- Kategori
- Gündelik Yaşam
Ağzı Köpüklü Panterler İş Başında

İnternet aracılığı ile kitlelere seslenmek günümüzde oldukça rahat.
Herkes kendi düşüncesini özgürce internet ortamında üçüncü kişilerle rahatça paylaşabiliyor. Bu rahatlık ve düşünce özgürlüğü demokratik anlamda kişilerin kendilerini ifade etmelerini sağlarken zaman zaman sorunları da beraberinde getiriyor.
Hoşgörü ve demokrasi konusunda birçok yerde başkalarına ders verenler kendi düşünceleri ile çelişen yazılarla karşılaştıklarında bir anda panter kesilebiliyorlar. Zaten toplumsal hayatta konuşmayı tam anlamıyla başaramamış ve “ezilmişlik” hissi yaşayan çoğu beden klavye başında eleştiri yapmayı bekliyor. Kendiyle çelişen bir durumda hemen elleri işlemeye başlıyor ve döktürüyor ardı ardına coşkuyla. Keyifleniyor yazdıkça, her bir kelimede daha da fazla tatmin oluyor. Ne de güzel yazdım diyor. Gerçek hayatta yapamadıklarını, dile getiremediklerini sanal dünyadan haykırıyor sessizce, gururla ve mutlulukla…
***
Kamu kuruluşlarının şikayet hatları internet üzerinden her gün yüzlerce şikayet postası ile dolarken, çoğu zaman bu şikayetlerin içi boş olduğu anlaşılıyor. Şikayet etme, çemkirme, olumsuz eleştirme hastalığı ile yanıp kavruluyoruz. Kimi yerlere şikayet edecek durum arayışı ile gidiyoruz. Arıyoruz, arıyoruz. Bulamayınca bir daha bakıyoruz.
Genel bir kanı olarak eleştiri kelimesinden anladığımız karşımızdakini incitecek tarzdan olumsuz cümleler sarf etmek. Çoğu kez karşımızdaki ne düşünüyor, ne söylemek istiyor onu bile sorgulamıyoruz. Şöyle bir okuduğumuz cümleyi yarım yamalak algılayıp karşımızdakine, metin sahibine giydirmeye başlıyoruz. İnceden inceden…
***
Yazmaz olaydım diyemeyeceğim, iyi ki de yazmışım bir yazı yazdım. Belediye otobüslerinde cep telefonu yasağının dayanağı ile ilgili…
Duruma dair eleştirilerimi, bir vatandaşın yasağı yargıya taşıdığını ve bir gerekçe ile konulan yasağın gerekçesinin bilirkişiler tarafından geçersiz olduğunu anlattım. Belgelere dayanarak. Sonunda da başımdan geçen talihsiz bir olay ve benzeri olaylara olan şahitliğimi anlattım kendi gözümden. Ne bir abartı, ne başka bir şey! Sadece gördüklerimdi yazdıklarım.
Yazdığım yazının Milliyet Gazetesi’nin internet sitesinde ana sayfada görülmesinin ardından, yazı bir günde 55 bin kişi tarafından okundu. Hala da okunmaya devam ediyor. Yazıya gazete aracılığı ile gelen 100’e yakın yorumun yanı sıra, yazının altında belirttiğim e-posta adresine gelen e-postalar kaygı ve dehşet vericiydi.
Panter olarak tabir ettiklerim (sözüm meclisten dışarı, insani yorumlar da vardı) klavyelerinin başında yorumlamak, eleştirmek üzere bekliyorlarmış meğer.
E-posta adresime gelen bir elektronik postayı aynen kopyalıyorum.
Emre adlı kişiden gelen elektronik posta: “Sen bir gerizekalisin. ESHOT'a dava acan adam da bir gerizekali , gereksiz supruntu senin gibi. Zaman ve verimlilik kaybi bu yaziyi yazman, ve telefonla konusma yasagina karsi cikman. Kurallar uyulmak icin vardir, senin gibi ne udugu belirsiz 3.dunya mikroplarinin kendi kurallarini uydurmasi icin degil. Begenmiyorsan baska bir ulkeye alalim seni.
Telefonla konusmayacaksin, sigara icmeyeceksin..vs...o kadar. Sen kendini ne zannediyorsun Izmir'in halkina (i.e. ben izmir'li degilim) laf atma curetini, kurallara uymama curetini gosteriyorsun ?”
Gerek imlası gerekse noktalama işaretlerini kullanmadaki başarısızlığını ağzından çıkan köpük miktarı ile ölçtüğüm arkadaş nasıl bir nefret biriktirmiş içinde anlayamadım.
Buna benzer elektronik postalarla ne Atatürk düşmanlığım kaldı ne riyakarlığım…
Bende anlayamadım ne olduğumu!
Allah belamı versin ki o yazıyı ben yazdım! Hadi biraz daha linç edin beni!
Ahmet Buğra TOKMAKOĞLU