- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Ali bey, Veli bey ve Sırım ağa üçlemesi

çalışarak ağa olabilirsiniz ama bey olamazsınız
Çocukluğumuzun geçtiği bir Anadolu köyünde Ali ve Veli Bey adında iki Bey yaşardı. Bir de çulsuz sırım Hasan adlı bir gariban bir köylü.
O zamanlar bey olmak için hem asalet hem de zenginlik gerekliydi. sadece zengin olanlar en fazla ağa olurdu.
Köyün arazilerinin yaklaşık %80 kadarı Ali ve Veli Beyindi, kalanı diğer köylülerin. Sırım Hasan’ın ise bir metre toprağı yoktu.
Köyde uzun kış gecelerinde başka bir yere gitme imkanı olmadığı için köylüler ya Ali Beyin ya da Veli Beyin konağında toplanır, yer içerlerdi ama Veli Bey biraz tutumlu (cimri de denilir) olduğu için çoğunluk Ali Beyin konağına doluşurdu. Burada yer bulamayan mecburen Veli Beyin konağına giderdi.
Köyde birisi bir şey satacağında (hayvan, tarla, çayır vs) önce Ali veya Veli Beye teklif edilirdi. Bunlar almazsa diğer köylülere alabilirdi. Veli Bey bu tür alımlarda daha atak olduğu için öyle fazladan saçacak parası pek fazla olmazdı.
Ali ve Veli Beyin çocukları okul arkadaşımız olduğu için Veli Beyin çocukları çoğunlukla kıt kanaat geçinirken Ali Beyin çocukları bol paralı olurdu. Bu yüzden bütün çocuklar Ali Beyin çocuklarıyla arkadaş olmaya can atardı. Sırım Hasanı sorarsanız; iki oğlu vardı ama kimse onları adamdan saymazdı.
Derken bir gün Veli Bey öldü. En büyük oğlu hemen bir tarlayı sattı. Tarladan gelen parayla hemen konağın misafir salonu yenilendi. Misafirlere üç öğün yemek verilmeye başladı. Doğal olarak da yıllardır Ali Beyin konağına giden köylüler topluca Veli Beyin konağına akmaya başladılar.
Bu ilgiden çok hoşlanan Veli Beyin en büyük oğlu, araç kiralayarak köylüleri şehre götürüp bar pavyon gezdirmeye başladı. Hatta o zaman “kerhanede ev kapattılar” bile deniliyordu ama biz çocuk olduğumuz için ne olduğunu anlayamıyorduk.
Derken ikinci tarla satıldı. Veli Beyi okuldaki çocukları çeplerinde tomar parayla okula gelmeye başladılar. Üst baş hemen değişti. Doğal olarak da arkadaş sayısı bir anda üçe beşe katlandı.
Veli Beyin hanımı ve gelinleri de boş durmuyordular. Her gün konakta köyün kadınlarını topluyor, ziyafetler düzenliyordular. Şehirdeki son moda bütün ne varsa (çamaşır makinesi, buzdolabı, radyo vs) en yenisinden ve en pahalısından getirtiliyordu. Konakta her şey bolca bulunuyordu. Hatta kapıya bir otomobil bile çekilmişti.
Biz köyden ayrılırken Ali Bey köyde tek başına kalmıştı. Bütün köylü Veli Beyin büyük oğlu etrafında kümelenmişti.
Sırım Hasan’a gelince, birileriyle anlaşabilirse onun tarlasını eker, mahsulün yarısını alırdı. İki oğlu ve kendisi robot gibi çalışırlardı. Bir kere de olsun yorulup mola verdiklerini gören olmamıştı.
Aradan sanırım yirmi yıl kadar geçtikten sonra yolum köye düştü. Ali Bey hala aynı Ali Beydi. Köylüler yine Ali Beyin konağında toplanıyordular. Ali Beyin yaşlanmasından başka değişen bir şey yoktu.
Sırım Hasan (aşırı çalışmaktan ve açlıktan kilo alamadığı için incecik bir yapısı vardı) artık Sırım Hasan değil, Hasan Ağa olmuştu. Köy odası açmış. Milleti ağırlıyordu. İki oğlu yetmemiş, komşu köylerden maraba (tarım işçisi) getirtmiş, çalıştırıyordu. Köyde kim tarla çayır satacaksa önce Ali Beye teklif ediyordu, Ali Bey almazsa Hasan Ağa alıyordu. O da almazsa diğer köylüler alıyordu.
Veli Beyin oğulları ise satacak tarla çayır kalmayınca önce İzmir’e göç etmişler. Bir müddet inşaatlarda ameleliği denemişler, dikiş tutturamayınca tekrar köye dönmüşlerdi. Şimdi onlar Hasan ağa’nın çiftliğinde iş bulmuşlardır. Kimi hayvanlara bakıyordu kimi tarla çayır işlerine.
NOT: 80 YILDA YAPILAN HERŞEYİ SATILMASINA KARŞILIK DIŞ BORCUN 500 MİLYAR DOLARA DAYANDIĞI GÜNÜMÜZDE, SOKAKLARDA DOLAŞAN LÜKS OTOMOBİLLERE BAKARAK “BAKIN ÜLKEMİZ NE GÜZEL ÇAĞ ATLADI, EKONOMİK OLARAK DÜNYANIN EN BÜYÜK 2. EKONOMİSİ BİZDE” DİYENLERE KISA BİR YAŞANMIŞ HİKAYE