı>ten de konuşulmak istiyor / elleri var dokunulmak istiyor.''

Sayıların aşka eşitsizliğinden dem vurur öte yandan. Tüm yaşanmışlıklar, hayaller, birikenler, emekler, … Sonuç ''<ı>ne DAĞ aşka zirve ne de aşk DAĞ’a zirve'' dir. Çocukça bir saflık ve muzip bir edayla, ''<ı>ama benim matematiğim zayıftır / ya rakamlar aklımdan giderse'' şüphesi de uyanır bazen içinde. Rakamları tekrar toplar, çarpar, böler sağlamasını yapar. Kimi zaman da susar. Çünkü ''<ı>susmak da bir görgüdür'' nihayetinde. Kayıp yıllara, keşkelere, pişmanlıklara götürürken onu bilinç akışı, ani bir manevra ile kendini teskin eder; ''<ı>hayat bazen de tecrübeden doğar'' der. Aşk acısı en kırılgan anında güçlendirir Betül Tarıman’ı; ''<ı>onca telesekreter mesajı terk etmek için var'' diyebilir hatta bir dizesinde.

''bugün'' adlı bölümde; yaşadığı, yaşamak istediği coğrafyaları, kişi adlarını dolaşa dolaşa insanı, insanın acı tarihini anlatmaya devam eder. Karamsarlık penceresini açıp soğuk havayı solur. ''Yağmurlu Camda Çocuklar''ı seyreylemek, dışarı çıkıp ''Salih Sokağı'' na uğramak; çaya sohbeti katık etmek, yaşantısının bir parçası gibidir. Buna atacağı adımların ''Hata Payı''nı hesaplamak, ''Dikkat Kesilince'' görmek ''Umuma Mahsus'' yerleri ve ''İhtimal''leri de eklenir. Ne zaman bir karamsarlık bulutu yüz sürse dizelerine, itiraf gelir ardından; ''<ı>işin aslı korkak biriyim ama / <ı>parendeler attığımda oluyor aşka ve devrime inanıp / sonra öyle bir uçuruma düşüyor ki bedenim / <ı>çelişiyor çocuk ruhum kendiyle'' derken şaşırtır okurunu. Aynalarda birden çok kadın gördüğü olur Betül Tarıman’ın, ya da pek çok kadını ayna eder kendine. Dünden şimdiye hep birlikte, birlik olup ses verirler zamanın sonsuzluğunda. Üstünde hissettiği geçmişin ağır tozları, çelişkiler, iç geçirişler, bugün içinde farklı zamanlara gidip gelmeler ama hep muzipçe, alaycı bir üslupla dile gelir onun şiirinde. Yaptıkları ya da yapamadıkları bir ömre sığdırılmaya çalışılır. Kendiyle konuşur zaman zaman; ''<ı>çene altı tüylerini al / <ı>herkes yapıyor sen de erotik çamaşırlar al'' konuşur iç ses özlemlerini ifade edercesine. Kim ne der diye umursamaz. Zaten umursaması da gerekmez, rahattır olabildiğince. Bazen de ansızın, ''<ı>işte en büyük sorun bu / sevişme hallerinden nefes <ı>aldırmama hallerine geçmek / boğmak gibi bir şehzadeyi sarayburnu’nda ıslak bir çarşafa sararak'' diyerek aşkın hallerine göndermeler yapar. Kendine kızdığı olur zaman zaman; ''<ı>kimse yok sanki seni senden kurtaracak / … / eşeliyorsun her sözün altını ve görüntülerin / <ı>bir otopsi uzmanı gibi çalışarak'' kendini teskin ettiği de olur; ''<ı>at ruhundan seni <ı>sıkan her şeyi / kaygıyı at korkuyu pencerenden bir bardak şarabı at… / hazar’ı düşün aral’ı asık yüzlü <ı>devrimcileri / üşütürken seni Türkiye gibi bir ırmak.'' Üzerinde yaşadığı renkli coğrafyanın hallerinden söz ederken dizelerinde geçmişin sesleri de sezilir; ''<ı>sokak arasına devlet girmemişti / <ı>sakindi bahçede / sığınmacı çocuklar.'' İçinden taşan ''<ı>dinim dilim ulusum yok'' haykırışı yükselirken canlı, çarpıcı ve çok katmanlı dizeleriyle okura dünü hissettirir, bugünü yaşatır, yarını özletir.

''o yerde'' adlı bölümde ve kitabın bütününe bakıldığında, aslında Ağır Tören’in kendiyle bir hesaplaşma kitabı olduğu düşünülebilir. Tarıman; kendi gerçekliğini sorgulamakta, nerede konumlandığını bilmek istemektedir. Hiç olmadık zamanlarda, insanın aklının ve yüreğinin iç içe geçtiği o özlem saatlerinde, kendini bir toprağa dikmek, yeniden doğmak istemektedir. Bu nedenle Ağır Tören için; kadın duyarlılığıyla özenle işlenmiş duygu durumları, çocukluk, aşk, hayal kırıklığı, umut, kaygı, küskünlük, aile, cinsellik konularının harmanlandığı, bir kitap denilebilir. Yahut, Tarıman’ın tarihinin bir iç döküm halinde okura sunulduğu bir atlas. İnsanın kendini anlaması için bir alfabe belki de. Görünen o ki; Betül Tarıman zamana ayna tutan şiirleriyle, okurunu kucaklayan, cesaretlendiren dil örgüsüyle adından daha uzun yıllar söz ettireceğe benziyor.

Ayraç Dergisi / Aralık 2009

Ağır Tören / Betül Tarıman /şiir / YKY Yayınları 2009, 138 sayfa.

 
Toplam blog
: 26
: 501
Kayıt tarihi
: 13.08.07
 
 

Ondört yıldır Antalya'da yaşıyorum, kültür- sanat konularına özel ilgi duyuyorum...