- Kategori
- Magazin
Allah'ım bizden çok, bizden çok mu sevdin?

Bir ateş düştü yüreğimize… Gepgenç bir delikanlı altı günlük yaşam savaşını kaybetti. Ne olurdu ateşkes imzalansaydı ölümle. Tatlı sonla bitseydi bekleyişimiz. Ama olmadı. Mağlubuz kadere. Ne gelir elden? Emir büyük yerden olunca.
Ben Yalancı Yarim’i seyretmedim. Kanal değiştirirken görürdüm bazı bazı… Barış’ı görünce şöyle bir durur seyrederdim ve geçer giderdim.
Ben Akademi Türkiye’yi de seyretmedim pek… Ama karşılaştığımda dikkatimi çeken bir kişilikti Barış.
Neydi beni çeken? Belki ölümünün yine zamansız olduğuna inandığım ve çok üzüldüğüm sevgili Barış Manço’ya benzetmemdi.
Belki gözleri… Öyle bir şey vardı ki Barış’ın gözlerinde mıknatıs gibi çekiyordu kendine doğru.Tanımasam da, oturup konuşmasam da sevdirmişti kendini uzaktan uzağa.
Onu yakından tanıyan kişilerle yapılan röportajlarda hep aynı cümleler kuruluyordu. Barış’ın çok sıcak ve pozitif bir insan olduğu…Anladım o zaman beni çeken buydu işte… Işıl ışıl bakan gözlerinden yaydığı yumuşaklık ve size ulaşan sevgi…
Çok ağladım iki gündür. Kabullenmek kolay değil. Ölüm Allah’ın emri. Ama ayrılık... Sonsuza kadar ayrılacağınızı bilmek… En yakınları için çok ama çok zor elbette. Ateş düştüğü yeri yakıyor.
Umudum vardı herkes gibi… Bir mucize olacaktı ve O yeniden aramıza dönecekti. Sımsıkı sarılacaktı kaldığı yerden hayata. Çok, çok gençti daha. Doğumundan yirmi yedi yıl sonra aynı gün.
Doğduğunda mutluluktan gülümseyen yüzler acılar içinde gözyaşları döküyordu aynı gün.
Çok etkiledi beni ölüm şekli. Zaten en korktuğum şeydir trafik kazasında ölmek. Kafan parçalanmış. Kolun bacağın kopmuş bir taraflara savrulmuş. Kan birikintileri küçük gölcükler oluşturmuş kırmızımsı. Ve en acı gelen şey bana; Kimsesizler gibi yol kenarında kalakalmanız. Üzerinizin gazete kağıtları ile örtülmesi. Yoldan geçenlerin yüzlerini buruşturarak zavallı diye acıyarak bakması. Belki de orada yatanın kendileri ya da yakınları olmadığına şükrederek.
Yıllar öncesine gittim geldim bir an. Uzay Heparı’yı hatırladım önce. Kerim Tekin’i sonra…Ve Ajlan Büyükburç’u… Gepgençtiler… Hayatlarının baharında… Yolları aynıydı… Müzik adamıydı hepsi de… Ve onlar da ismini bilmediğimiz pek çok insan gibi trafik canavarının kurbanı oldular.
Evet … Barış’ın yerinde biz de olabilirdik. Bir ölüm haberi alınca biz yaşıyoruz diye sevinir mi insan? Ölüm… Her canlı tadacak kaçarı göçeri yok bunun. Ama giden genç, çok genç olunca daha mı çok sızlıyor insanın yüreği. Giderken yarına dair tüm umutlarını da yanında mı götürür insan. Biz üzülür, çaresiz kalırken bu fani dünyada gidilen yer buradan daha mı rahattır acaba. Gidenler o yüzden mi geri dönmezler şiirdeki gibi.
Herkes bir şeyler söylüyor. Kimi anısını anlatıyor. Kimi O’nu anlatıyor. Haber yapıyorlar. Kimileri kumsalda ateş yakıp O’nun şarkılarını söylüyor. Ama olan gidene oluyor. Geride kalanların en büyük ilacı ise zaman. Zaman yine hunharca akıp gidiyor. Günlük yaşam telaşesi ölümü unutturuyor bizlere. Dünya bazen çekilmez oluyor, bazen çok güzel. Hayat yaşanıyor öyle ya da böyle. Bizlere verilen süre bitene kadar. Tüm emek, bitirdiğiniz okullar, konuştuğunuz diller, çocuklarınız, torunlarınız, kariyeriniz, sevgiliniz, karınız, sevişmeleriniz, umutlarınız bir an da yok oluyor. Sevdiklerinize son bir kez sarılamadan…Vedalaşamadan…
Nasıl doğmak istiyor musunuz diye bize sorulmuyorsa. Ölmek istiyor musun diye de sorulmuyor. Daha ana rahmine düştüğümüz an da yazılıyor alın yazımız. Kalın puntolarla… Biz sürekli bir şeyler yaptığımız sanıp duruyoruz. Yapıyoruz da aslına bakarsak. Ama sadece yapmamız gerekenleri. Ne bir eksik ne de bir fazla... Kısmet olmadan dayak bile yenmez denmesi bu yüzden belki de…
Bu dünya gerçekten de fani. Bir hoş seda oluveriyorsun … Üüüfff…Uçup gidiyorsun…
Acaba hiç bebek getirmemeli mi bu dünyaya? Yani zamanı gelip de gitmek zorunda kaldıklarında arkalarında gözü yaşlı hiç kimseyi bırakmamaları için…
Ölüm… Bir şekilde buluyor bizi. Trafik veya uçak kazasında… Hastane odasında… Ecelle… Asker ocağında…
Çok can yakıyor çok… Belki bir avuç insanın belki de milyonların... Bildik tanıdık kim varsa en çok da onların canı yanan…
İsyan değil bu Allah’ım… Elbetteki sen her şeyin daha iyisini, doğrusunu bilirsin. Elbetteki boynumuz kıldan ince… Elbetteki inancımız çok büyük… Ama yüreğimdekileri dökmek istedim satırlara, paylaşmak... Senin bildiğini kullardan saklamanın bir manası yoktu çünkü…
Geride çok büyük bir hayran kitlesi… Çok büyük bir sevgi seli bırakarak gitti Barış. Ölüm sana yakışmadı diyen feryatların arasından süzüldü gökyüzüne. Belki de O istedi gitmeyi… Bilmiyoruz ki…
Bildiğimiz tek şey…
Biz seni çok sevdik Barış… Ama Allah’ım bizden çok sevmiş ki yanına aldı seni… Artık O’nun meleklerinin kanatları altındasın… Cennet mekanın olsun… Rahat uyu… Rüyanda seni seven binlerce insanın yüreğinin nasıl da “Barış Barış” diye attığını gör, sevgilerinin sesini dinle…