- Kategori
- Anılar
Akçakoca MTA kampı
MTA nın Akçakoca kampı hayatımda çok güzel anıları olan bir yerdir.
O dönem ler de çok modern bir tatil yeri idi. Bakanlar bile oraya gelebilmek isterlerdi. Biz her sene ilk olarak 1966 yılı olmak üzere 1977 ye kadar Akçakoca ya gittik. Orada geçireceğimiz 15 günün hayali bütün kış aylarını süslerdi.
İlk gittiğimiz yıllardan biriydi. Tam olarak senesini bilemiyorum. NEIL ARMSTRONG un aya ayak bastığını radyodan naklen dinlemiştik. O sene bir de deprem yaşamıştık. Ben küçük olmama rağmen dün gibi hatırlıyorum hepsini.
Kampa ilk gidildiği gün daha otobüsten iner inmez çocuklar mayolarını giyip havuza koşarlardı. Sanki mayoları elbiselerinin içine giymiş gibi hızlıydılar. Ne zaman bavulu açıp mayoyu bulup giyebildiler diye hep düşünürdüm. Oysa biz hava değişimine alışalım bugün duralım hava ısınsın biraz bekleyelim diye beklerken Karadeniz fırtınalı yüzünü gösterirdi hemen. 15 günün 7 günü güneşli geçerse diğer 7 günün yağmur gök gürültüsü dev dalgaların kumsalı aşıp havuza kadar ulaştığı denizle muhatap olurduk.
Güller mis gibi kokar her tarafta değişik çiçekler azman boyutlara ulaşırdı.
Yemekhane akşamları orkestra eşliğinde dans edilen şarkı söylenen bir çay bahçesine dönüşürdü. Herkes akşam üstü özenle seçtiği kıyafetlerini giyer yemekhanenin önünde yer alan terasda piyasa yapardı.
Yemekhane akşamlarında dinlenen canlı müzik aramızda caz diye dillendirilirdi. Hergün olan bu etkinlik artık fazla eğlendirmiyor olmalı ki ağabey ve ablalarımız Akçakocanın içinde yer alan discoya gitmek isterlerdi. Hatta birgün Ender abi diye bir abimiz vardı. O bir kız arkadaşının annesinden izsin alırken kulak misafiri olmuştum. Kadın caz var oğlum nereye gidiyorsunuz diyordu. Ender abi de biraz peltek di. Her gece cass var teyse diyordu.
Bunun haricinde ilk gittiğimiz yıllarda kıyafet balosu düzenlenirdi. Annemle babam da kıyafet yarışmasına katılmışlardı. Babam köylü bir dayı annem de onun çarşaflı eşini oynamışlardı. Babam annemi vuruyordu.(mantar tabancası ile) kardeşim hem bu olaya çok üzülmüştü. Bir sonraki sene babam kadın kılığına girip annemin elbisesini giymiş o kıymetli bıyıklarını kesmişti. Ay babam yabancı gibi olmuştu. Bir teyze vardı adını hatırlayamıyorum ama çok iri bir kadındı o da erkek kılığına girmişti. Birinciliği de almışlardı.
Daha sonra ki yıllarda kıyafet balosu da olmadı caz da kaldırıldı. Ama çocuk bahçesinin alt katına disco açtılar. Gençler daha çok sevindi çünkü herhalde anne babalarının gözlerinin önünde dans etmek hoşlarına gitmiyordu. Disconun hemen karşısında yemekhanenin alt katı oluyor bu tarif ettiğim yer oyun salonu vardı. Gündüzleri orada iskambil, tavla, okey,falan oynardık.
Deniz hep dalgalı olurdu. En az dalgalı hali bile kıyıda insanı devirirdi. Denizdeki kuyular çok korkunçtu. Sahile paralel yüzseniz bile derinlik süratle değişebilirdi. Hatta ben bir kere simitle yüzerken ters döndüm boğuluyordum. O günden sonra denizden korkar oldum. Hala yüzme bilmiyorum. Hava yağmurlu ise dalgalar azmanlaşırdı. Bir gün denizde boğulan birisinin ölüsü kıyıya vurmuştu. Çok etkilenmiştik.
Cuma yeri gençlerin her sene gittiği bir ziyaret yeriydi. Mutlaka yürüyerek yürürken de etraftaki fındık ağaçlarından fındık yiyerek Cuma yerine gidilirdi. Bir de Akçakoca kalesi vardı gidilmesi gerekli yerler içerisinde. Ayrıca bazı günler yemekhane de çıkan yemek yenmez canlı balık da balık , esentepe de pide yenirdi.
Biz Akçakoca ya çok kalabalık giderdik. Teyzemler, dayımlar yaklaşık 20 kişi olurduk. Çok eğlenceli günlerdi. Burada şu şarkıyı anmadan edemeyeceğim.
Gel desem gelir mi sanki
Mutlulukla dolu günler
Ayrılıklar dargınlıklar geçiyor yazık ömürler
Kıbrıs savaşı sırasında radyo dinlediğimiz ve Yunanistan dan acaba bir saldırı gelir mi diye korkuyla beklediğimiz günler var aklımda. O sene çok eğlenceli geçmemişti.
Yıllar sonra çocuk çoluk yine gitmek istedik Akçakoca ya. Ama nafile o tat yoktu. Heryer eskimiş solmuş yastık yorganlar bile küf kokuyordu. O yer bu yer miydi? 1999 depreminden sonra depzemzede leri oradaki odalara geçici olarak yerleştirdiler.
Şimdi oralar nasıl bilmiyorum.
Şimdi nasılsın bilmem öğrenmek de istemem
Beni sorarasan eğer söylemem.
Yaa işe böyle… güzel olan gençlik mi gençlik de yaşananlar mı? anne evimi aileyle yaşananlar mı? bilmiyorum. Zaten önemi de yok. Çok güzel günlerdi.