Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mayıs '15

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
333
 

Ah şu kırılganlığımız (1/2)

Ah şu kırılganlığımız (1/2)
 

Hepimizin içinde bir parça var kırılganlık. Biz yok saysak da ruhumuzun derinliklerinde bir yerlerde saklı. Yeri geliyor buz dağının ucu kadar küçük bir kısmı ortaya çıkıyor. Yeri geliyor kocaman kütlesiyle yaşantımıza damga vuruyor ve bu halimiz bizi bile korkutuyor.

Eğer kendimizi daha iyi tanırsak, nasıl yaşadığımızın farkına varırsak kırılganlığımızla baş edebiliriz diye düşünüyorum. En azından duygularımızın kontrolü bizim elimizde olunca, hayata ve getirdiklerine daha çok sözümüz geçer.

Peki hayata karşı duruşumuz nasıl dersiniz? Olaylar karşısında nasıl tepkiler veriyoruz? Hareketlerimiz daha çok içimize, kendimize mi; yoksa dışarıya mı bağlı?

Uzmanların deyimiyle iç odaklı mı yoksa dış odaklı mı hareket ediyoruz daha çok?

Pek üzerinde durmadık biliyorum. Hatta belki farkında bile değiliz. Ama şimdi tam zamanı.

İç odaklı yaşayanlar; hayata karşı duruşlarında, imajlarında, tercihlerinde kalp seslerini dinleyen ve kendi istekleri doğrultusunda kararlar alan insanlar.

Tam tersine; başkalarının istekleriyle hareket eden, onlardan çokça etkilenen ve kalp seslerini duymazdan gelenler ise dış odaklı yaşayanlar.

Dış odaklı olmak hayli yorucu aslında. Çünkü hep bir tetikte kalma hali var. Başkalarının düşüncelerini fazlasıyla umursamak ve hayatı ona göre şekillendirmek zor. Sürekli bir onay bekliyorsunuz çünkü. Düşünsenize tam bir kaos hali. Ve elbette çokça mutsuzluk.

İşte uzmanlar kırılganlığın, dış odaklı olduğunu söylüyor.

Kendisine olan saygıyı ve özgüveni çabuk yitiren insanlarda daha sık görüldüğünde de hemfikirler. Kırılgan insanlar dışarıdan gelen olumsuz değerlendirme ve eleştirilere kolay katlanamıyorlar. Narin bir biblo gibi paramparça olduklarını hissediyorlar. Çünkü kendilerine verdikleri değeri, başkalarının düşünce ve sözleriyle ölçüyorlar. Güç ve özgürlüklerini bilmeden onların eline teslim ediyorlar.

Elbette içinde yaşadığımız toplumun değerlendirme ve eleştirileri bizler için önemli. Ancak kendisini değersiz bulan, çevresinden saygı beklerken aslında kendisine hiç saygı duymayan, hep dışardan gelecek desteklere ihtiyaç duyan bir kişiysek vay halimize.

Yavaş yavaş kırılganlığımız artıyor hayata karşı. Çabuk darılan, surat asan, sosyal yaşamdan uzaklaşan, konuşmayıp iyice kabuğuna çekilen bir insan haline geliyoruz. Ve tüm bunlara bir süre sonra öfke ekleniyor.

Zaman içinde açık sözlü olmaktan, alttan almaktan, empati yapmaktan da uzaklaşıyoruz.  Anlaşılamadığımızı düşündükçe etrafımıza ördüğümüz duvarlarımızı kalınlaştırıyoruz. Kendimizi böylece korumaya almaya çalışıyoruz. Ama kendi içimizde biriken öfkenin bu duvarları yerle bir edeceğini, daha da sarsılacağımızı hiç aklımıza getirmiyoruz.

Yeterince iyi olmama endişesi, kırılganlığımızı körükleyen bir diğer duygu. Farkında mısınız bilmem ama hepimizde var bu endişe. Yeterince güzel olmamaktan, yeterince ince ya da zeki olmamaktan, yeterince programlı olmamaktan dem vurup duruyoruz örneğin. Çokça kıyaslama yapıyoruz, başkalarıyla kendimiz arasında.

Oysa kendisini gerçekten seven ve değerli gören bir insan; bu kıyaslamadan uzak durur her daim. Herkesin kendi nevi şahsına münhasır olduğunu; artı ve eksileriyle, bütünde güzelleştiğini bilir.

Kusurlarımızla güzeliz aslında. Bizi biz yapan özelliklerimiz onlar. Cesurca bunu kabullenmek, hem kendimize hem de etrafımızdakilere daha merhametle bakmamızı kolaylaştıran ana etkenlerden. Her şeyde olduğu gibi elbette burada da denge hali önemli. Kişiden bireye geçebilen, özgüveni ve özgür iradesi olan herkes; dış kaygılardan uzak kendi kalp sesinin tınılarıyla alabildiğine mutlu olur diye düşünüyorum.

Kendisine sevecen yaklaşan bir insan başkalarına da aynını yapar.

Öncelik hep kendimizde. Tıpkı sevgi ve saygıda olduğu gibi.

İşte böylesi insanlar; kendi kırılganlıklarını kucaklama cesaretine de sahipler. Yani kırılganlıklarının farkındalar. Bu hallerini kabullenip seviyorlar.

Kendilerini kıranları da daha kolay affediyorlar. Çünkü biliyorlar ki; bazı insanlar kırıldığı için karşısındakini kırar. Üstelik yaptığının farkında bile değildir. (devamı 2/2’de)

Sevgiyle kalın.

Belgin ERYAVUZ

12.03.2015

gülsen tunçkal bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 437
Toplam yorum
: 256
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 551
Kayıt tarihi
: 09.04.11
 
 

Makine mühendisiyim, bir kız annesiyim. Okumayı, yazı yazmayı, yazarak paylaşımlarda bulunmayı, insa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster