Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Şubat '12

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
8292
 

Akşemseddin

Akşemseddin
 

Akşemseddin


15. yüzyılınen büyük sufilerindençok yönlü Türk bilim adamı. Tarihte mikroorganizmalardan bahseden ilk kişidir. Ve Mikrobiyolojinin babası sayılmaktadır. Hekimlik alanında derin bir bilgi sahibi idi. Çeşitli hastalıkları tedavi ediyor, özellikle ruh hastalıklarının tedavisinde başarı gösteriyordu. Bunun için kendisine Tabîb'ül-ervah yani ruhların doktoru deniyordu.

· Pasteur ‘dan önce Mikrobu bulan ilk bilim adamı.

· İstanbulun fethinin manevi babasıdır.

· Haci Bayram Veli’nin mürididir.

· Fatih sultan Mehmet’ in Hocasıdır

· Tasavvuf yoluna girerek Hacı Bayram-ı Velî'ye intisap etti.

· Haci Bayram Hazretleri bu mütevazı talebesini çok sever, O’na hususi bir ihtimam gösterir. Aksemseddin ayrıca iyi bir hekimdir. Pastör’den asırlar evvel hastalığa sebep olan mikropları ve karantinanin mantığını anlatır. Hatta o yıllarda ”seretan” adıyla bilinen kanseri teshis eder.

· Hacı Bayram-ı Velî’nin ölümünden sonra, onun halifesi oldu.


Saçının ve sakalının ak olması ve beyaz elbiseler giymesinden dolayı 'Akşeyh' veya 'Akşemseddin' adlarıyla meşhur olmuş.

Akşemseddin’i her Türk çocuğu ilkokulda tanır. Fatih Sultan Mehmet’in hocasıdır. İstanbul’u fethettiklerinde, halk onları kaşıladığında beyaz saçları sakalları olan bu kıymetli zata yaklaşıp güller vermek istemişler o gencecik bir delikanlı olan yakışıklı, mağrur bakışlı bir o kadar mütavazı olan Fatih’i gösteriyormuş. Sonra çiçekler Fatih’e gidilince:

O beni yetiştiren hocamdır. Çiçekleri ona verin’ sözleri ezberimizdedir.  Akşemseddin denilince onun kim olduğunu hemen biliriz. Fatih’in hocası. O Fatih’in hocasıdır ama aynı zamanda bir bilim adamıdır.

Akşemseddin’in ünlü sözleri:

“Her işe besmele ile başla.

·         Temiz ol.

·         Daim iyiliği adet edin.

·         Tembel olma.

·         Namaza önem ver.

·         Nimete şükür, belaya sabret.

·         Dünyanın mutluluğuna mağrur olma.

·         Ömrüm uzun olsun dersen, kimseye kızma, eziyet etme.

·         Kimsenin nimetine haset etme.

·         Senden üstün olan kimsenin önünden yürüme.

·         Tırnağını asla dişinle kesme.

·         Çok uyumak kazancın azalmasına sebep olur.

·         Akıllı isen yalnız yolculuğa çıkma.

·         Gece uyanık ol, seher vakti Kur’an-ı kerim oku.

·         Zikrin daima hamd-i Hüda (Allahü tealaya hamd etmek) olsun.

·         Hem Cehennem azabından endişeli ol.

·         Hasedi terk et, kendini başkalarına medh etme.

·         Namahreme (harama) bakma, harama bakmak gaflet verir.”

·         Kimsenin kalbini kırma

·         Düşen şeyi alıp (temizleyerek) yersen fakirlikten kurtulursun.

·         Edepli, mütevazı ve cömert ol.

·         Cünüp kimse ile yemek - yemek gam verir.

·         Yalnız bir evde yatmaktan sakın.

·         Çıplak yatmak fakirliğe sebep olur.” (alıntı)

Bu yazılanları dikkate alan ve uygulayan kim yanlış yapabilir, hata yapabilir ya da mutsuz olabilir. Soruyorum…

Fatih Sultan Mehmet’i ona olan hayranlığımı, ilgimi her bulduğum fırsatta anlatıyorum. Ben Topkapı Şifresi adlı kitabımı yazarken Fatih Sultan Mehmet’in soyundan gelen bir şehzadeyi anlatıyorum ya, o şehzadeden söz edebilmek için önce Fatih sultan Mehmet’ten söz etmek gerekir dedim. Onu okudum-Okudum… Fatih’i bilmek hemen anlamak, hemen öğrenmek ne mümkün! Her gün bir yenileri ekleniyor onunla ilgili bilgilere… Yaptıkları, inanılmazlarla ilgili olaylar beni devamlı şaşırıtmaya devam ederken; onu yetiştiren hocalarını da araştırdım. Yeni bir kitaba daha başladım. Fatih’in hocaları kitabımın ismi… Allah’ın izni ile onu yayınladığım zaman bana hak vereceksiniz. Kitabımda onları tanıyacaksınız ama ben yinede içime sinmedi. Sizlere bu köşemden Fatih Sultan Mehmet’in hocalarını tanıtmak istedim. İlki Akşemseddin olmalı dedim.

· Akşemsettin, küçük yaşlardan itibaren bilime ve sanata karşı ilgi duymuş.

· İlim tahsilini tamamladıktan sonra, Osmancık'da müderris(öğretmen) olmuş.

· Medreseöğrenimini zamanın büyük velisi Hacı Bayram-ı Veli'nin yanında tamamladıktan sonra seçkin bilginler arasında yerini almış.

Üstün zekâsı ve anlayışı, yılmak bilmeyen çalışma gücüyle kendini kitaplara adamış.

· Başta İslamibilimler olmak üzere tıp, astronomi, biyolojive matematiktezamanın ünlülerinden olmuş.

· Uzun yıllar Osmanlımedreselerinde çalışarak yüzlerce öğrenci yetiştirmiş.

Tıp alanında bulaşıcı hastalıklar üzerinde de önemli çalışmalar yapmış. Araştırmaları sonunda tıp ile ilgili Türkçeyazdığı Maddet-ül Hayatve Arapçayazdığı Hall-i Müşkilâtve Risalet-ün nuriyyeadlı Tasavvufkitapları, bilinen eserleridir.

· Tıp ile ilgili Türkçeyazdığı Maddet-ül Hayat'ta geçen:

"Hastalıkların insanlarda teker - teker peyda olduğunu zann etmek yanlıştır. Hastalıklar insandan insana gözle görülmeyecek kadar küçük tohumlar vasıtasıyla geçer"

Cümlesi ile ilk mikrop teorilerinden birini ortaya atmıştır. Tarihte mikroorganizmalardan bahseden ilk kişidir. Ve Mikrobiyolojinin babası sayılmaktadır.

· Akşemsettin'in asıl ünü, büyük veli, Hacı Bayram Veliile tanışmasından sonra başlamış.

· İlmi konulardaki önemli başarılardan sonra tasavvufkonusunda da ağırlığını göstermiş, daha sonra da II. Murat'ın emir ve isteğiyle Fatih Sultan Mehmet'in hocalığına tayin edilmiş.

· İstanbul'un fethisırasında büyük yararlılıklar göstermiş, genç sultanı teşvik ederek zaferin kazanılmasında önemli katkılarda bulunmuş.

· Fethin en önemli günlerinde Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin kabrini bularak ordunun maneviyatını yükseltmiş

. · Dünya malına önem vermeyen Akşemsettin, Fatih Sultan Mehmet'in büyük saygı ve sevgisini kazanmış.

Vikipedi onun kitap isimlerini de şöyle listelemiş:

Risalet-ün nuriyye

Risale-i Zikrullah:200.000.000

Risale-i Şerh-i Ahval-i Hacı Bayram-ı Veli

Def’ü Metain

Makamat-ı Evliya (Velilerin Makamları)

Maddet-ül-Hayat (Hayat Maddesi)

Nasihatname-i Akşemsettin (Akşemsettin Nasihatnamesi)

Kitab-ül-Tıp (Tıp Kitabı)

Hall-i Müşkülat (Güçlüklerin Halli)


Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u kuşattığı zaman bilgisine olduğu kadar şahsına da büyük değer verdiği aksakallı âlim Akşemseddin de beraberinde bulunuyormuş. Âyet-i kerimeleri ve hadîsleri tefsir ederek askere gayret ve cesaret vermeye çalışan Akşemseddin, bu arada İslâm dünyasının ulu kişisi Hazret-i Eyyûb el-Ensarî'nin İstanbul surları dibinde bulunduğu bilinen kabrini de bulmak istemiş.

Halid bin Zeyd Ebâ Eyyûb el-Ensarî, Hazreti Muhammed'i Mekke'den Medine'ye hicretinde evinde misafir eden, Hazret-i Peygamberin bütün gâzâlarında yanında bulunan ve onun sancaktarlığını yapan zât idi.

 

Emevîlerin ilk halifesi Muaviye, oğlu Yezîd'in kumandasındaki bir orduyu İstanbul'u fethe gönderdiği zaman, çok yaşlı bulunan Halîd bin Zeyd'i de ‘uğurlu kişi’ olarak bu sefere memur etmişti. İslâm âleminin bu ünlü kişisi İstanbul'un muhasarası sırasında vefat etmiş ve vasiyeti gereğince surların dibindeki bir noktada toprağa verilmiş.

 

Akşemseddin, bu bilgininin ışığı altında Hazret-i Eyyûb'un kabrinin İstanbul surları dibindeki bir noktada olduğunu biliyormuş.

Bundan sonrasını, XVII. yüzyılın büyük yazarı Evliya Çelebi, ünlü seyahatnâmesinde şöyle nakletmektedir:

“Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethederken, yetmiş yedi kibar ehlullah Ebâ Eyyub'un kabrini tecessüse koyuldular. İçlerinden Akşemseddin:

“Beyim, Alemdâr-ı Resulullah Ebâ Eyyûbü'l-Ensârî bu mahalde medfundur, diyerek bir hıyâban-ı orman içre girdi.

·         Bir seccade yaydırıp namaza durdu.

İki rekâttan sonrâ selâm verip tekrar secdeye vardı ve rahat bir uykuya dalmış gibi öylece kaldı.

·         Birçok kişiler, Efendi Hazretleri, Eyyûb'un kabrini bulamadığı için hicâbından uykuya vardı, diye târizler ettiler.

·         Bir saat sonra Akşemseddin Hazretleri seccadeden başını kaldırıp, mübarek gözleri kan çanağını andırır hâlde Fatih Sultan Mehmet Han'a hitâben:

“Hünkârum, hikmet-i Hüdâ... Seccademizi tam Hazret'in kabri üzerine sermişler! “
Bunun üzerine seccadenin bulunduğu yer derhal kazıldıkta, üç zira (eski bir ölçü) derinlikte, dört köşe yeşil bir somaki taş ortaya çıktı ve üzerinde kûfi yazı ile:

“Hâzâ Kabri Ebâ Eyyûb-ül Ensarî”

diye yazılmış olduğu görüldü.

·         Taş kaldırıldığında, Hazret-i Eyyûb'un ter ü tâze vücudu safran ile boyanmış kefeni içinde ortaya çıkmış.

·         Sağ elinde tunç bir mühür varmış.

·         Taş tekrar yerine kapatılmış. Üzeri örtülmüş.

İşte; asırlardan beri, İstanbul'un başlıca ziyaret yeri olan Eyüp Sultanın kabri böylece bulunmuştu. Sonra bu kabre, şaheser bir türbe yapıldı.

İstanbul kuşatmasının ellinci gününden sonra büyük bir Haçlı ordusu ile donanmasının Bizans’a yardıma yetişmekte olduğu haberi askerin morali üzerinde olumsuz bir tesir yapmaya başlamıştı. İşte o zaman ortaya çıkan aksakallı Akşemseddin, orduya hitâben tarihi konuşmasını yaparak mânevi gücü tekrar yerine getirmesini bilmişti:

“Ey asker... Biliniz ki, bu fetih, Cenâb-ı Hak katında size ve Sultan Mehmet Han'a takdir kılınmıştır. Kim ki bundan şüphe eder, imândan sapıtmış olur...”

·         Hazret-i Eyyûb'un kabrini keşfettikten sonra mânevi değeri asker nazarında pek büyümüş olan Akşemseddin'in bu sözlerine, herkes imânı ile inanmış ve üç gün sonra tarihin en büyük zaferine ulaşmasını bilmiş.

Fatih, İstanbul’un fethinden sonra, bir ara hocasından kendisini dervişliğe kabul ederek irşatlarda bulunmasını ister. Akşemseddin bu teklifi:

“Sen devlet işlerini gereği gibi yerine getirmeye ve saltanatı devam ettirmeye mecbursun ve bununla görevlisin. Sen benim halvetime girersen dünyanın düzeni bozulur. Senin sâlik olman değil, mâlik olman lâzımdır...”

Şiddetle reddetmiş.

Artık kendi görevinin de bittiğine inanmış. Padişahtan Göynük'e gidip, orada dersleriyle uğraşması için izin istemiş.

Fatih hocasını bırakmak istemese de, sonunda çare olmadığını görmüş.

Hocasını Göynük'e uğurlamış.

Göynük'te bir köşeye çekilerek öğrencileri ve kitaplarıyla baş başa kalanAkşemseddin, Fatih'e yazdığı mektuplarda, Ona, yeni ufuklar açmış.
Ömrünün son altı yılını Göynük’te zikir, ibâdet ve fakir hastaları tedavi ile uğraşarak geçirmiş. 1459 yılında Göynük'te vefat etmiş.

"Hastalıklar insandan insana bulaşmak suretiyle geçer. Bu bulaşma gözle görülemeyecek kadar küçük fakat canlı tohumlar vasıtasıyla olur."

Bundan beş yüz sene önce mikrobun tarifini yaptı.

Pasteur’un teknik aletlerle Akşemseddin’den dört asır sonra varabildiği neticeyi dünyada ilk defa haber verdi. Buna rağmen mikrop teorisi yanlış olarak Pasteur’a mal edilmiştir. Aynı zamanda ilk kanser araştırmacılarından olan Akşemseddin, o devirde seratan denilen bu hastalıkla çok uğraştı. Sadrazam Çandarlı Halil Paşanın oğlu Kazasker Süleyman Çelebi’yi tedavi etti. Ayrıca hangi hastalıkların hangi bitkilerden hazırlanan ilaçlarla tedavi edileceğine dair bilgiler ve formüller ortaya koydu.

Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Akşemseddin Kur’an-ı Kerimi ezberledi.  Âlim ve veli bir zat olan babası vefat edince, tahsiline devam etti. Genç yaşta akli ve nakli ilimlerde akranlarından daha üstün derecelere ulaştı. İlim tahsilini tamamladıktan sonra, Osmancık’a müderris oldu. İlim öğretmekle ve nefsinin terbiyesiyle meşgulken, tasavvufa yönelip, Ankara’da bulunan zamanın büyük velisi Hacı Bayram-ı Veli’ye talebe olmak üzere gitti. Fakat ona talebe olamadı. Halep’te bulunan Şeyh Zeynüddin’e talebe olmak için Halep’e giderken, gördüğü bir rüya üzerine Hacı Bayram-ı Veli’ye talebe olmak üzere Ankara’ya geri döndü. Hacı Bayram-ı Veli tarafından kabul edilip, onun sohbetinde tasavvuf yolunun bütün inceliklerini öğrendi ve Hacı Bayram-ı Veli’den icazet (diploma) aldı. Aynı zamanda tıp ilminde de kendini yetiştiren Akşemseddin, bulaşıcı hastalıklar üzerinde çalıştı.

Fatih Sultan Mehmed Han muhteşem ordusuyla İstanbul’un fethine çıktığında, Akşemseddin, Akbıyık Sultan, Molla Fenari, Molla Gürani, Şeyh Sinan gibi meşhur veliler ve âlimler de talebeleriyle birlikte orduya katıldılar. Akşemseddin savaş esnasında Sultan’a gerekli tavsiyelerde bulunarak, yeni müjdeler veriyordu. Kuşatmanın uzaması ve Sultan’ın ısrarı üzerine ve Allahü tealanın izni ile fethin ne gün olacağını bildiren Akşemseddin, Sultan şehre girerken yanında yer aldı. Fetih ordusu İstanbul’a girdikten sonra İslamiyetin harple ilgili hukukunun gözetilmesini genç Padişah’a hatırlattı ve buna göre hareket edilmesini bildirdi. Sultan’ın Eshab-ı kiramdan Ebu Eyyub el-Ensari’nin kabrinin bulunduğu yeri sorması üzerine:

"Şu karşı yakadaki tepenin eteğinde bir nur görüyorum. Orada olmalıdır." cevabını verdi.

Akşemseddin, İstanbul’un fethinden sonra, Göynük’e yerleşti ve vefatına kadar orada kaldı. Göynük’e yerleştikten sonra, bir taraftan ahiret hazırlığı yapıyor, diğer taraftan da küçük oğlu Hamdullah’ın ilim ve terbiyesi ile meşgul oluyordu. “Bu küçük oğlum, yetim, zelil kalır, yoksa, bu zahmeti çok dünyadan göçerdim.” derdi. Bir gün hanımının; “Göçerdim dersin yine göçmezsin!” demesi üzerine; “Göçeyim!” deyip mescide girdi. Akrabasını ve evladını toplayıp, vasiyetini yaptı. Helalleşip veda etti. Yasin-i şerifi okumaya başladı. Sünnet üzere yatıp temiz ruhunu teslim etti (1460). Göynük’teki tarihi Süleyman Paşa Caminin bahçesine defnedildi. Daha sonra oğullarının kabri ile beraber bir türbe içine alındı.(alıntı)

Okuduğum bir yazıyı da size aktarmak istiyorum. Beni çok etkiledi.

Akşemseddin, yedi yaşındayken babası Kurtboğan Şeyh Hamza ile Anadolu’ya gelerek yerleşmiştir. Şeyh Hamza, Hz.Ebubekir soyundan ve Mevlana Celaleddin Rumi’nin akrabalarındandır. Şeyh Hamza kuvvetli bir âlim, zahid ve veli olup, vefat ettiğinde defnolunduğu günün gecesi bir kurt kabrini açarak Şeyh Hamza’yı parçalamak istemişti. Çünkü kurt, o beldenin mezarlarına musallat olmuş, yeni defnedilen mezarları bulup ölüyü mezardan çıkartarak parçalıyordu. Şeyh Hamza’yı da parçalayıp yemek istemişti. Fakat Şeyh Hamza mubarek elini mezardan uzatarak kurdu boğazından sıkıp öldürmüş, ertesi sabah ziyarete gelen halk kurdu ölü, Şeyh Hamza’nın kolunu da mezardan çıkmış bulmuşlardı. Ziyarete gelen Allah dostlarından biri,

‘Kurda değdiği için Şeyh Hamzanın elinin yıkanması gerekir.’

Elini yıkadıklarında da eli hemen mezarın içine çekilmişti. Bu olaydan sonra Akşemseddinin babası Kurtboğan lakabıyla anılmıştır. Kurtboğan Hamza’nın vefat ettiği yıl kesin olarak bilinmemektedir.

Akşemseddin’in nasihatlarından bazıları:
• Ey oğul! Her işe besmele ile başla.
• Daima abdestli ve temiz ol.
• Kimseden incinerek sitem etme ve kimse de senden incinmesin. Kimsenin kalbini viran eyleme(yıkma).
• Kardeşine ulaşan nimete asla haset etme.
• Kimseyi kötüleme, yalan ve iftiradan sakın. Kardeşinin kusurlarını görme.
• Ananı ve babanı duadan ihmal etme.
• Dünya sultanlarının iltifatıyla sevinme. Dünyanın geçici sevinci seni oyalamasın.
• İhsan ve ikramın bol olsun, sadakayı ihmal etme.
• Sırlarını ifşa eyleme.
• Kendini başkalarına medh eyleme.
• Bu günden yarının tasasını çekme.
• Sofradan düşeni yemek, zenginliğe sebeptir.
• Daima edepli ol; ikram ettiğine de mütevazı ol.
• Dişini tırnağınla kurcalama.
• Evinde örümcek ağı olmasın.
• Elbiseni üzerinde iken dikme.
• Allahü Tealaya isyandan sakın ki hafızan ve zekân artsın.
• Sahipsiz mala elini uzatma.
• Ölümü aklından hiç çıkarma.

Akşemseddin’e ait güzel bir anı da şöyledir.

Akşemseddin bundan sonra hocasının yanından hiç ayrılmaz. Sultan II. Murad’a Hacı Bayram-ı Velî’yi şikâyet ederler. Hacı Bayram-ı Velî de Akşemseddin’le birlikte Edirne’ye gider. Sultan II. Murad bu iki zatın değerini anlar ve Saray’ın kapılarını açar. Fatih Sultan Mehmet (II. Mehmet) henüz beşiktedir. Bir gün sohbet esnasında Sultan II. Murad “Fetih bizlere müyesser olacak mı?” diye sorar. Hacı Bayram-ı Velî de “Siz ve biz bunu göremeyiz; ama fethi görmek şu küçük şehzade ile bizim köseye nasip olacaktır” der.

Akşemseddin, Fatih Sultan Mehmet’in fetihten sonra kendisine ödül olarak vermek istediği altınları, imkânları kabul etmez ve Göynük kasabasına sadece sırtındaki cübbe ve başındaki kavuğu ile döner.

Ben böyle zatı muhteremleri okuduğum zaman hele de onların hakkında yaptığım araştırmalarda öğrendiklerimi de içime sindirdikten sonra çok heyecanlanıyorum. Diyorum ki, onların yüzü gözü hürmetine biz buralardayız. Ben ciddi bir İstanbul aşağıyım. Fatih Sultan Mehmet’e nasıl hayran olmazsın. Bütün bunları okuyup öğrendikten sonra... Nasıl yanındaki hocalara sagı duymaz dua etmezsin. Nur içinde yatsınlar.

 

Nazan Şara Şatana

 

https://twitter.com/#!/nazansarasatana

 

http://www.facebook.com/profile.php?id=100002892442552

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1731
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 4600
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster