- Kategori
- Gündelik Yaşam
Altı maaş kıdem tazminatı…
Sekiz falan mıydı? Ayy, amannn, ha altı, ha sekiz; ama bakın, işten isteyerek aldığınızda da alacaksınız… Yani… Bir şeyler… Şimdiden bilemiyor insan elbet, maaşınızın üçte birini mi alırsınız, ne bileyim artık!...
Deneme süresi yükseltilmiş, dene dene al şekerim!
Zaten bir sürü işsiz üniversite mezunu var; al birini, çalıştır dört ay, işten çıkart!
Al diğerini, çalıştır bir-kaç ay, yine işten çıkart!
“Al-ver, ekonomiye can ver!” metodu, yani!...
İşsizlik göstergeleri hareketlensin; girsin-çıksın! Göstergelere can gelsin!...
******
Ben bu halkın bu ezik hali ile ille de “yaranacağım” mantığına şaşmaktayım!
Bir vatandaş yorum yapmış, demiş ki: Hangi Avrupa ülkesinde çalıştığın her yıl için bir maaş ikramiye alırsın?
Ah gözünü sevdiğim vatandaş, aklını başından et, balık yememek mi almış, yoksa hep mi böyleydin?
O örnek gösterdiğin ülkeler var ya; o ülkelerde çalışanlar yalnızca ev kiralarını ödemiyorlar… Aynı zamanda, tahmin bile edemeyeceğin şekilde besleniyor; hani yani makarna-ekmek, tarhana çorbası-ekmek, peynir-domates-ekmek demek değil istediğim; yumurtalı patates ve ekmek de değil…
Biftek yiyorlar, pirzola…
Altlarında iyi-kötü bir araba…
Tatile çıkıyorlar, şekerim, dünyayı geziyorlar!
Mesela, bir gün Türkiye’ye geliyorlar…
Misal, gidebildin mi onların turistik yerlerine?
Şey…
Biraz fazla oldu, özür…
Türkiye’nin herhangi bir turistik yerine gidip de, görebildin mi, ey kardeş?
******
Mesela, pek sinir olduğum bir durum var!
Emeklilik yaşı ile ilgili!
İlle de Avrupa’ya endeksleme çalışılıyor ya…
Demim söz ettiğim bazı hazır asker yorumcular da destekliyorlar ya!...
Yahu, neyi destekliyorsun arkadaşım?
Bir de!..
Anlat!
Anlayalım da, “Haaa, vallahi bu bakış açısını kaçırmışım yav” diyelim!...
******
Güzel kardeşim, işçi kardeşlerimiz asgari ücrete tabi olup da, misal, kot taşlama tezgahlarında kanser riski ile karşı karşıya kalırken, ulaşılmaz gibi gözüken banka çalışanları size hiç çaktırmasa da saatler boyu çalışıp, hiç bilmediğiniz mesailere kalıp, sahip olmadıkları sendika yüzünden, maaşlarının çoğunu mesaiye kaldıkları saatleri kapatmak adına harcadıklarını; mesela bir bayan bankacı evine geç kalıp da, çocuğuna, eşine ve kendisine yemek yapamadığında açığını kapatmak adına hazır yemek söylediğini düşünürsek...
Yani… İşçisi… Memuru…
Bir farkı yok anlayacağınız…
“İşçi’nin tatili olmaz, tatilini tadilat işleri ile geçirir!”
Bu, bizim ülkemize özel bir durumdur!
Memuru, farklı mıdır?
En fazla, memurluk yaptığı yerin bir kampı varsa, zamanında yazıldıysa, başkaları onun zamanına talip olmadıysa, öyle bir tatil lüksleri vardır; onda da üstünde birileri aynı dönemde oradaysa ne şort ile dolaşabilir garibim, ne ailesine rahat verir!
Ya yanlış bir durum olursa… Ya üst yanlış anlarsa… Ya tatil dönüşü tayini bilmem nereye çıkarsa?
******
Şimdi… O pek destek veren yorumculara istinaden:
Şekerim!
Avrupa’da insanlar çalışırken, öncelikle emeklerinin karşılığını alırlar! Bu, bir!
İkincisi, harbiden çalışırlar!
Hani, çalışır gibi yapmak, kaytarmak falan olmaz!
Emeğin hakkı vardır!
Mesela, kuaförler, eğer ki, pek fazla isim yapmazlarsa, üç kuruşa talim ederler! Hatta, adları “Kuaför” olduğundan, olur-olmaz senaryoların içlerine kolayca dahil edilirler!
Misal, Amerika’da en pahalı işlerden biridir bir kuaföre gitmek!
Bizdeki gibi “Bir saç kestin, bir boya attın, fön çektin!” , “Ne ettin ki?” gibi değildir bu işler!
******
En çok kızdığım, Avrupa standartları ile ülkemiz emekliliğini bir tutmak dedim ya, Avrupa standardında her çalışan yılda bilmem kaç kilo et yiyor, bilmem kaç kilo balık, bilmem kaç kilo sebze-meyve tüketiyor!
Adamların ülkelerinde kısıtlı miktarla bulunan bu besinlerden onlar bir şekilde yararlanıyor!
Bizim ülkemizde pek bol olan bu besinlerden bizim çalışanlarımız ne kadar yaralanabiliyor?
******
Adamlar çalışırken, ev sahibi, araba sahibi oluyor; iyisi-kötüsü… Onların en kötüsü, yine de bizim orta halin hayal edebileceğinin en iyisi!...
Tatile çıkıyorlar, anacım, tatile!...
Kaçımız çıkabildik, üşenmeden bir soralım bakalım birbirimize?
******
Sonra…
Avrupa standartlarına uygunluk anlamında emeklilik yaşı, efendime söyleyeyim, kıdem tazminatı falan uyarlansın!
İnsan standardı eşitlenmedikten gayrı, her bir elbise ya dar gelecektir, ya da fazla bol!...
******
Bir Avrupa insanının yetmiş yaşına bakın!
Çok zorlanmazsınız, vallaha, tur ile gelen turistler arasında çokça vardır!
Bir de, bizim yetmiş yaşında olanlarımıza bakın!
Gözlerinizi kapatmazsanız, her yanımız örneklerle kaynamaktadır!
Elinde baston, ahlayıp, oflayanlar…
******
Neden?
******
Neden mi?
Adamlar çalışırken, en basit işlerde dahi, önemseniyor, arkadaş!
Birileri biliyor ki; herkes üniversite mezunu olamaz! Olsa da, mesleki eğitim mezunu olmalı; herkes doktor, herkes avukat olamaz!
Olursa, iş bulamaz!
Dondurma ustasına da ihtiyacı vardır, makine mühendisine de…
Reklam brandası montajı yapana da, doktoruna da…
Bizdeki “Kuaför” onlarda değer taşıyor!
Biz şairlerimizi, yazarlarımızı aforoz ettikçe, onlar kendi yazar ve şairlerine değer biçmekle kalmıyor, hatta bizim silip attıklarımıza sahip çıkıyor!
******
İş “emek” işi…
“Emek” öyle bir şey ki: İstenildiğinde yalnızca ekmek parasıdır, katığını katılmaksızın; istenildiğinde ayakta alkışlanır!
******
Bizim gibi ülkelerde pek kolay harcanılır!
“Emek” insan gücüdür, insan çoktur, çoğu açtır, çoğu muhtaçtır!
“Emek”lerini harcayacak yer bulmaları, dahi, hatta bundan para kazanmaları, bir minnet duygusu yaşatmaktadır ki…
Ne tatilin sorgusunu yapabilirler, ne fazla mesai ücretinin!
******
Aynı coğrafyadan birileri çıkar, “Daha ne istiyorsun len? diye sorar!
Diyeceği hiçbir şey yoktur garibimin…
Ne anadan-babadan görmüştür emeğin değerini, ne harcadığı başka yerlerden…
Ne tatili bilir, ne de hak iddia etmeyi!
Öylesine, insan olduğunu bile bilmemesine çalışır durur; en fazlası yaşayacak kadar yer-yedirir, ölmeyecek kadar ısınır-ısıtır!
******
Sonra…
Birileri Avrupa standardı der…
Hani, sanki, bir Avrupa standardında yaşamış yetmiş yaşında bir adam ile Türkiye standardında yaşayıp da, aynı işi yapmış iki kişi yan yana getirilmiş, sağlık, psikolojik değerleri ölçülmüş de, sonuç aynı çıkmış gibi!...
******
En fena olan da budur zaten!
Hiçbir şart eşitlenmez iken, ille de Avrupa Standartlarına uyacağız demek!
******
Hayır, yani, bir de bu ne olduğunu bilmeden çanak tutucular var ya, onlardır vallaha hiç düşünmeden ille ki bir partiye oy atanlar!
******
Biliyorum, bu yazdıklarım yüzde elliyi pek sinirlendirecek, “Sen” diye başlayan cümleler “hakaret ile devam edecek” ve “kimin altından geçtin ki bu köşede yer aldın!” şeklinde sonlanacak!
******
Onca yıl çalışıp da, devlet korumasına alındığı için şakşaklanan kıdem tazminatının vatandaşın lehine olmadığını söylememin bedeli bu ise; amenna!
******
Güzel olsun, boynum eğilsin… Özür üstüne özür dileyeyim! Gocunursam namerdim!
Yeter ki emekler yenmesin!
Yeter ki, emek harcayanlar, laf olsun diye, önemsenmesin!
Hani: Avrupa’da falan…
Sağlansın Avrupa’daki standart, ilk alkışlayan ben olayım!
Laf ile, göstermelik anketler ile olmasın ama…
Olsun!
Anasını satayım, “Salağım ben!”, “Pek salak!”…
“Yüzüme tükürmeyen namert olsun!” diyeyim!
Onca yıl çalışıp da, altı- hadi yanlış anladım, sekiz maaş kıdem tazminatına alkış tutanlar var ise; “Salak!” deyip de yuhalasınlar!
Böyle kör yaşıyorlarsa, böyle kör göz ile bir şeylere inanıyorlarsa… Onların gözleri bizim görmediğimiz bir şeyleri görüyor demektir!
Gördükleri ne ise…
Göremediklerimiz ne ise…
******
Onca yıl çalışıp da, altı maaş ikramiye için “Oley!, “Süper!” diyenleredir serzenişim!
******
Yani…
Daha fazlasını desem neye yarar?
“Görünen köy kılavuz istemiyor!” deniliyor, kılavuza fazladan para verip de “Yok ol” denilip de, “Gözlerimizi kapadık! Sizde kapatın!”; yoksa “Deli” denilerek ciddiye alınmazsınız, vesselam!, repliklerinin
fazlasıyla arttığı bir ülkede, emeğini bir kap yemek, bir nefes özgürlük için yeterli bulanlardan mısınız?
******
Balık, ülkenizde en çok yetişen besin kaynağı olsa da, yemekten imtina edip de, “Çok yaşa Padişahım!” mı diyorsunuz?
******
“Altı maaş”, “yıllarca çalışana”, “Pek iyi, pek güzel mi diyorsunuz?”
******
Altın yumurtlayan tavuğun yumurtaları anında alınıyor!
Yumurta yemeden yaşıyorsunuz, şekerler!
Hadi, diyelim, yumurta yediniz; hormonlu yumurtaların ithal edilenlerinden!
******
Ayyy… Şöyle bir silkinin, neler olup da bitiyor, bir görün, ayol!
******
Öyle işte, kanunlar-manunlar geçip gidiyor; bizler yok Fener’di, yok şikeydi felan diye beyin kıvrımlarımızı bu işlerle harcarken…
******
Beyin kıvrımlarımızı biraz daha kişisel yararlarımız ile kullansak, mesela, Kıdem Tazminatı yasası değişir mi?
Ne bileyim yani; hani… Salak olmadığımızı göstersek fena mı olur?