- Kategori
- Anılar
Ah "Kadir" Ah

Soğukların yavaş yavaş dişini gösterdiği, ağaçların altın sarısı yapraklarını birer birer çaresiz yere bıraktığı, hüzünlü ama hayat kokan bir sonbahar günü. Etrafa yayılan cıvıl cıvıl sesler bir ilkokulun bahçesinden gelmektedir. Konuşmalar, bağrışmalar, çekişmeler, kavgalar, koşuşmalar öyle bir senfoniye dönüşmüş durumda ki bu coşkuya göçmen kuşlar dahi kayıtsız kalmamakta ve giderayak, insanın içini kuşatan ezgileriyle katkı sunmaktadırlar. Bahçedeki akıl almaz hareket biraz sonra zilin çalmasıyla son bulacaktır. Ama zili düşünen kim, herkes teneffüsün tadını çıkarma peşinde…
Birden okul bahçesinde, istisnasız tüm öğrencilerin korkulu rüyası, nam-ı değer “Fış Mehmet”, yani okul müdürü tebarüz eder. Bahçedeki cıvıltı birden yerini sakinliğe bırakmıştır. Allah muhafaza, birilerinin küçük bir yanlışı dehşetli bir meydan dayağına sebep olabilir. Dikkatli olmak lazım. Öğrenciler, müdürün olabildiğince uzağında oynamayı tercih ederler. Elleri arkasında aheste aheste yürüyen müdürün gözleri, öğrencilerin hareketlerindedir. Suratı asık ve düşüncelidir. Belli ki bugün dayaklık bir olay olmamıştır. Kim bilir belki de elleri kaşınmaktadır. Bahçede çöplerin döküldüğü alana yaklaştığında gözüne çarpan üç beş öğrenciyi yanına çağırarak:
“Hemen şu çöpleri toplayıp, yakın.” talimatını verir.
Öğrenciler hemen çöpleri toplarlar. Sıra bunları yakmaya gelmiştir. Kibrit istemek için öğretmenler odasına kimin gideceği konusunda kısa süreli de olsa bir anlaşmazlık yaşarlar. Ama sonunda Kadir’in gitmesine karar verirler. Biraz sonra eli boş olarak geri dönen Kadir’e diğer öğrenciler, “Kibrit nerede?” diye sorduklarında, Kadir:
“Arkadaşlar, öğretmenimiz sınıfa girmemizi söyledi. Kendisi daha sonra yaktıracakmış.” der. Bunun üzerine çocuklar derse girerler.
Ertesi gün yine cıvıl cıvıldır okul bahçesi. Dün çöp toplayan öğrenciler, topladıkları çöpün yakılıp yakılmadığını merak bile etmezler. Yalnız, içlerinden birinin dikkatinden kaçmaz, çöplerin yakılmadığı; ama bunu arkadaşlarına söyleme gereği duymaz. Çöp toplayan öğrenciler aynı sınıftadırlar. Her zaman olduğu gibi bugün de oyunlar oynamakta türlü türlü maskaralıklar yapmaktadırlar... Çalan zille birlikte yeni bir derse girerler. Ders “Din Dersi”dir. Konu, öğrenciler tarafından kitaptan okunmaktadır. Ders değil de, konunun işleniş şekli sıkıcıdır. Monotonluktan bunalan öğrenciler miskin miskin zilin çalmasını beklemektedirler. Tam bu sırada sınıfın kapısı hızla açılır ve müdür hiddetle içeri girer. Yüksek ve asabi bir ses tonuyla:
“Nerede o çöpü toplayıp yakacak olan öğrenciler? Onlar ayağa kalksın bakayım!” der. Neye uğradıklarını anlamayan bu öğrenciler büyük bir korku ve endişe içinde ayağa kalkarlar. Bu arada kuvvetle ihtimal dersten sıkılmış olan Yıldıray, “Ben de vardım.” diyerek ayağa kalkanlar arasına karışır. Biraz sonra başına gelecekleri tahmin edemeyen Yıldıray, aslında dün çöp toplayan öğrencilerin arasında değildir. Ama kimse itiraz etmez. Başlarına gelecek felaketi sezen öğrenciler, doğrusu Yıldıray’ın bu çıkışına bir anlam veremezler. Bu öğrencilerin Yıldıray’a öyle bir bakışları vardır ki, bu bakışlarıyla sanki, “Aklından zorun mu var oğlum, biraz sonra güzel bir meydan dayağı yiyeceğimiz gün gibi ortada, bu ne saflık!.” der gibidirler. Aslında Yıldıray’ın tek düşüncesi, dersten yırtmaktır. Ama çok geçmeden ne kadar talihsiz bir karar verdiğini anlayacaktır… Müdür sinirle, çöplerin neden yakılmadığını tekrar sorar. Ama kimseden çıt çıkmaz. İşin ilginç tarafı dün kibrit istemeye giden Kadir de o gün okula gelmemiştir. Bir diğer ilginçlik ise sınıf öğretmeninin tavırlarıdır. Ağzını açıp bir şey söylemediği gibi, kara tahtaya yakın bir yerde yüzü hafiften kızarmış vaziyette, olup bitenleri büyük bir şaşkınlıkla izlemektedir…
Ayağa kalkan öğrenciler müdürün daveti üzerine tıpkı bir kurbanlık koyun gibi sınıf meydanına çıkarlar. Sınıfta başlayan dayak faslı biraz sonra tam anlamıyla bir dayak şölenine dönüşmüştür. Tüm teknikler serbesttir. Öğrenci yere mi düştü, sırada tekme var. Ayağa mı kalktı, tokat hazır. Sınıf, sınıflıktan çıkmış adeta işkence odası haline gelmiştir. Tokadı yiyen öğrenci kendisini yerde bulmaktadır. Tokatlar seri bir şekilde geldiğinden kimin kaç tokat yediği belli değildir. Tokatların şiddeti öğrencilerin haylazlıklarına göre değişmektedir. En şiddetli tokatlar Şenol’a gelmektedir. Tokat darbeleriyle yere düşen Şenol, tekmelerden de nasibini almaktadır. Veli’nin durumu da iç açıcı değildir. Veli zaten ilk tokatla esrarengiz bir şekilde kendisini sıranın altında bulmuştur. Şiddeti en az olan tokatlar Musa’nın yüzünde patlamaktadır ama bu tokatlar bile dayanılır gibi değildir. Ama o, arkadaşlarına atılan tokatlara, tekmelere bakarak için için şükretmektedir. Sınıftaki diğer öğrenciler de şaşkındır. Yüzlerinde öyle tuhaf ifadeler vardır ki, kimi bu gösteriden aldığı şeytani zevki korkudan gizlemeye çalışmakta, kimi de empati kurarak içi burkulmaktadır. Sınıf öğretmeni hala kara tahtanın kenarında olayı izlemektedir. Yüzündeki kızarıklık, şaşkınlığına paralel olarak biraz daha artmıştır.
Müdür yorulmuştur artık. Belki de elleri ağrımıştır. Kendini toparlayarak, “Defolun çabuk, gözüm görmesin, o çöpler hemen yakılacak.” dediğinde, soluğu çöpün yanında alan “dayak gazileri” kan çanağına dönen gözleriyle birbirlerinin yüzündeki morluklara bakarak gülmektedirler. Doğal olarak bu gülmeler en çok Yıldıray’ı yaralamaktadır. Yıldıray ise hala olup bitenlerden bir şey anlamış değildir. Adeta şoke olmuştur. İşin açığı diğer öğrenciler de büyük bir şaşkınlık yaşamaktadır. Neden dayak yediklerini henüz anlayabilmiş değillerdir. Bu işte bir yanlışlığın olduğu kesindir. Çünkü dün verilen görev kusursuz yerine getirilmiştir. Gerçi toplanan çöpler yakılmamıştır ama o konuda da gerekçeleri vardır. Yine de olayın çözümü o gün okula gelmeyen Kadir’de saklıdır. İki ihtimal vardır: Ya öğretmenleri çöpleri yaktırmayı unutmuştur; ya da Kadir yalan söylemiştir. Ama o gün Kadir’in okula gelmeyişi ikinci ihtimali güçlendirmektedir. Ah Kadir ah! Senin yüzünden neler oldu neler! Bakalım yarın Kadir ne diyecek?
Ertesi gün olay çözülmüştür. Kadir kibrit istemeye gitmediğini itiraf etmiştir. Dün söyledikleri tamamen kendi senaryosudur. Ve ertesi gün okula da sırf bu yüzden gelmemiştir. Kadir müdürün dayağından uyanıklığı sayesinde kurtulmuştur ama uzun süre bu dayak gazilerinin elinden çekeceği vardır. Ve öyle de olmuştur. Kadir yaptığına bin pişman olmuştur ama bu pişmanlığı uzun süre arkadaşlarından yiyeceği dayaklara engel olamamıştır. Düzenli aralıklarla özellikle Ali’den yediği dayaklarla neredeyse okuldan soğuma aşamasına gelen Kadir, söylenen bir yalanın nelere mal olabileceğini çok iyi öğrenmiştir.
<ı>ı>
<ı>NOTı><ı>: Şimdi her biri yurdun değişik yerlerinde olan bu arkadaşlarıma ve değerli sınıf öğretmenime sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Şimdi hayatta olmayan okul müdürümüzü ise rahmetle anıyorum. ı>