- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Ağlayan ekmek kırıntıları

Küçüklüğümü hatırlıyorum, yemek masasındaki konuşmaları… Önüme bir tabak koyulurdu, içinde benim için hazırlanmış bir takım şeyler. Benden beklenen, hepsini silip süpürmemdi. Bazen reddederdim önüme koyulan şeyi yemeği. Beğenmediğimden değil, sadece tok olduğumdan, istemezdim işte. Yemeğimi yersem çabucak büyüyeceğim kocaman adam olacağım söylenirdi. Yememekte diretmeye devam edersem, bu sefer yapamayacağım şeylerden bahsedilirdi.
Mesela, oyuncak arabamla oynayamazdım, televizyon izleyemezdim vs. O yaşlarda büyümek kocaman adam olmak gibi bir dertleri olmuyor insanın. Benim için daha önemli şeyler vardı. Kapıları açılıp kapanan pilli oyuncak arabam gibi. Küçük adam olarak kalmaya katlanabilrdim belki ancak arabamla oynayamayacak olma fikri kahrederdi beni. Dayanamaz, üfleye püfleye yemeye çalışırdım tabağımdakileri. Bazen ise önümdekilerin bir kısmını yer, bir kısmını ise bırakırdım.
Bana söylenen şey ise yine aynı olurdu; tabağımı bitirmeliydim. Yiyebileceğim kadarını yemiş olma ihtimalim kimsenin aklına bile gelmezdi. Yediğim kadarı yeterli gelmişti, doymuştum işte ne yapsaydım yani ? Böyle durumlarda ben ve yemeğim arasındaki ilişki bir çeşit trajediye dönüşürdü. Tabağımda bıraktığım yiyecekler dayanamayıp arkamdan ağlamaya başlardı. Durum böyle olunca, dayanamazdım ben de. Masadan kalkmış olmama rağmen, geri döner, sandalyeme oturur son kırıntıları ite kaka indirirdim mideme. Biraz zorlanırdım gerçi ama olsun, en azından arkamda gözü yaşlı, ekmek parçaları bırakmıyordum. Masadan vicdanım rahat ayrılırdım.
Aradan yaklaşık onbeş yıl geçti. Aynı yemek masası yine kuruluyor, herkesin önüne bir tabak geliyor. İçinde yenilmesi gerekenler… Tıpkı küçüklüğümdeki gibi bazen karnım tok oluyor bazen fazla geliyor bitiremiyorum önümdekileri. Yine ikna edilmeye çalışılıyorum. Yaş ondokuz olunca yöntem biraz daha farklı oluyor tabi. Tenkitlerin yerini, öneriler alıyor. Diyaloglar da daha gerçekçi artık. Oğlum yesene bak ne güzel! O kadarcık şey bırakılır mı tabakta!
Onbeş yılda o kadar çok şeyin farkına varıyor ki insan. İlk once evinin dışında başka bir dünya olduğunu farkediyorsun. Başka insanlar, başka evler, başka mutfaklar, başka tabaklar… Evleri olmayan insanlar görüyorsun ; ışarda yatıp kalkmak zorunda olan. Bir odada on kişi yaşamak zorunda olanları görüyosun. Yoksulluğu görüyorsun, boş tabakları , bir parka ekmek bulamadığı için yaşam savaşı verenleri... Tüm bunlardan sonra ögrendim ki ; yenilmeyen ekmek parçaları kimsenin arkasından ağlamıyor, asıl ağlayan insanlar.