- Kategori
- Müzik
Alan Parsons Project, Mahler ve dinlediklerim

Bilmeyenler vardır diye bildiğim kadarıyla onların öyküsünü karalamalıyım önce:
Tuhaf bir grup olduklarından onlara özgü tipik bir grup öyküsü anlatmak çok zor.
Adı 'Alan Parsons Project', çünkü 'ses mühendisliğini' Alan Parsons yapıyordu. İkinci değişmeyen eleman Eric Woolfson. Önceleri kendilerine özgü zengin içerikli enstrumantel 'concept album'leri yapıyorlardı. 1980'lerde vokal de işin içine girdi (ki benim onları tanıdığım dönem bu dönemdir), tatlarına doyum olmadı. Tek bir vokalisti yok bu grubun, Eric Woolfson ana vokalist ise de Chris Rainbow, lenny Zakatek, Colin Blunstone sayabileceğim isimler. Daha bir çok isim bir veya ikişer kez vokal yaparak grubun bu tuhaf oluşumuna katkıda bulundu. 1975-1987 yılları arasında aktif olarak müzik yapan bu grup, 40 milyon albüm satışı, 9 Grammy, 50 altın ve platin disk ödülü sahibi...
Alan Parsons benim 80'lerimin simgesidir bir anlamda, müziklerini her dinlediğimde, bu tınıyla ruhuma kazınan 'herşey göründüğü kadar karmaşık olmamalı, en alacalı yaşantıların bile basit bir açıklaması var' yargısı bir kez daha pekişirdi. Galiba yaptıkları müziğe kattıkları mistik bir şeylerdi bana bunu hissettiren. Felsefi açılımlar, bir miktar kadercilik, bir miktar hüzün, bir de derinlerin yüzeyelliğe ve maddeciliğe baş kaldırısı.
Bir müzik, bir kaç şarkı sözü insana bunları hissettirir mi demeyin...Frekansınızı yakaladıysa neden olmasın!
Bir kaç yıl önce, gerçek bir zorunluluk (!) nedeniyle gittiğim CSO gecesinde salondan çıkarken ağlıyordum. Beni ağlatan bir Alman opera sanatçısının almanca seslendirdiği ezgiydi. Klasik müzik, hepimizin bildiği Mozart, Vivaldi, Bethoveen müzikleri dışında dinlediğim bir müzik olmadığından, gözlerimden boşalan bu göz yaşlarının sahibini merak ettim: Mahler'miş. ve Mahler, klasik müzikçiler tarafından kasvet ve hüznün bestecisi diye anılırmış...
Şaşırmıştım, ne söylediğini anlamadığım bu sopranonun, çocuklarını çiçek hastalığıyla kaybetmiş bir annenin hüznünü dillendirdiğini de sonradan öğrendim. Bir annenin hüznünü, ne zaman nerede yazıldığını bilmediğim bir beste aracılığıyla derinlerden yaşamıştım. Tuhaf ama güzeldi.
Müziğin bendeki anlamı böyle birşey;
Dinlediğim tınıların büyüsü, hele de usta ellerden çıkmışsa, başka ruhlara bağım oluyor. Yüzyıllar, kilometreler ya da anlaşılmayan diller önemini yitirip ortadan kayboluyor. Duygularsa gevezeliğin hakkını veriyor.