- Kategori
- Şiir
Ahraz

Eri dağlar, Öne eğil başım, Ateş ol sevdam, Yan yüreğim!..../...."Herşey hatıralaştığı vakit, nasıl hüzün bağlar! ... Falih Rıfkı Atay
Böyle başlayacaktı hikaye; ”Eğer sensen, kadınmsan, beni suyla buluşturansan, eğer biz’sek o, bir gün yine kavuşacağız, KORKMA ! ”
Korkuyorum. Korktuğumda saklandığım yerin, senin huzur bulduğum nefesin, sesin olduğunu hatırlıyorum. Külleri sana savruluyor yandıkça yüreğim. Kokuna hasretken ben, yanımdan geçen herkese, dibinden yanan bir kalp kokusu bırakıyorum.
Kollarımı iki yana açıp hızla koştum.
Ve o sonsuz uçurumdan aşağıya attım kendimi, ölmedim.
Gitmeliydin.
Yaralarım şiddetle kanıyordu.
Acı ve derin bir sızıydı.
Sen bunları göremeyecek kadar uzak bir yolda,
Yollarımızın ayrıldığı yerdeydin.
Olduğum yerden hızla adımlarla yürüyüp, geçen günlerin üzerinden atlayarak, ayların içinden geçerken düşüp dizlerimi kanatarak, yıllarla yarışırken nefes nefese kalarak oraya geldim; çocukluğumun ağaç altına. Bir bir sokaklarını dolaşıyordum elinden tuttuğum çocukluğumun.
Sen konuşuyordun;
Sustuğunda dudaklarını hissettim;
Tıpkı ilk öpüşün gibi…
Sen içimde ve yıllar akıp giderken ömrümden,
Yanında olduğumu sandığım günler ne zaman son bulacak bilmiyorum.
Bu çok büyük bir hüzün, büyük bir eksiklik ve büyük bir mutsuzluk. Nereye kadar dayanırım kestirmek öyle güç ki. Sen bende ki güce aşıktın, ben, bana o gücü veren sana. Artık tükeniyor gücüm, metanetim…bu hayattan çok aşağılara düşüyor, darmadağın, tarumar oluyorum.
Ellerimde çaresizlik,
Gözlerimde umutsuzluk…
Hiç birşeyim yok!
Öyle fakirim ki,
Tek zenginliğim;hasretim,
Hergün çoğaltıyorum.
Karanfil kokan ellerinin avuçlarımdaki sıcaklığı ah!
Ve Gözlerimde asılı,
Şekerlenmiş şuruplar kadar donuk gözlerin.
Darmadağınıklığım benim,
Benim lime lime olan tenim,
Kanayan kalbim benim…
Gücüm,sadeece -arasıra- hafifçe tebessüm etmeye yetiyor, o kadar. Bu savaşlardan ne kadar yara alacağım,nereye sığınacağım bilmiyorum. Hiçbir söz acımı dindirmeyecek, hiçbir teselli kar etmeyecek ve hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Görüyorsun ya,
Öyle zenginim ki;
Elimde ayrı günlerin çakıl taşları,
Yıllardır biriktirdiğim.
Duvarlar ve ağaçlar, günleri çentiklediğim.
Işığı gördüğüm,
Geçmişten geleceğe,
Gelecekten bugüne diye diye
Voltalar attığım,
Müebbet hapisliğim benim.
Kendi idam kararlarımı verdiğimde,
Geri dönmeyecek şekilde veda ettiğim,
Ama ısrarla beni yaşamaya mahkum eden adam!
Yalnızlığımın atlası!
Yavru bir kedi gibi saçlarımı okşagığında,
Parmak uçlarından
Bütün hücrelerime şefkati damlayan…
Dön !
Kaynadığında yeşili yok olan yaprak gibi,
Solsun ömrüm ellerinde.
Dön !
Kar tanesi gibi eriyip kaybolsun varlığım.
Benim
Sırtımda
Koca bir dünya duruyor.