- Kategori
- Spor
Alkış

Kupa maçının ardından seremoni de alkış hikayesi gündeme geldi. Beşiktaşlı futbolcular kupayı alan rakiplerini alkışlamalıymış. Ertuğrul hoca bu yönde olumlu tavır koyarken, Demirören devreye girip, takımı soyunma odasına yollamış. Bazı gazetelerde Sinan Engin diye geçti aynı haberi. Eğer bu bir suçsa. Söz konusu Fenerbahçe olduğu için, iki farklı durumu da suça dönüştürenleri alkışlıyorum. Yani sarı, laci manşetli gazetecileri.
Alkış nedir? Neyi ifade eder?
Günümüzde içi boşalan, anlamı kaybolan eylemlerden birisi.
Alkış, tempo tutmak ya da beğeni ifade etmek için kullanılır. Bir hoşnutluk ifade eder ve bir geri bildirim aracıdır. Altında bir beğeni, bir not verme olayı, aferin hak ettin onayı vardır.
Doksan dakika boyunca neyi beğendik, neyi alkışlayarak ödüllendireceğiz peki? Bir tarafta rakipten daha iyi oynayan, kondisyonu düşmeyen, rakip kaleyi daha çok ziyaret eden ve son dakikalara kadar vakit geçirmeyi, durumu idare etmeyi düşünmeyen yani futbol gibi futbol oynamayı tercih eden on bir iyi niyetli adam, diğer tarafta her fırsatta kendini yere atan, nasıl penaltı yaptırırım, kaleye uygun durumda şut çekmek yerine duran toplardan nasıl gol atarım düşüncesiyle, yerden kalkmayan, vakit geçirmeye oynayan, hakemi aldatma prensibini ilke edinmiş birkaç kötü niyetli ( hepsini suçlamak haksızlık olur) adamı mı?
Futbolda skora, neticeye göre yorum yapılıyor ülkemizde. Kötü oyna, üç puanı al, atamayana atarlar, vasat futbola bir kupa anlayışı hakim oldu giderek. Çağdaş futbol anlayışımız bu mu yani? Ardından üçüncü sınıf bir tasdik. Öyle veya böyle başarıya alkış. Son günlerde görülen o ki insanlar şak şakçı olup çıktılar.
Eğlence programlarında bile öyle değil mi? En basit soruları bile cevaplayamayan, beyni boş ama esprili, fiziki güzellikleri, selüloitsiz kalçaları, yağcılık adına espri yaptığını sanan milletvekillerini, gerçekte nefret etiğimiz sicil amirini, sarhoşken sesi kulağa hoş gelen sanatçıları hatta cenazelerimizi bile ellerimiz patlarcasına alkışlar olduk.
Sonucunda kupayı kaldıran bir takımı alkışlasak ne olur değil mi?
Her fırsatta kendini yere atan, hakemi aldatmaya yönelik becerilerini ustaca konuşturan Alex ve Kezman sayesinde bu sene ligler yine çok eğlenceli olacak. Bol penaltı, bol bol serbest vuruş izleyeceğiz. Birde Roberto Carlos’tan enstantaneler. Kupa maçında olduğu gibi iki ileri bir geri. Alkışın kamera versiyonudur bu. Show TV ye de bir alkış hepimizden.
Evet, bende alkışlayacağım bu sene bol bol. Ne üç büyüklerin milyonlarca dolara mal olmuş antika transferlerini, ne kötü futbolun ardından aldıkları üç puanları, ne ağzının ölçüsü olmayan başkanları, ne kolay yoldan elde edilmiş şampiyonlukları..
Alkışlayacağım elbette. Doksan dakika sonunda skora etki etmeyen, adam gibi maç yöneten, adil, dürüst, tarafsız düdük çalabilen hakemlerimizi. Karar verdim.Var oldukları ölçü de alkışlayacağım.
Alkış nedir? Neyi ifade eder?
Günümüzde içi boşalan, anlamı kaybolan eylemlerden birisi.
Alkış, tempo tutmak ya da beğeni ifade etmek için kullanılır. Bir hoşnutluk ifade eder ve bir geri bildirim aracıdır. Altında bir beğeni, bir not verme olayı, aferin hak ettin onayı vardır.
Doksan dakika boyunca neyi beğendik, neyi alkışlayarak ödüllendireceğiz peki? Bir tarafta rakipten daha iyi oynayan, kondisyonu düşmeyen, rakip kaleyi daha çok ziyaret eden ve son dakikalara kadar vakit geçirmeyi, durumu idare etmeyi düşünmeyen yani futbol gibi futbol oynamayı tercih eden on bir iyi niyetli adam, diğer tarafta her fırsatta kendini yere atan, nasıl penaltı yaptırırım, kaleye uygun durumda şut çekmek yerine duran toplardan nasıl gol atarım düşüncesiyle, yerden kalkmayan, vakit geçirmeye oynayan, hakemi aldatma prensibini ilke edinmiş birkaç kötü niyetli ( hepsini suçlamak haksızlık olur) adamı mı?
Futbolda skora, neticeye göre yorum yapılıyor ülkemizde. Kötü oyna, üç puanı al, atamayana atarlar, vasat futbola bir kupa anlayışı hakim oldu giderek. Çağdaş futbol anlayışımız bu mu yani? Ardından üçüncü sınıf bir tasdik. Öyle veya böyle başarıya alkış. Son günlerde görülen o ki insanlar şak şakçı olup çıktılar.
Eğlence programlarında bile öyle değil mi? En basit soruları bile cevaplayamayan, beyni boş ama esprili, fiziki güzellikleri, selüloitsiz kalçaları, yağcılık adına espri yaptığını sanan milletvekillerini, gerçekte nefret etiğimiz sicil amirini, sarhoşken sesi kulağa hoş gelen sanatçıları hatta cenazelerimizi bile ellerimiz patlarcasına alkışlar olduk.
Sonucunda kupayı kaldıran bir takımı alkışlasak ne olur değil mi?
Her fırsatta kendini yere atan, hakemi aldatmaya yönelik becerilerini ustaca konuşturan Alex ve Kezman sayesinde bu sene ligler yine çok eğlenceli olacak. Bol penaltı, bol bol serbest vuruş izleyeceğiz. Birde Roberto Carlos’tan enstantaneler. Kupa maçında olduğu gibi iki ileri bir geri. Alkışın kamera versiyonudur bu. Show TV ye de bir alkış hepimizden.
Evet, bende alkışlayacağım bu sene bol bol. Ne üç büyüklerin milyonlarca dolara mal olmuş antika transferlerini, ne kötü futbolun ardından aldıkları üç puanları, ne ağzının ölçüsü olmayan başkanları, ne kolay yoldan elde edilmiş şampiyonlukları..
Alkışlayacağım elbette. Doksan dakika sonunda skora etki etmeyen, adam gibi maç yöneten, adil, dürüst, tarafsız düdük çalabilen hakemlerimizi. Karar verdim.Var oldukları ölçü de alkışlayacağım.