- Kategori
- Gündelik Yaşam
Ah bu sosyalleşme hevesi..
Hava neredeyse 40 derece ama bunun bir de hissedileni var gelin siz düşünün gerisini. Üstelik henüz sabahın erken saatleri; güneş ışınları dik mevzuuna daha var. Pılımı pırtımı toplayıp attığım bavulum bagajda, aile bireyleri sessiz gidiyoruz terminale. Otobüs saati gelince yok olmak istediğim veda sahnesinden bir çırpıda sıyrılıp atıyorum koltuğuma kendimi.
Sevmiyorum vedaları... Yavaş yavaş uzaklaşırken bu bunalımlı hali de bırakıp geçiyorum net görüntüye. Yan kotuk boş, gazetemi açıp yayılıyorum. Kendimi tebrik ediyorum diğer taraftan; iyi ki hafta içini seçtim yolculuk için, otobüs boşmuş! Çok uzun sürmüyor mutluluğum, öyle birşey yokmuş! Yol arkadaşım beldeden ayrılmadan önceki son duraktaymış meğer. Yayıldığım gibi toparlanıyorum, yol arkadaşım yerini alıyor. Birbirimize hafifçe gülümsüyoruz ama korkuyorum bir taraftan; biliyorum bu böyle kalmayacak. Olası taarruzlara karşı savunma silahlarımı kullanmaya hazırım. Hemen takıyorum kulaklığımı, seçiyorum filmimi. Mesaj alınmıştır umarım diyorum, zira seyir esnasında konuşmaktan hoşlanmam! Ama yol arkadaşım koymuş kafasına bir kere. Sosyal paylaşım ağına düşürecek beni. Önce bir temiz muavin muamelesi görüyorum. Televizyon nerden açılıyor? Filmler nerde? Kanallar bu kadar mı? Bu ne, o ne? Tabii bu arada ben film seyrediyormuşum, yarım kalmış, rahatsız edilmişim hiç mühim değil. Tüm istekler yerine getiriliyor ama hala mutsuz yol arkadaşım, çünkü asıl mesele başka. Onun istediği televizyon falan değil, benim. Tam geri döneceğim filme, o malum soru patlıyor kulağımda. Okuyor muyum yoksa çalışıyor muyum? Hayır cevap vereyim vermesine de bunun yolculuğumuza ne faydası var. Burada özel bir anı paylaşmıyoruz ki, ikimizin yan yana gelmesini içinden çıkılmaz sebeplere bağlamana da gerek yok. Zaten birkaç saat sonra ayrılacağız. Niye merak ediyorsun ki bu kadar? Hem kimse söylemedi mi sana kediyi öldüren de merak! Ama yok, illa bir deşifre edilecek hayatlar. Ben kimin, neyim, napıyorum, nerden geldim, nereye gidiyorum öğrenilecek. Üstelik bu kadarla da kalmayacak beni de zorla kendi özeline sokacak. Yanlış anlaşılmasın, öyle içine dönük, sohbetten hoşlanmayan biri değilim. Ama her an her yerde ortaya çıkan bu sosyalleşme hevesini anlayamıyorum bir türlü. Birkaç saatliğine birinin hayatına eklenmiş sonra da çıkarılmış hissediyorum kendimi. Ama belki de yanlış düşünüyorum.
Çevremizin genişliği ile listemizdeki “arkadaş” sayısı arasında süper pozitif bir korelasyon varken, her tanıştığımızı rica minnet hayatımızın ta içine sokarken, işimize gelmeyeni tek tuşla görmezden gelirken, sevincimizi, üzüntümüzü, aşkı, nefreti yorulmadan iletirken sosyalleşmenin yeri zamanı olur mu? Otobüste de olur, tuvalette de. Bir rica edin yeter! Sosyal paylaşımı bol günler!
Sevmiyorum vedaları... Yavaş yavaş uzaklaşırken bu bunalımlı hali de bırakıp geçiyorum net görüntüye. Yan kotuk boş, gazetemi açıp yayılıyorum. Kendimi tebrik ediyorum diğer taraftan; iyi ki hafta içini seçtim yolculuk için, otobüs boşmuş! Çok uzun sürmüyor mutluluğum, öyle birşey yokmuş! Yol arkadaşım beldeden ayrılmadan önceki son duraktaymış meğer. Yayıldığım gibi toparlanıyorum, yol arkadaşım yerini alıyor. Birbirimize hafifçe gülümsüyoruz ama korkuyorum bir taraftan; biliyorum bu böyle kalmayacak. Olası taarruzlara karşı savunma silahlarımı kullanmaya hazırım. Hemen takıyorum kulaklığımı, seçiyorum filmimi. Mesaj alınmıştır umarım diyorum, zira seyir esnasında konuşmaktan hoşlanmam! Ama yol arkadaşım koymuş kafasına bir kere. Sosyal paylaşım ağına düşürecek beni. Önce bir temiz muavin muamelesi görüyorum. Televizyon nerden açılıyor? Filmler nerde? Kanallar bu kadar mı? Bu ne, o ne? Tabii bu arada ben film seyrediyormuşum, yarım kalmış, rahatsız edilmişim hiç mühim değil. Tüm istekler yerine getiriliyor ama hala mutsuz yol arkadaşım, çünkü asıl mesele başka. Onun istediği televizyon falan değil, benim. Tam geri döneceğim filme, o malum soru patlıyor kulağımda. Okuyor muyum yoksa çalışıyor muyum? Hayır cevap vereyim vermesine de bunun yolculuğumuza ne faydası var. Burada özel bir anı paylaşmıyoruz ki, ikimizin yan yana gelmesini içinden çıkılmaz sebeplere bağlamana da gerek yok. Zaten birkaç saat sonra ayrılacağız. Niye merak ediyorsun ki bu kadar? Hem kimse söylemedi mi sana kediyi öldüren de merak! Ama yok, illa bir deşifre edilecek hayatlar. Ben kimin, neyim, napıyorum, nerden geldim, nereye gidiyorum öğrenilecek. Üstelik bu kadarla da kalmayacak beni de zorla kendi özeline sokacak. Yanlış anlaşılmasın, öyle içine dönük, sohbetten hoşlanmayan biri değilim. Ama her an her yerde ortaya çıkan bu sosyalleşme hevesini anlayamıyorum bir türlü. Birkaç saatliğine birinin hayatına eklenmiş sonra da çıkarılmış hissediyorum kendimi. Ama belki de yanlış düşünüyorum.
Çevremizin genişliği ile listemizdeki “arkadaş” sayısı arasında süper pozitif bir korelasyon varken, her tanıştığımızı rica minnet hayatımızın ta içine sokarken, işimize gelmeyeni tek tuşla görmezden gelirken, sevincimizi, üzüntümüzü, aşkı, nefreti yorulmadan iletirken sosyalleşmenin yeri zamanı olur mu? Otobüste de olur, tuvalette de. Bir rica edin yeter! Sosyal paylaşımı bol günler!