- Kategori
- Gündelik Yaşam
Allah'ın televizyonu

RESİM INTERNETTEN ALNIMIŞTIR
Film manyağı bir toplum olduk çıktık. Dizilerin reytinglerini alt üst eden özel kasetler gündemde.
Yaşadığım topluma ve bana yaşattıklarına; bazen üzüntü, bazen mide bulantısı şeklinde tepkiler gösteriyor bünyem.
Dillerde bir kaset furyasıdır gidiyor. “Seyrettin mi kaseti?” şeklinde başlayan sorulara cin oluyorum. “Yok seyretmedim, seyretmeye de niyetim yok. Kimin kimi nerede ve nasıl ne yaptığı benim ilgi alanım değil. Kaldı ki kendim için istemediğimi, başka bir insan için de istemem.” diyorum.
Diyorum da sanki bir bok mu oluyor? Yok, merakla kasetler seyrediliyor. Kaset hakkında yorum yapamayanlar, ne olup bittiğinden habersiz yaşayan zavallılar gibi lanse ediliyor. Seçimi bıraktık, kasetler üzerine programlar yapılıyor.
Gülünesi mi, ağlanası mı duruma karar vermek zor…
Hepimiz kendimize gelelim. Özelidir, tüzelidir, genelidir… Fark etmez.
Ülkemizi yönetecek insanları seçmek üzere sandıklara gideceğimiz ve en iyisini yapmak zorunda olduğumuz şu dönemde; evet en iyisini yapmak zorundayız. Kendimiz için yapmıyorsak, çocuklarımızın iyiliğini düşünerek yapmalıyız.
Getirildiğimiz noktaya bakın.
Kim, kimi, nerede, nasıl, … yapmış. Beni ilgilendirmiyor. Neden mi? Kafamıza sokmak istedikleri abuk düşünceler, günlük hayatta yaşadığımız olumsuzlukların önüne geçiyor da ondan.
Biri çıkıp ülkenin tek yönetimle idare edilmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor. Bir başkası, hangi ülkeye benzer bilemem ama zorla da olsa olacak diyor.
Kütahya’da halk zehirlenmekten korkuyor. Kurumlar farklı açıklamalarla durumu içinden çıkılmaz hale getiriyor.
Çocuklarımızın yıllarca çalışıp verdikleri emekler göz göre, göre heba ediliyor.
Tanıdık torpilinin üniversite sınavlarında daha öncesine dayanan bir geçmişi olduğu yönünde günlerdir açıklama yapan parti başkanının sözü manşetten öteye gitmiyor.
Gözümüzün önünde türlü dolaplar dönüyor, çıldırtan projelerle geçiştiriliyor.
Akli salim insanlar çıkıp, içeri tıkılan aydınların ve gazetecilerin davalarının sonuçlanmasını isteyince, onlar da örgütçü oluyor.
Elini nereye atsan elinde kalıyor. Atı alan Üsküdar’ı geçiyor.
Biz hala milletin uçkurunun peşinde koşuyoruz.
Teoriler üretiliyor. Kaseti kim çekti, kim yaydı belli değil. Belli olmasını isteyen ve istemeyenler ortada. Garip…
Sokaklar güvensiz. İnsanlar huzursuz. Ne zaman ne olacak korkusuyla yaşıyoruz. Çocuklarımızı okula gönderirken endişe içinde kalıyoruz.
Trafikte terör, sokakta terör, siyasette terör.
Yok mu bunun sonu. Hayatımızı bu döngü üzerinden yürütmemiz için durmadan gözümüze sokuluyor. “TERÖR”
Doğu karışmış, ne haber ne teber. Şehitlikte anneler isyanda. Gelen siyasileri kovalamışlar. Ne yapsınlar seslerini duyan yok.
Kafam bulanık, içim kabarık. Taşmaya hazır bir nehir gibi çarpıp duruyor kendi çeperlerine.
Huzur bekliyorum kendi adıma. Ülkemde huzur ve güvenle yaşamak hakkımı kullanmak istiyorum. Acı ve üzüntü istemiyorum.
Açlık ve sefalet istemiyorum. Çocuklarım için endişe duymak istemiyorum. Canımdan korkmak ve paranoyak olmak istemiyorum.
Sonunda kafayı bozdurdular. Buyurun cenaze namazına…
Size küçükken annemin verdiği bir nasihatı aktarmak istiyorum; annem, yalan söylemenin sadece insanın karşısındakini kandırmaya yarayacağını söylerdi. Bir de örnek verirdi ki bu bizim kanımızı dondururdu.
Şöyle ki; Allah, kulları hesap günü kalktıklarında öylesine büyük bir televizyon açacakmış ki gök yüzünde, nereden bakarsan bak o televizyonda neler oynadığını herkes görecekmiş. Bu dünyada yapıp kimseye söylemediklerin. Gizlediğini düşündüklerin, hesap gününü ve Allah’ın televizyonunda ve tüm insanların önünde gösterilecekmiş.
Annem, böyle bir önekle bizi kötülükten korumaya aynı zamanda da diğer insanlara kötülük yapmaktan geri durmamızı sağlamaya çalıştı.
Annemin bu söyleminin tüm siyasiler ve toplum açısından da kulakta kalmaya değer olduğunu düşünüp sizlerle paylaşmak istedim.
Sağlıkla ve mutlu kalın.