​ Alkol şişede durduğu gibi durmaz damarda - 1 / Genel Sağlık / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Şubat '17

 
Kategori
Genel Sağlık
 

Alkol şişede durduğu gibi durmaz damarda - 1

Alkol şişede durduğu gibi durmaz damarda - 1
 

Giriş
 
Alkol, gerçekten şişede durduğu gibi durmayan bir nesne. Her ne kadar şair Orhan Veli, “Eskiler Alıyorum” şiirinin son mısraında, “Bir de rakı şişesinde balık olsam” dese de (Ki ölümü de “kafasının iyi olduğu” bir sırada olmuştur: Bir Ankara dönüşü İstanbul’da PTT’nin açtığı çukura düşmüş, beyin kanaması geçirmiş, birkaç gün sonra da 36 yaşında vefat etmiştir.) bırakın (elbette önemlidir) dinen haram olmasını, sosyal ilişkilerin zayıflaması; bedenî, maddî, manevî kayıplarıyla “alkol bağımlılığı” gerçekten çağımızın önemli problemlerinden biridir.
 
İşin üzücü düşündürücü tarafı “ayık kafa”yla hayatı sürdürmenin giderek zorlaşması (insanî ilişkiler, çalışma hayatındaki memnuniyetsizlikler, ‘stres’, doyumsuzluk, modern çağın getirdiği meseleler, ekonomik sıkıntılar, kişiliğin zedelenmesi, farkında olmadan modern insanın şuur altının su yüzüne çıkması… yüzünden) daha fazla insanı alkolün batağına itiyor. Asıl düşündürücü olan alkolün ilköğretim çağındaki çocukları bile tehdit eder hâle gelmesi. Özellikle büyük şehirlerde çocukların kontrol edilmesinin güçleşmesi bu meseleyi daha da tedbir alınamaz duruma getiriyor.
 
Kişinin kullanımı için legal / illegal “pazar”a sürülen bütün maddelerin ortak özelliği “geçici” de olsa “keyif verici” olmasıdır. Elbette bu özelliği kolayca “bağımlı kılmayı” da beraberinde getiriyor. İçinde onlarca zehirli madde (fare zehiri bile) olmasına, hatta 1 mg. nikotin bir kerede ata zerk edilse atı öldürmesine rağmen sigara ellerden düşmüyor. Organ bağımlılığı (parmak arasında bulundurma) derken biyolojik ve psikolojik bağımlılık.
 
Ona keza alkolün içilme aralığının kısaltılması, dozunun artırılması da bağımlılığa götürüyor içeni. Ardından sosyal ilişkilerde ve çalışma hayatında aksama, alkol yokluğunun yarattığı psikolojik iç deprem… Dünya Sağlık Teşkilatı’nın (WHO) “İşinin içmesini engellediğini düşünen alkoliktir.” tanımı da hiçbir ilmî tarafı olmayan saçma sapan bir tespittir.
 
Şunu da söyleyeyim: “İki bira yapalım.” “Biz sosyal içiciyiz. Birkaç arkadaş bir araya gelir, ayda yılda bir demleniriz.” gibisinden çok yaygın ifadelerin de “bağımlılık bağlamı”nda hiçbir geçerliliği yoktur. Şimdi bağımlı derecesinde “alkol” tüketenlerin de alkole başlama hikâyeleri de aşağı yukarı böyledir. “Meret” potansiyel kitlesini avucunun içine almada son derece sabırlıdır. Fırsat kollar, buldu mu damarlara yayılır. Bu kadar. İçmek için bahane üretmekten ibarettir bu noktadan sonrası.
 
Sarhoşken Yapılmaması Gereken Birkaç Kusurlu Hareket
 
1) Sarhoşluk sırasında organların hareket alanı genişler. Dikkat ve söze hâkimiyet azaldığı için dilden çıkan sözlerin ölçüsü olmaz. Sarhoş insan, en yakınlarından hiç tanımadığı kişilere kadar herkesle teklifsizce konuşur. Damardaki doza göre bu küfür etmeye, hatta kavgaya kadar varır. (Hatta doza göre söylenenler ve/veya yapılanlar ertesi gün hatırlanmaz. ) En iyisi böyle durumlarda doğruca yatağa gitmektir.
 
2) Sarhoşken organların hareket alanı genişlediğinden çok kere beden dengesi de sağlanamaz. (Yalpalama durumu) Damardaki sıvı, cesareti de körüklediği için el, kol, bacak ve ayaklar da uzar. Kendini ifade; sözden çok el, kol, bacak ve ayağa geçtiği için böyle durumlarda dışarı çıkmak istenmeyen sonuçlara sebep olabilir. Meselâ “kafanız bir ton” olmuş. Bütün dengeler alt üst.
 
Kapının kenarına bırakılmış çöpü alıp sokağa çıkıyorsunuz. Karşıdaki çöp bidonuna çöpü atmaya çalışırken, çöpün arkasında eğilmiş ayakkabısını bağlayan birini (yırtmaçlı ceketinden dolayı) o karanlıkta köpek sanabilir, küfür edebilir hatta tekme atabilirsiniz. Alın başınıza hiç yoktan belâyı. Siz hiçbir şey olmamış gider yatarsınız birkaç gün sonra önce karakolda sonra da adliye koridorlarında bulursunuz kendinizi. Sabıka kaydınız olmadığı için cezanız 5 yıllığına ertelense de ceza alırsınız.
 
3) Sobalı bir evde yaşıyorsanız, sarhoşken (bulut hâli) sakın ola ki ihtiyaç için mekân değiştirirken odanızda bulunan sobayla “dar alanda kısa paslaşmalar”a girmeyin. Farkına bile varmazsınız yapışıverirsiniz sobaya. Bacalar bir yana, soba bir yana, siz bir yana düşebilirsiniz maazallah. Odayı kesif bir duman kaplar siz kül tablasındaki sigara tütüyor sanırsınız. Evde de kimse yoksa yandı gülüm keten helva!
 
4) Gece ilerlemiştir. Derin bir sessizlik kaplamıştır her tarafı. Televizyonda programlar tat vermez olmuş, zaten gözler de seçme özelliğini çoktan yitirmiştir. Ekran o an sizin için sadece bilmem kaç milyon renk demeti gibidir. Oda labirent gibidir. Son bir gayrete kendinizi balkona atarsınız. Ellerinizi balkon demirlerine koyup derin derin nefes alarak bir gümüş tepsi gibi doğmuş aya bakıyorsunuzdur.
 
Aman dikkat! Sakın ola ki balkon demirlerine fazla yüklenmeyin. Allah korusun, balkon demirlerinin duvara montesinde çimentonun arasına sokulan tahta parçası boşanabilir, bilmem kaçıncı kattan saman çuvalı aşağıya düşebilirsiniz ve/veya fukara sümüğü gibi betona yapışabilirsiniz. Böyle durumlarda ağrı, çıkık, kırık anlaşılmaz ama “ayılınca” görürsünüz Hanya’yı Konya’yı!
 
Son söz: Herkese “ayık günler” dilerim.
 
Toplam blog
: 300
: 1022
Kayıt tarihi
: 13.06.10
 
 

Tarih, edebiyat, şiir, dil ..