- Kategori
- Efsaneler
Ahmet ile Munise! (1)
Bu türkü Ahmet ile Munisenin hikayesidir! Sakarya yöresi insanları asırladır kına gecelerinde bu türküyü söylerler!
Kına geceleri olur bildiğiniz gibi! Yok o manada söylemedim! Gece kınayı sürersin parmağına sararsın, sabah çözdüğünde o kısım koyu kırmızı bir hal alır!
Kına yakmış derler buna!
Anlamsız birşeydir! Benim elime sürülse rahat edemem, gider yıkarım devamlı! Çıksın diye! Mesela ben öjeye de zıtımdır! Ama kadınlar işte! Böyle anlamsız şeylere bayılırlar!
Hendek köylerinden birinde Ahmet adında yakışıklı bir genç yaşar! Babası birgün onu yanına çağırır.
“Oğlum Ahmet! Bu yaşa geldin bir baltaya sap olamadın. Seni nahiyedeki Abdülbaki ustanın yanına vereyim de dülger çırağı olarak işe başla. Belki bir baltaya sap olursun! Yarın sabah erkenden kalkıyorsun doğru Abdülbaki ustanın dükkanına gidiyorsun. Beni babam gönderdi diyorsun o anlar. Ben de öğleye doğru gelirim!”
Sabah erkenden uyanır Ahmet. Beş kilometre ötedeki Abdülbaki ustanın dükkanına gider. Dükkan kapalıdır. Şehirlerde Millet tembel olur bilirsiniz! Biraz sonra Abdülbaki usta gelir dükkanı açar!
“Amca ben Hüseyin’in oğluyum. Senin yanına gönderdi beni!”
“İsmin neydi senin evladım!”
“Ahmet!”
“Ne güzel bir ismin var. Ah benim de senin gibi yakışıklı bir oğlum olacaktı ki? Yok işte! Gözü kör olsun kaderin!”
“Allah mı vermedi?”
“Verdi ama bir kız!”
“Vah vah!”
“Ama iyidir ! Erkek gibidir! Gibisiyle olursa tabi! Neyse al oğlum eline rendeyi de şu kazma saplarını rendele!”
“Rende hangisi Amca?”
“Rendeyi bilmiyor musun? Bak ileride tahtadan kamyona benzeyen birşey duruyor ya o işte!”
Abdülbaki usta rendeyi alır, nasıl rendeleyeceğini gösterir Ahmet’e!
“Kolaymış bu Amca!”
“Her iş kolaydır evladım! Yeter ki içinde olsun!”
Öğle olmuştur. Elinde sefertasıyla çok güzel bir kız girer dükkandan içeri!
“A, babam yok mu?”
“ Şimdi Camiye gitti. Siz Abdülbaki Amcanın kızı mısınız?”
“Evet!”
“Ben de yeni başladım burada işe!”
“Öyle mi? Bilseydim size de yemek getirirdim! Hemen getireyim o zaman!”
“Durun! Gitmeyin, karnım tok!”
“Yok yok, bu saatte açsınızdır, bir koşu gider gelirim!”
“Bari babanız geldiğinde gitseydiniz!”
Ahmet, namazın uzamasını hatta mümkünse araya bir de cenazenin girmesini ne kadar arzu eder!! Ama nedense bu tür mevtalar hep ikindi namazını müteakip defnedilir!
Az sonra Abdülbaki usta döner.
“Evladım geciktim herhalde ! Körolası romatizma rahat ettirmiyor beni! Yemeğini yeseydin evladım. Kızım tekrar getirirdi bana! Hadi kızım, Ahmet ustaya da getir yemeğini!”
Kızın ceylan gibi sekerek arnavut kaldırımından gidişi Ahmet’in yüreğini hoplatır!
“Amca, bu kız senin kızınmış demek!”
“Sahibi çıkmazsa bizim evladım!”
Ahmet az daha ağzından kaçırır.
“Çıkar çıkar Amca!”
Sorar Abdülbaki Amcaya!
“İsmi ne kızının Amca?”
“Munise! Ama ben ona Erkek Fatma derim!”
“Munise de güzel isim!”
“Kaynanamın ismiydi! Hanım öyle istedi! Ben de kıramadım! Yoka gıcııktım rahmetliye!”
Ahmet işe canı gönülden sarılmıştır! Abdülbaki usta da sevmiştir Ahmet’i. Her namaza gidişinde Ustasını uyarır!
“Amca, benim için de dua et namaz sonrası! Unutma olur mu! Yasin oku! Ben kazmaları rendelerim!”
Nereden bilsin Abdülbaki usta ki kızıyla biraz daha yalnız kalmak için bu numaralar!
Devamı yarın! Meraklanın! Ağlayacaksınız!