Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Şubat '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Ahlak ve zeka

Ahlak ve zeka
 

Bizim medya tam bir tuluata dönüştü.

Gelin, hep birlikte itiraf edelim.

Gazeteler boydan boya boyalı kadın, dedikodu, iftira, kumkuma, fısıltı, söylenti, sosyete, ayaktakımı, yalan dolan, üçkağıtçılık, sahtecilik, bayağılık, müstehcenlik, ayan beyan üzerine…

Peki, seviyeye dayanan kadın-erkek ilişkisinin güzelliğine kıran mı girdi?

Aşkın soylusu hiç mi yok?

Aşkın şiire dönüştüğü zamanlar tümden geçmişte mi kaldı?

Bunları ben söylemiyorum. İlhan Selçuk söylüyor.

Ne oldu da bunları yazıma konu edindim.

Ne olmadı ki?

19 yaşındaki genç, İstanbul’dan evli sevgilisinin kocasını öldürmek için İzmir’e gitmiş. Katil zanlısı, “Çok kıskanmıştım'' demiş.

Sait Faik’in bir hikayesi geliyor aklıma. Adam, sevgilisini öldürünce yine aynı soru sorulmuş adama.

Cevabı üç aşağı beş yukarı aynı: “Ağabey, çok seviyordum, ne yapayım?”

Gaziantep’te, askerden firar eden 22 yaşındaki genç, evlilik dışı yaşadığı ilişkiden hamile kalan kız kardeşi 16 yaşındaki kızı, sabaha karşı uyandırıp töre gereği pompalı tüfekle öldürüp töreler müsaade etmedi yaşamasına demişti, hatırlayın.

Al birine vur ötekine!

Aklı selim insanlık buna ne ad koyar şimdi?

Ahlâk açısından haz ahlakı, fayda ahlakı, bencillik ahlakı, anarşizm ahlakından hangisine girer?

17.yüzyılda yaşamış Spinoza, çağımızda yaşamış olsaydı düşüncelerinin doğruluğu için sayısız veri toplamış olurdu.

Bakın neler söylemiş Spinoza: Meslek disiplinini ve vatandaşlık görevini düzenleyen örf ve adetler vardır.

Bu örf ve adetler toplumda kamu vijdanı denilen ortak bir anlayış meydana getirir.

Töre cinayetleri töreler müsaade etmedi anlayışının ürünü mü yoksa?

Taşı alın, gediğine koyun!

Cenap Şahabettin’in “Tiryaki Sözler” adlı kitabı toplumsal ya da bireysel yaralarımıza, sorunlarımıza ayna tutacak özlüktedir.

Doğru olmanın, doğruluk kavramının ne derece zor bir ahlaksal erdem olduğunu sözlerinde özetlemiş:

“Kavak ağacını beğenen ve seven pek az kişi gördüm. Çünkü dosdoğrudur.”

“Çocukken perde arkasındaki Karagöz’ü canlı sanırdım, şimdi de perde önündeki canlıyı Karagöz sanıyorum.”

Kim Karagöz, kim kendinin doğru olduğunu zannediyor?

Doğru, değer yargılarının ya da insan olmanın sorumluluğunu bünyesinde ne derece taşıyor?

İçimizdeki doğru, Karagöz’ün saf doğrusundan başka bir şey değilse hangi doğruların bizi esir aldığına dikkat etmemiz gerekir.

İnsan olmanın doğruları ile törelerin doğruları arasındaki bariz farkın irdelemesini ince eleyip sık dokuyarak yapmalıdır.

Ahlak, biraz da zekânın çocuğudur.

Ancak, sağlam ahlaka ve insana değer veren zekâlar ayakta kalabilir.

Çıkardan uzak, dürüst zihinler ancak ve ancak eğitilmiş ahlakla çağdaş

zihniyetin fezasına ulaşabilirler.

İlhan Selçuk ne diyordu:

“Aşkın soylusu yok mu hiç?”

Ben de diyorum ki:

Zekânın ahlaklısı yok mu hiç?

Sevdiğinizle yaptığınız sayısız mesajlaşmalar, beraber yaşadığınız ortamlar, yaşanacak bir şey kalmamışlıklar arasında aşkın soylusu elbet de olmayacak.

Aşk, ne istediğini bilmiyor ki soylusu olsun.

Aşk, bireye layık görülmüyor ki ona değer verilsin.

Aşk, kendisi olamıyor ki ahlakı olsun.

En önemlisi, aşk, şiir tadında yaşanmıyor ki adı konulsun.

Bizim medya hakikaten bir âlem!

 
Toplam blog
: 35
: 799
Kayıt tarihi
: 08.06.06
 
 

Eğitmen ..