- Kategori
- Siyaset
Akp-Asker-Ana muhalefet ve adalet

İlginç bir dönem içerisinde farklı bir süreçten geçiyoruz. Seçimlerden birinci olarak çıkan parti, çok partili siyasal hayata geçtiğimiz 1924 tarihinden bu yana ilk defa askeri darbe dışında bir yöntemle siyasi hayattan dışlanmaya çalışılıyor. Bugüne kadar milleten bu denli teveccüh görmüş partilerin önünü kesecek yegane güç olarak bilinen Asker, yerini bu görev için kendi benliğini feda etmeyi çoktan göze almış Yargıya devretmiş görünüyor.
Ülkede yaşananların farkında olmak için, savcının AKP için hazırladığı iddianameyi ve daha önce Fazilet Partisi için hazırlanmış olan iddianameyi yan yana koyarak okumak epey faydalı olacaktır.Her iki iddianamede de temeli görülmeyen iddialar, medya menşeili gerekçeler hemen göze çarpıyor .İster istemez insanın aklına bu yaşananlar kapalı kapılar ardında hazırlanan senaryonun bir parçasımı diye geliyor.“… Ya sen ne yap yap yeter ki getir kardeşim benim önüme iddianameyi, ben gerekeni yaparım merak etme” tarzında dialogların içinde sıkça yeraldığı bir senaryo.
İlk olarak Genel Kurmay başkanı Büyükanıt’ın ağzından duyduğum ve etkisi artırılmak istenen çoğu sözde olduğu gibi yine Atatürk’e ithaf edilen; ancak Atatürk tarafından söylenmediği de kısa zamanda ortaya çıkan “Söz konusu vatan ise gerisi teferruattır” cümlesi, ülkeyi kendine miras olarak gören kesim tarafından bu günlerde şiar edinilmiş durumda, daha önce demokrasi ve insan hakları nasıl teferruat olarak görülmüşse, şimdide mülkün temeli olan adalet aynı konumda değerlendirilmekte birileri tarafından. Peki bir ülkeyi bir devleti ayakta tutan temel taşlar tek tek bu şekilde harap edilirse ortaya nasıl bir manzara çıkacaktır?
Bunun cevabını vermek pekte zor değil kanımca.
Bugün gelinen noktada muhakkak ki AKP, Tayip Erdoğan ve çevresindekilerin eleştirilecek tarafları bulunabilir, ama her seferinde oyunu kurallarına göre oynamak demokratik yolların sonuna kadar kullanmak yerine, bel altına çalışıp kurallı, kuralsız doğru veya yanlış zafer benim olmalı anlayışıyla yaklaşan bir kesim olur ve bu girişimlerinde de başarılı olursa, AKP'nin ülkeyi doğru yola mı yoksa yanlış yola mı götürdüğünü anlamamız nasıl mümkün olabilir. Sürekli aynı hatayı yaparak demokrasiye hayat hakkı tanımayan Türkiye'nin tabir yerindeyse 'oligarşik kalıntıları' , sadece kendilerini değil bu ülkeyi de maalesef -gözünü kapayarak kendine karanlık eden cahil insanlar gibi - kara dünyalarında yaşamaya mahkum etmekteler, 1960’larda 70’lerde ve 80’lerde olduğu gibi.
Şu anda Türkiye , ekonomisiyle olsun sosyal yaşamı ile olsun geçmişe göre daha liberal, dünyaya eskisine göre daha da entegre bir konumda, bu durumun yavaş yavaşta olsa farkına varan ordu daha sağduyulu olmayı ve büyük baskı altında olmasına rağmen siyasete mümkün olduğunca az müdahale etmeyi benimsemiş görünüyor; ama maalesef daha önce yapmış olduğu hatalar, 2007’de Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararı öncesinde yargının bağımsızlığını ve etki altında bırakılmaması gerektiği kuralını hiçe sayan açıklamaları, yargı organlarının baskı altına alınmasına müsait bir sürecin oluşmasına sebep olmuştur.
Ana Muhalefetin biricik partisinin rolüne de değinecek olursak, söylenecek tek söz var ki; o da bu partinin ve genel başkanı yetmişlik Deniz Baykal’ın artık ne Türkiye’ye ne de Türkiye’de ki 'sağcı sola' kazandırabileceği bir şey kalmamıştır. Türkiye’de kendini solcu olarak nitelendirenlerin en kısa zamanda Ecevit gibi gerçek sosyalist ve halk adamı birisini bulup onun etrafında kenetlenmelidir, tabii ki bulunacak Ecevit’in, siyasi vizyonu ve karizması sıfırın altında olan Zeki Sezer olmadığı da aşikardır.
Solun istikbaline yönelik bu kısa nottan sonra toparlayacak olursak, önümüzde bir parti kapatma süreci var, dava açılmış, mahkeme davayı kabul etmiş ve süreç başlamış. Davayı açan savcı başta olmak üzere kamuoyunun ekseriyeti bu partinin kapatılacağına kesin gözle bakıyor. Parti yetkilileri Anayasayı değiştirmeyi düşünüyor. Ergun Özbudun’u dinleyecek olursak bu çabalar sonuçta verebilir. Umutlu olmak istiyorum; ama bu inatlaşma böyle devam ettiği sürece Anayasa değişmiş olsa bile kararı verecek olanların bu değişikliği takacaklarını pek zannetmiyorum. Çünkü hukuk anlayışımızda maalesef bir delik oluştu veya oluşturuldu ve bu deliğin ne kadar daha büyüyeceği belirsiz, tabi bu delikle beraber Türkiye’ye ve Türkiye’deki hukuk sistemine olan güvensizliğinde ne boyuta ulaşacağını kestiremiyoruz. Hukuk sistemine güven olmayan bir ülkede de normal olarak yabancı sermayenin ve yatırımın artması beklenemez. Bu sayede daha önce olduğu gibi yine Türk’ün Türk’e propagandasını yaparak yaşar gideriz mutlu mesut!
Akp, Asker ve Ana muhalefetin elbirliğiyle itibarını yerlere serdiği ADALET, Türkiye’nin geleceği için önemli bir karar verecek. Belki kapatın gitsin diyecek beklide kapatmaya gerek olmadığını belirtecek. Karar ne olacak bilmiyorum ama kesin olan bir şey var ki bu ülke insanı hak ettiği demokrasiyi bi süre daha yine ağız tadıyla yaşayamayacak.