- Kategori
- Siyaset
Ak Parti düşerken!...

Bir kere, demokrasinin en temel değişmezinden başlayalım; hiç bir partinin iktidarı ebedi değildir...
Demokrasiyi yaşayan ülkelerde, "iktidar yıpranması" ve "yüz eskimesi" gibi doğal nedenler, hükumetleri değiştirir.
Yani, iktidardaki siyasi partinin çok başarılı olması, onu üst üste iki kez iktidar yapabilir; ancak üçüncüsünü elde etmesi için, başarı üstüne başarı koyması gerekir ki bu da kolay değildir.
AK Parti, Türkiyde üst üste ikinci iktidarını gerçekleştiren, üstelik ikinci gelişinde birincisinden çok daha fazla oy alan bir parti oldu.
Bunda, iktidarın her alandaki başarıları kadar, AK Parti'ye karşı olan resmi-siyasi tüm güçlerin AKP'yi engellemek için yaptıkları hukuksuz çıkışların da büyük katkısı oldu.
Yani, gerçek şu ki, AK Parti yüzde 47 gibi bir orana, 367 absürtlüğünün ve 27 Nisan hukuksuzluğunun katkılarıyla ulaştı.
Buna rağmen, AK Parti'nin yüzde otuz beşlik bir taban oyu olduğuna şüphe yok.
Açılım sürecinin, özellikle de başlangıç noktalarında AK Partiye zarar vereceğini, Başbakanın kendisi dahil olmak üzere herkes biliyordu. Nitekim son yoklamalar bunun böyle olduğunu gösteriyor.
Ne var ki, açılım sürecinin başlangıcında ortaya çıkan bu durumu görüp de, erken seçim ve kolay iktidar hayali kuranlar fena halde yanılıyor.
Bırakalım bu noktada bir erken seçime iktidar partisinin vize vermeyeceğini, olsa bile ilerki süreçlerde durum yeniden AK Partinin lehine dönme özelliği taşıyor.
Muhalefetin tahriklerinin belli bir etkisi olsa bile, nihayetinde Türkiye seçmeni "AK Partiyi düşürürsek sonrası ne olur" sorusunu da kendine sorarak oy sandığına gidecektir.
İster ekonomide, ister terör sorununda, ister dış politika da olsun, muhalefet partilerinin karın doyuracak bir teklifleri, bir programları yok.
Böyle olunca, millet onların neyine oy verecek? Tabii, burada sözünü ettiğimiz, partizan davranışlar sergilemeyen ve iktidarı belirleyen geniş kitlelerdir. Partizanlar yine kendi partilerine oy verse bile, bu oylar muhalefet partilerini iktidar yapmaya yetmeyecektir.
Hatta, bir CHP-MHP koalisyonu bile, koalisyon dönemlerinin kaos ortamını yaşamış Türk halkı için korkulu rüya olmaktan başka bir şey değildir.
"Doğru sarsılır ama yıkılmaz" diye bir söz vardır. AK Parti, yaptığı açılım politikası ile- ki doğru bir politikadır- sarsılacaktır; ama yıkılmayacaktır.
Türkiyede akl-ı selim sahibi bir muhalefetin olmayışı, AK Partiyi gerçek bir rekora eriştirebilir; üçüncü defa iktidar!...
Ama, asıl önemli olan, Türkiyenin kazanmasıdır elbette... Bu ülkenin AK Parti iktidarı gibi bir "şansı" varsa; ciddi bir muhalefetin olmayışı gibi de bir "şanssızlığı" var.
Anadoluda kadınların "düşük çocuklar" için söyledikleri bir söz vardır: "Ya düşerim, ya düşürürüm..." Bu sözle kastedilen, düşük durumundaki çocuğun, anneye de büyük zararlar verme ihtimalidir.
Türkiyede AK Partinin düşüşü de böyle bir risk taşıyor; Türkiye'nin de düşüşü!...
Keşke, ekonomide, dış politikada ve iç sorunları halletmede vizyon sahibi ve sonuna kadar gidebilecek iradesi olan başka muhalefet partileri de olsaydı.
Doğal yıpranma ve yüz eskimesi yaşamaya mahkum olan AK Parti yerine onları iktidara getirebilseydik!...
Ama yok.. Böyle olunca da, ya erken sevinenlerin sevinçleri kursaklarında kalacak ve üçünçü bir AK Parti iktidarına katlanacaklar..
Ya da Türkiye'nin düşüşünü izleyeceğiz hep birlikte!...