- Kategori
- Anılar
Sarıalizadelerin Fethiye'deki kolları ve dostluk ilişkileri

RESİM: 1974 YILLARI SEKİ MAHALLİ SANATÇILAR TOPLULUĞU
SARIALİZADELER
Kuman Kıpçaklar soyundandırlar. Kafkaslardan Gürcistan üzerinden İran Horasan’a 1700’lü yıllarında geldikten sonra oradan da 1727’li yıllarında Anadolu’nun çeşitli yerlerinde mesken tutmuşlardır. İran Horasan’dan gelirlerken 35 bin çadırla gelerek Trabzon’un Baltacı deresi ve civarlarına yerleşerek oralarda koyun sürüleri edinerek geçimlerini sağlamışlardır.
Kumanlar Gürcistan'da uzun süre kaldığından Hıristiyanlığı benimsemişlerdi Of ve çevresi 1461 yılında Trabzon'un Fatih tarafından fethedilmesiyle Osmanlı İmparatorluğunun eline geçmiştir,Baltacı deresinde 500 civarında Rus askeri öldürmüşler ve zamanla tükenen mermi ve diğer ihtiyaçlar yüzünden dağların yüksek kesimlerine çekilmişlerdir. Özellikle Trabzon’un Of ve Cumapazarı’nı mesken tutan Sarıalizadeler bu yörelerde yaşamlarını sürdürmüşlerdir.
Sarıalizade Molla Ali’den
OSMAN VE HASAN
Sarıalioğlu Molla Ali Efendi 1800’lü yılların başında Trabzon’dan çıkarak Urfa üzerinden, Toros Dağlarını takiben, sahil Ceylan Köyü’ne gelmişler, Ören ile Ceylan’ı bağlayan köprünün yakınında yurt edinerek, buralarda hayvancılıkla geçimlerini sağlamışlardır. ‘’Sarı dere’’ ismini buradan almıştır.
1- Kuman Kıpçaklar Soyunun Sarallar boyundan 1828 doğumlu babamın dedesi olan Osman’ın Mehmet ve Fatma’dan olma Ummuhan ile evliliğinden üç oğlan ve üç kızları dünyaya gelmiştir. İlk çocukları 1858 doğumlu Rukiye’dir. Rukiye halamız (Saralca nine) Seki’nin Kızıldere mevkiinde ikamet eden Abalılar soyundan Mustafa ile evlidir. Bu evlilikten üç oğlan ve bir kız çocukları dünyaya gelmiştir. Hasan 1881, Ali 1888, Murat 1889 ve kızları Rabia 1890 doğumludur. Saralca halamız Dsi’de beraber çalıştığımız Erol Avcı’nın da annesi tarafından ninesidir.
2- 1862 doğumlu olan Ali ile Ören Köyü’nden Erdemliler soy ismini taşıyan Süleyman kızı 1875 doğumlu Zeynep’in evliliğinden iki oğlan ve bir kız çocuk dünyaya gelmiştir. Mehmet Niyazi 1894,Recep Osman 1896, Müzeyyen 1905 doğumludur.
3- 1866 doğumlu olan İsmail ile Adile’nin evliliğinden 1890 yılında Osman Sezai, 1892 yılında Fatma,1894 yılında da Rukiye dünyaya gelmiştir.
4- Mehmet Dedem 1868 doğumlu olup,1875 doğumlu Seydikemer’in Gerişburnu Köyü’nden Molla Ali’den ve Ayşe’den olma Emine ile olan evliliğinden beş oğlan ve beş kız çocuk dünyaya gelmiştir. Fatma 1907 yılında doğup aynı yıl vefat etmiştir. 1908 yılında bir kız çocuğu daha dünyaya getirmiş ve onun da adını Fatma koymuşlardır daha sonra, Rukiye 1909, Hasan Basri 1911, Ayşe Sıdıka 1913, Tevfik1915, (aşıcı Tevfik Çavuş) Ummuhan1916, İklime 1918, Ali Rıza1920, İbrahim 1923 yılında dünyaya gelmiştir.
5- 1881 doğumlu Kezban halamız, İstanbul Çatalca’da Devlet Demir Yoları’nda şef olarak çalışan Kürt Hüseyin Çavuş’un oğlu İdris ile Ceylan Köyü’nde evlenmiştir. Bu evlilikten Ali 1901 doğumlu, Fatma 1903 doğumlu, Mustafa 1908 doğumlu olmak üzere üç evlat dünyaya getirmişlerdir.
6- Ummuhan ile 1890, Halil İbrahim ile Ayşe’den olma Zorlar Köyü’nden Mustafa Çil’in evliliklerinden üç oğlan ve iki kız olmak üzere 5 çocuk dünyaya gelmiştir. Fatma 1923, İsa 1924,İbrahim 1927,Ümmü 1930 ve Cemil 1936 doğumludur.
KEZBAN HALAMIZIN İDRİS İLE EVLİLİĞİ VE SONRASI OLUŞAN DOSTLUK BAĞLARIMIZ
1881 doğumlu Kezban halamız, İstanbul Çatalca’da Devlet Demir Yolarında Şef olarak çalışan Kürt Hüseyin Çavuş’un oğlu İdris ile Ceylan Köyü’nde evlenmişlerdir. Bu evlilikten Ali 1901, Fatma 1903, Mustafa1908 doğumludur. Ali Göksu, Ali ve Zeliha’dan olma Rukiye ile evlenmiş ve iki oğlan ve bir kız olmak üzere 3 çocuk dünyaya getirmişlerdir. İsmail Hakkı (İdris Mehmet’i) 1921, Abdullah 1941 ve Ferdane 1936 doğumludur. Ali’nin ikinci eşi olan Zekiye’den de 1930 yılında Salih adında bir çocuğu olmuştur. Fatma, Durmuş ve Ümmügülsüm’den olma Nazmi Düzgün ile evlenmiş iki oğlan çocuk dünyaya getirmiştir. Durmuş 1940, Yılmaz 1944 doğumludur. Mustafa, Osman ve Ayşe’den olma Zeliha ile evlenmiş, bir kız ve bir de oğlan evlat dünyaya getirmiştir. İdris 1947, Fatma 1948 yılında doğmuşlardır. İsmail Hakkı (İdris Mehmet’i) Hasan ve Zeliha’dan olma Saliha ile evlenerek üç oğlan çocuk dünyaya getirmiştir. Nevzat 1948, Esat 1950, Ali 1961 doğumludur. İdris ve Kezban’dan olma Kabaağaç Köyü’nden Fatma’nın oğlu Durmuş Düzgün ile yaptığım söyleşi esnasında bu bilgilere ulaştım.
Sarıalizade Molla Ali’den Osman ve Hasan olmak üzere iki oğlunun ismi geçmektedir. Hasan, o dönemlerde Yaka köyü’nde görev yapan Osmanlı döneminde 1850’li yıllarında üs düzey bir devlet adamının kızına gönlünü kaptırır, uzun süre gizli gizli kaleye sarkıtılan ipten tırmanarak çıkar ve sevdiği kızla aşk yaşarmış. En sonunda yakalanmışlar ve bu yaşanan aşk ta böylece gün yüzüne çıkıvermiş. Hasan’ın bu yaptığı olay o dönemin Devlet adamını çok rahatsız etmiş ve Osmanlı’ya haber göndermiş. Hasan’ın yaptıklarını Osmanlı döneminin yetkililerine olanları anlatır ve Hasan’ın Yemen’e gönderilmesini talep eder. Hasan aşkının uğruna Yemen’e asker olarak gönderilir ve bir daha kendisinden haber alınamaz. Bu şiirimi Osman dedemizin kardeşi 1830 doğumlu Hasan dedemizin anısına yazdım ruhu şad olsun mekânı cennet olsun.
HASAN
Kaleden ip sarkıttılar Hasan’a
Aşk olsun onu çıkarken tutana
Osmanlı döneminde aşk yaparken,
Düşürdüler, Yaka Köy’de kapana.
…
Hasan asker oldu gitti Yemen’e,
Geriye gelsin, gelmesin kime ne,
Oraya asker olup ta gidene,
Rastlanmadı sağ olarak dönene.
…
Evinde sac kurup ekmek yapana,
Asker oldum da gittim bu vatana,
Askerden kaçıp, yan gelip yatana,
yazıklar olsun düzeni yapana.
…
Dolapta üç klasör tapu var ana,
Memleketi soyup, kapan kapana,
Zıkkım! Olsun tapuları alıp ta,
Mezarda öyle yan gelip yatana.
…
Yine dumanlı köyümün dağları,
Akıl verdi onlara dayıları,
Satıp yuttular bizim ovaları,
Haksızlığa isyan etti bağları.
…
Ne uğruna verdik biz bu canları?
Keşke hiç dökülemeseydi kanları,
Yağmur yağınca akıtır damları.
Yoktur hisse senet ne de fonları,sun onu
Şiir Adem GÜNGÖR
İsmail Hakkı (İdris Mehmet’i)’nın, babam Ali Rıza Güngör ile hem akraba olması hem de ikisinin akran olmalarından dolayı edindikleri dostluk ilişkilerini zedelemeden uzun yıllar birlikte götürmüşlerdir. Arazi ekim dikim işlerinde olsun, dağda bayırda yapılacak işler olsun her zaman imece usulü ile yapmışlardır. Zaman bulunca da üç telli bağlama eşliğinde her ikisi de çalıp söyleyerek muhabbetler yapmışlardır. Her ikisi de giyim kuşam olarak halkın kendisinin özel kalın bir iğne aracılığıyla dikip, örüp, ürettikleri çarık, çorap, İngiliz kilot, Köseoğlu minüp şapka ve bunun yanı sıra bele takılan kuşak ile palaska gibi Yörük kıyafetlerini kullanmaya ve yaşatmaya çok önem göstermişlerdir.
Temel Köyü’nden arkadaşları Hüseyin Topal, Hüseyin Koca, Tahir Avcı, Mehmet Kebabcı. Seki Beldesi’nden Mehmet Büyüksarı, Nalbant Abdurrahman, Zehir Osman Eldirek Köyü’nden Ormancı Çetin, Kayabaşlı Muammer Ağa gibi arkadaşlarıyla da çok muhabbet yaparak, içlerinden müzik ile ilgisi olanlarla Temel ekibi diye bir müzik gurubu oluşturup hatta 1974’lü yıllarda bir de kaset çıkarmışlardır. Kaset şu anda ses kaydı olarak bende mevcuttur.
Rahmetli İsmail Hakkı ( Mehmet) amcanın öküzleri çok bakımlı ve cins olurdu onlara otluklarda otlarken birileri tarafından taş, değnek vuran olursa o insanla dövüşmeye bile giderdi. Öküzlerine gözü gibi bakardı, onun için bu öküzler çok değerliydi.
Rahmetlinin bir anısını sizlerle paylaşmadan edemeyeceğim. Halk arasında saksağan dediğimiz bir kuş vardır, bir gün bu saksağan kuşunun biri İsmail Hakkı (Mehmet) amcanın evinin altında kuluçkaya yatan tavuğun yumurtalarını gözüne kestirmiş. Onları yiyecek ancak tavuk da yumurtalarını iyice altına almış ona yedirmek istemiyor. Bu arada saksağan kuşu tavuğun başındaki ve üzerindeki tüylerini bir bir yolmaya başlıyor en azından bir iki yumurta alabilmek uğruna. Tavuk ne pahasına olursa olsun yumurtaları vermemek için direniyor. Saksağan da almak için uğraşıyor. Tam bu esnada Rahmetli İsmail Hakkı ( Mehmet) amca olayın üstüne geliyor ve olayı görünce çok üzülüyor. Saksağan kuşu kaçıp gidiyor gidiyor ama aklı yine o tavuğun yumurtalarında kalıyor tabii ki. Tavuk özel korumaya alınıyor.
Saksağan kuşu Rahmetli İsmail Hakkı ( Mehmet) amcanın peşini yine bırakmıyor. Bu seferde Saksağan ovada öküzleri ile çift sürerken ağaca asılı olan ekmek torbasını buluyor içinde ne kadar yiyecek varsa yiyor. Rahmetli İsmail Hakkı ( Mehmet) amca öğlen saatleri olunca öküzlerini dinlendiriyor, önüne yiyecek otlarını atıyor geliyor, ağaca asılı olan ekmek torbasının yanına. Bir bakıyor ki Saksağan ve diğer arkadaşları yine iş başında ekmek torbasını yere indirmiş, başına çullaşmış, kendilerine bir güzel ziyafet çekiyorlar. Bu olay üzerine İsmail Hakkı amca kendisi de başta olmak üzere yetişkin olan iki oğlu Nevzat ve Esat’ı bu saksağanlarla başa çıkmak için silahlandırmış ve ovada söğütlerde ne kadar saksağan yuvası varsa, ne kadar yumurta varsa hepsini tek tek bulmuş, buldurmuş ve dağıttırmış. Çift sürdüğü ovadan yaklaşık üç kilometre uzaklıkta olan Uğurluca Köprüsü’ne kadar saksağanları kovalamışlar ancak gelin görün ki saksağanlar onların üstünden uçarak yine eski yerlerine geri dönmüşler. Yaşadığı müddetçe ’’ Oğlum bu cibilliyetsiz saksağan kuşlarıyla öyle bir mücadele edin ki bizi bilsinler bizim olduğumuz bölgeye gelemesinler demiş…’’ Kendisini ve bu yazıda adı geçen ve aramızdan öbür âleme göç eden tüm insanları rahmetle anıyoruz. Mekânları cennet olsun. Bu yazı Araştırmacı Yazar Adem GÜNGÖR tarafından araştırılarak kaleme alınmıştır.