- Kategori
- Güncel
Ahlaki çöküşün bataklığında çırpınan İslam alemine bir kılavuz: Hz. Musa'nın ahdi

Firavunun mumyası
Dünyadaki doğalgaz kaynaklarının %40, petrolün %60’dan fazlasına, güneşe, suya sahip (Buna rağmen çöpü bile 1 milyon yıl saklanması gereken nükleere talip olacak kadar nankör), 1400 yıldır elinde Kur’an bulunan İslam alemi, dünyaya örnek ve önder olan bir birlik, refah ve barış topluluğu olması gerekirken, yoksulluk, savaş ve cehalet içinde can çekişiyor.
Aynı Allah’ın, üstelik aynı dininin kulları, “İslam’ı diğer dinlere üstün” kılmaya aracı örnek Müslümanlar olmak yerine, İslam denilince akla şiddet, kan, zorbalık, savaş getiren tutumlarıyla İslam’a zarar veriyor,
Böylece, hem dünyada refah içinde, huzurlu yaşamak, hem de ahireti kazanmak yerine, ikisini de kaybetmeyi seçiyorlar.
Bunun en büyük nedenlerinden biri kişisel çıkar veya “ötekine” duyulan kinle zalimlere, kendi dünyalıkları ve iktidarları için uşaklığı seçen işbirlikçi yönetimlere doğrudan veya sessiz kalarak dolaylı destek olmaları.
Ne demişti Hz. Musa:
"Rabbim, bana lütfettiğin nimete yemin ederim ki, bir daha suçlulara asla arka çıkmayacağım." (Kasas, 17)
Diyanet İşleri Başkanlığının tefsirine göre (özetle):
“Müslüman âlimler, Hz. Musa'nın (a.s) bu sözünün yorumunda genellikle şu şekilde hemfikirdirler:
Bir mümin, ister bir kişi, ister bir topluluk, isterse iktidardaki bir hükümet olsun, zalime yardım etmekten tamamen kaçınmalıdır.
Bir kimse, Ashabın tanınmış üyelerinden olan Atâ b. Ebi Rabah'a sordu:
‘Benim kardeşim Emevî hakimiyetinde olan Kûfe'nin vali kâtibi, gerçi halkın meseleleriyle ilgili kararları o vermiyor, ama kararlar onun kalemiyle yayınlanıyor. Bu hizmeti sürdürmek zorunda, çünkü bu onun tek gelir kaynağı’ Hz. Atâ bu ayeti okudu ve şöyle dedi: ‘O kardeşin kalemini elinden atsın. Rezzak Allah'dır.’
Başka bir Emevî kâtibi, Amir Şa'bî'ye sordu:
‘Ben yalnızca verilen kararları kaydedip, yayınlamaktan sorumluyum. Bunun dışında hiçbir şey yapmam. Bu memuriyet dolayısıyla kazandığım rızk helal mi, değil mi?’ O şöyle cevapladı: ‘Mümkündür ki masum biri cinayet suçuyla hüküm giyer ve karar senin kaleminden çıkar yahut birinin mülküne adaletsizce elkonulur, yahut bir başkasının evinin yıkılması emredilir ve tüm emirler senin kaleminden çıkar.’ Sonra imam bu ayeti okudu. Bunun üzerine kâtip şunları söyledi: "Bu günden itibaren kalemimden Emevîlerin hükümleri çıkmayacak!"
Sonra, dönüp İslam âlemine bakalım:
Din, iman, vicdan, namus adeta bacak arasına sıkışmış, dindarlığın derecesi kadının kıyafetinin kapalılığıyla ölçülür, kadının cehaleti marifet haline gelmiş.
Yaptıklarını hiç kimse görmese ve bilmese de Allah’tan gizlenemeyeceklerini, zamana, çoğunluğa, hatta şeytana uymanın bile mazeret olmayacağını, din gününde kendi yaptıklarının hesabını vereceğini unutanlar, Ayetleri, hadisleri eğip bükerek insanları kandırdıkları gibi (haşa) Allah’ı da kandıracaklarını zanneden yarım imanlılar.
Ağızlarda Allah, İnşallah, namaz, oruç, diğer yanda torpil, rüşvet, adam kayırma.
Orucun saniyesine, abdestte tırnağın ojesine titizlenen, ama bıraktıkları tuvaletlere girilemeyen, taş devrinde bile çöp çukurları varken, gittiği her yeri çöplüğe, gönüller açacak manzaraları iç bulandırıcı görüntülere çeviren,
Tohumu, toprağı, havayı, suyu zehirleyenler,
Başta Firavun misali, millet malını, devlet hazinesini, ülkenin kaynaklarını döke saça keyfince harcayan, saraya, lükse doymayan israf içindeki yönetimler.
Şeytanın maskarası olmuş, Kur’an ne diyorsa tam tersini İslam için yaptığını iddia eden, mezhepçi, bölücü, düşmanlık üreten, çatışma-savaş, ölüm-yıkım getiren sapık anlayışlar,
Kur’an, “Ey iman edenler! Öz benliğiniz, anne-babanız, yakınlarınız aleyhine de olsa, zengin veya fakir de olsalar, adaleti dimdik ayakta tutarak Allah için tanıklık edenler olun”(Nisa,135)
demiyormuş gibi, gerekirse iftira ederek, kendine rakip veya muhalif gördüğü,
Yurtsever, kafası çalışan, toplumun beyni, vicdanı olan insanların ekmeğinden edilmesi, hapislere tıkılması hatta ölümüne sebep olan iktidar tutkunluğu.
Kendi ödedikleri vergilerden oluşan devlet hazinesinin israfına, talanına,
“Yedi ama yaptı” diyebilecek kadar şaşkın, kendi değerinin, emeğinin, gücünün farkında olmayan,
Sarayda sefa süren Firavun'a saraylar, mezarlar yapmak için canlarını veren, Firavun'a hizmeti dininin gereği, boğaz tokluğunu nimet sayarak dünyasını da ahretini de yitiren yüz binler gibi, büyük hırsızları destekleyerek çok sayıda küçük hırsızlığa, ahlaki çürümeye onay veren, düşmanlık üreten yöneticileri tekrar tekrar iş başına getiren, güçlerini birleştirip hesap sormayan, verdikleri destekle yönetimin suçlarına ortak olan kitleler.
Din adına yapılan zulümlere, katliamlara seyirci ve tepkisiz kalarak yoksulluklarının ve başlarına gelen kötülüklerin gerçekte “kendi ellerinin kazandığı” olduğunun bile ayırdında olmayan,
Savaşları, felaketleri, cinayetleri, kazaları kadere bağlayan milyonlar.
Ancak başlarına gelenler ve daha da gelecekler kader değil, kendi seçimlerinin sonucu:
“İnsanların ellerinin kazanmış oldukları yüzünden denizde ve karada bozgun çıktı. Allah onlara, yaptıklarının bir kısmını tattırıyor ki geri dönebilsinler.” (Rum,41)
“Allah yolunda harcama yapın/nimetleri paylaşın; kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın! Güzel düşünüp güzel işler yapın! Çünkü Allah, güzellik sergileyenleri sever.”(Bakara,195)
“Bu, kendi, ellerinizin üretip önden gönderdiği yüzündendir. Allah, kullara asla zulmedici değildir”.(Al-i İmran, 182)
“Biz insana, bizden bir rahmet tattırdığımızda, onunla sevinip şımarır. Kendi ellerinin hazırladığından bir kötülük başlarına sarılınca, bakarsın insan, alabildiğine nankörleşmiştir.” (Şura, 48)
İslam alemi bu akılla gittikçe ahlaki ve toplumsal olarak daha çok çürüyecek,
Eğitime, sağlığa, refaha harcanacak kaynaklar üstelik aynı dindeki vatandaşları veya komşuları öldürmekte, savaşlarda harcanacak, suçlar ve bölünmeler arttıkça nesiller boyu kalıcı düşmanlıklar artacak,
Bunun kaybedeni, Müslümanlar ve İslam’ın itibarı,
Kazananı,
İşbirlikçi yöneticiler ve işadamları, uluslararası silah ve uyuşturucu tacirleri, bölgeyi kendi kafalarındaki plana göre şekillendirmek isteyen ve başarılarıyla gurur duyan, Müslümanların akılsızlıklarıyla alay eden dış güçler olacak.
“Allah pisliği aklını kullanmayanlar üzerine bırakır” (Yunus, 100)
“Gerçek şu ki Allah, bir toplumun maruz kaldığı şeyleri, onlar birey olarak içlerindekini/birey olarak kendilerine ilişkin olanı değiştirmedikçe, değiştirmez. Allah bir topluma perişanlık dileyince de artık onu geri çevirecek bir güç yoktur.”(Ra’d, 11)
“Halkı iyilik ve barış sevenler olsaydı, Rabbin o kentleri/medeniyetleri zulümle helak edecek değildi ya!”(Hud, 117)
Gerçek anlamda çağdaş firavunlar, zalimler, bölücüler ve bozguncular da kaybedecekler. Firavun nasıl sarayını, piramidini, altınları götürmediyse ve geriye sadece ibret için mumyalanmış bedeni kaldıysa, onlar da her şeyi burada bırakıp sadece ürettikleri şerle layık oldukları yeri boylayacaklar.
“Bugün senin cansız bedenini kurtaracağız ki, arkandan gelenlere ibret olasın. Ama insanların çoğu bizim ayetlerimizden gerçekten habersiz bulunuyorlar.”(Yunus,92)