- Kategori
- Siyaset
AKP ve demokrasi

28 Şubat, Cumhuriyetin gücünü askerden alan elitlerinin yapabildiği son darbe olarak darbeler tarihimizdeki yerini almıştır. İktidarına izin verilmeyen Erbakan hareketi kısa süre sonra yapılan seçimlerle de gerileyerek kendi içinde de muhalif seslerin çıkmasına yol açmıştır. Erbakan’ın hatalarından sonra ona biat etmeyen bir kesim, partiden kopup –milli görüş gömleklerini çıkararak- Özal’ın 12 Eylül sonrası uyguladığı taktikle demokrasiye yelken açtılar. Artık “demokrasi bir araçtır” söylemi tedavülden kaldırılmalıydı. Erbakan’ın katı İslami çizgisi halktan destek görmüyordu. Kitle partisi olmadan iktidar olunamayacağı anlaşılmıştı. Bu arada yaşanan büyük kriz iktidardaki DSP, MHP, ANAP koalisyonunu iyice yıpratmış siyasi arenada görünür bir boşluk oluşmuştu. Halk mevcut partilere güven duymuyordu. 2002 seçimlerine kısa bir süre kala kurulan AKP İslami söylemi bırakmış, muhafazakâr demokrat olmuştu. Artık iktidara hazırdı, nerdeyse alternatifsiz olarak girdiği seçimlerden %34 oy alarak seçim barajı sayesinde mecliste %66 temsil hakkı elde etti. Fakat Milli Güvenlik Rejimi iktidarı seçilmişlere kolay kolay bırakmayarak AKP’nin seçilmiş mağduru oynamasına ortam yarattı. MGK önderliğinde Cumhurbaşkanı, askeri ve sivil bürokrasi CHP ittifakı seçilmişlerin alanlarını daraltmaya çalışarak AKP’nin mağdur rolüne katkı verdiler. Bu arada liberaller ve demokratlar AKP’nin mağduriyetine destek vererek “Askeri Vesayet” olarak tanımlanan rejimle mücadele ederken AKP’yi bayraklaştırdılar. Demokrasi ile ilgili hiçbir tezi olmayan AKP kendisinden önce sandıktan çıkıp iktidar olamayan Erbakan travmasını hiç unutamadı ve iktidar olmak için AB desteğini iyi kullanarak uyum yasalarını ve birliğin yol haritasını benimseyerek demokrasi mücadelesinin önderi oluverdi. Kısacası askerlerin güdümündeki rejime AB desteğiyle direndi, askeri vesayet köprüsü geçilinceye kadar AB ye dayı dendi.
Bir hareketin demokratik olduğunu önce örgüt modeline bakarak incelemeliyiz.
AKP tüm yapılarını yukarıdan atayarak oluşturan bir örgütlenme modeline sahiptir. Kararlar merkezden alınır, merkez de Şefin otoritesine biat etmiş kadrolardan oluşmuş bir yapıdır. Özellikle Milletvekili seçimleri inzivaya çekilen liderin inisiyatifindedir. O kadar tek kişi hâkimiyeti vardır ki partinin kurucu üyeleri dahi kimlerin milletvekili adayı olacağını bilemez. Hatta Cumhurbaşkanlığı adaylığında tüm Türkiye bir kişinin belirlediği adaya kilitlenerek soluksuz beklemiştik ve tek seçici mevcut Cumhurbaşkanın adını hanımına dahi söylememekle övünmüştü. Seçimlerden önce “İstişare” yaparak çok demokratik bir yöntem uyguladıklarını bizlere anlatmaktan da çekinmemişlerdi. (Osmanlıca sözlükte istişare: Danışma, fikir sorma anlamına gelir.) Bin sene önce tüm tiranların bile istişare heyetleri vardı. Şefin iki dudağı arasında yaşayan milletvekilleri ve parti yönetim aygıtları sınırsız bir itaatle yaşamak zorundadırlar. Örgütten farklı bir ses- ya da ses- duymak mümkün değildir.
Ses çıkmayan bir örgüt, ses çıkmayan bir topluma model mi?
Örgüt mutlak itaat üzerine kurulunca, toplumdan da ses çıkmaması bekleniyor. Kimseye sorulmayan anayasa taslakları, tüm toplumun geleceğini ilgilendiren Nükleer Santral yapım kararları, İstanbul’a yapılacak köprü, kanal projesi şef tarafından karar altına alınıyor ve halka tebliğ ediliyor. Demokrasi dört yılda bir seçim sandığındaki çoğunluğun kararı olarak algılandığı için, basın, DKÖ, sendikalar, meslek odaları, üniversiteler dikkate dahi alınmayıp fikri de sorulmuyor. Demokrasi çoğunluğun hâkimiyeti olarak algılanıyor, azınlık hakları diye bir kavram Osmanlıdaki milleti mahkume anlayışından ilerde değil. Azınlık ancak tahammül edilebilen ve sesi fazla çıkmaması gereken olarak kabul görebilir. Ses çıkaranlar da devletin müşvik kollarına teslim edilip susturuluncaya kadar, ya da majestelerinin muhalefetine razı oluncaya kadar…
AKP sekiz yıllık iktidarında kendi deyimleriyle çıraklık döneminde kendi anlayışını tam olarak uygulamaya koyamadığına inanıyor. İlkin MGK da askerlere hesap vererek, daha sonra AB yi arkasına alıp bu defada demokratik bir takım kayıt kuyut ile iktidar olması gerektiğini anlamıştır, oysa halk iradesini R.Tayyip Erdoğan’a kayıtsız şartsız vermektedir. Kimselere hesap vermeden seçilmiş bir kral olmanın yollarını denemek demokrasiden, çoğunluğun diktatörlüğünü anlayan birisi için rasyonel olmaz mı?
Sandıktan Tayyip Erdoğan çıkmaması dileğiyle.