​ Amerika' dan değil, Allah' tan korkmak / Haber / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Kasım '07

 
Kategori
Haber
 

Amerika' dan değil, Allah' tan korkmak

Türkiye, “bölücü terör” ile değil gerçekte “emperyalizmin ittifakı” ile cepheleşmiştir…


Topraklarımıza yönelik son saldırıların kapsamlı bir harekatla yanıtlanmasından başka seçenek kalmamıştır.


Harekat, gün yitirmeden başlamalıdır. Bu durum konuyla ilgili görüşme ve müzakereleri engellemez, dahası, ülkemizin elini güçlendirir. Halkımızın ve Ordumuzun moralini yükseltir.


Sözde müttefikimiz/ NATO’daki ortağımız ABD teröre yataklık ve yardım etmektedir…
Irak’ın bütünü ABD güdümünde, Kuzey’i aşiret beylerinin yönetimindedir. Topraklarımıza yönelik saldırılardan bu her ikisi de PKK kadar sorumludurlar. Çünkü, hukukun en temel kurallarından biri suça yataklık edenin de neredeyse o suçu işleyen kadar sorumlu olduğu ilkesine dayanır.


PKK terör örgütünü, himaye ettiği, lojistik, teknik destek sağladığı bilinen ABD silahlı kuvvetleri ister istemez Türkiye’nin düşmanı konumunda pozisyon belirlemiştir…
Bizzat ABD’li üst düzey yetkililer “teröristlerin yeri ve teslimi konusunda” yardımcı olmayacaklarını söylemişlerdir. O arada Ankara’ya ziyarette bulunan Kuzey Irak heyetinin işin ciddiyetiyle bağdaşmayan tavırlar sergilemesi ve ABD Dışişleri Bakanı’nın “PKK’ya terör örgütü” demekten bile çekinir tavırları gerçeği bütün yalınlığıyla ortaya koymaktadır. Başbakan Erdoğan’ın Başkan Bush ile önümüzdeki günlerde Washington’da yapması planlanan görüşmeden de istediğimiz bir sonucun alınması neredeyse olanaksızıdır.


Değil bizim siyasetçilerimiz, Amerikan kamuoyunun sağduyulu çevreleri bile, kendi ülkelerinin Irak batağında Türkiye gibi bir bağlaşığı feda etmesinin sakıncalarına karşı Bush yönetimini uyarmışlar, ancak savaş lobisinin ve karanlıklar prenslerinin anlayışı şimdilik üstün gelmiştir.


Öte yandan, önümüzdeki dönemde Başkanlık yarışını Hillary Clinton’un kazanması olasılığı vardır. Senatör, ABD’yi denizaşırı çatışma alanlarından çekme söz veriminde bulunmuştur. Ancak Türkiye o günü bekleyemez bir başka ülkenin kendi iç politik ve ekonomik gelişmeleriyle kendi kendini bağlayamaz konumda olsa gerekir.


Mevcut ABD yönetimi için PKK’yı kollamak kendi stratejik çıkarları açısından Türkiye’nin dostluğundan daha önemlidir… Aradan geçen yıllar ve iki körfez savaşı boyunca terör örgütü ile akçalı ve askeri anlamda ne türlü ilişkilere girdiklerinin bilinmediği ve bu bağları deşifre olursa çok güç durumda kalabilecekleri düşünülebilir. O nedenle, ABD, kimi ülkelerde işi bitince” askeri darbe yaptırdıklarını yüzüstü bıraktığı gibi, (bu iletişim çağında) PKK kadrolarından desteğini kolaydan çekememektedir. O arada Barzani ve Talabani güçlerine karşı PKK, Amerika için gizli bir kozdur. PKK Amerikanın bölgedeki ikinci profesyonel silahlı gücü gibidir.


Kuzey Irak’taki ‘emperyal’ tapulu “petrolün jandarması” o aşiret liderleri ve onlara bağlı silahlı güçlerdir… Talabani ve Barzani de, bölgede Türkmen gerçeği veya başka bir koz üzerinden Türkiye’nin petrole ortak olmaması için PKK’yı değerlendirmektedir. Onların çıkarları da PKK’nın varlığını gerektirmektedir.

Eğer Türkiye meşru müdafaa hakkını gereğince ve gecikmeden icra edemezse yalnız kendisi de değil bölge ülkeleri de bundan zarar görmeye başlayacaktır…


Türkiye eğer gereken savunma refleksini gösteremezse, Irak’taki ve bölgedeki unsurlar Türkiye’nin bir daha kolay kolay kıpırdayamayacağı bir güç dengesi paylaşımına yönelebilirler..

Bizim bir yay gibi konumlandığımız haritamızın kuzey dış sınırlarının ve Akdeniz’in efendisi Yunanistan güneyin ve Mezopotamya’nın yeni ağası ise İsrail olsun diye çalışmalar yapıldığı inancındayız.


Türkiye bu gerçekleri görmezden gelmeye devam edemez. Bölgede belki dostu olmayabilir, müttefiki kalmamış da olabilir. Öyle bir tablo vardır ki, adeta Kıbrıs Barış Harekatı’nın koşullarını çağrıştırmaktadır. Aradan geçen zorlu yıllarda Türkiye eskisine oranla ve düşmanlarıyla karşılaştırıldığında askeri olarak da daha güçlüdür. Elbette “ulusal çıkarları savunan siyaset” anlamda aynı saptamayı yapmak ise, zordur.


Ancak bu durum ülkemizi dünyada yalnızlığa itmemelidir. Türkiye bir yandan Rusya, Çin Asya güçlerini etkilemeye ama diğer yandan da Batı kamuoyu nezdinde tezlerini yılmadan anlatmaya devam etmelidir. Türkiye, Suriye, İran yönetimleri de dahil hiçbir unsuru ihmal etmeden Orta Asya ve Balkanlardaki tarihi bağlarını gözeterek, egemen ve hükümran bir ülke olmanın gereklerini an yitirmeden yerine getirmelidir. Bunu yaparsa bölge barışına da katkı sağlamış olacaktır.


ABD bölgede ve yerkürede dikey kesitlere dayalı sert askeri müdahale ve düz savaş mantığıyla ilerlemektedir. Aslında bu onun en zayıf yanıdır. Yürüdüğü alanı (okyanus ötesinden geldiğini unutarak) kara yüzeyi sanmakta ve iki nokta arasında düz çizgilerle mevziiler elde etmeye bakmaktadır. Doğal olarak bu askeri stratejisine uygun dış siyaset belirlemekte ve “yeni Roma’nın (benim) dostum musun düşmanım mı?” sorusunda siyah ya da beyaza oynamaktadır. Oysa dünyamız yuvarlaktır. Olan biten bu gök kubbenin altında yaşanmaktadır. Uzayda iki nokta arasında en yakın mesafe dikey çizgilerle değil oval/kavisli çizgilerle alınır. Biz de buna diplomasi ve askerlik sanatının uyumuyla dairesel ilişkiler geliştirerek ve bunlar arasında dengeleme ile ilerleyerek, gri tonlarda (yani Şanghay’ı da Batı’yı da/ Suriye ve İran kadar, ABD kamuoyunu da etkileyerek) karşılık vermeliyiz. ABD’nin ayakları o zaman suya erer, bölgenin de dünyanın da acıları o zaman diner.


Her türlü güçlüğe karşın, dost kazanmaya bakmalıyız, aksi türlüsü korkarız ki, emperyalizmin planına uygun olur. Korkunun ise ecele yararı yoktur. “Amerika’dan da emperyalizmden de korkmayı” kimseye yakıştırmayız. “Allah’tan korkan” ve ama İnsancıl Sol anlayışımızca, Allah’ın korkusundan çok yaratanı seven kültürümüze ve Anadolu devrimine dayanan ulusal varlık bilincimize güvenimiz tamdır.


Daha etkili dış ilişkiler için; Dünya’daki silahlanma ve borç yapısını sorgulamalıyız. Filistin’in bağımsızlığı kadar İsrail’in de var olma hakkına vurgu yapmalıyız. Ülkelerdeki petrol ve doğalgaz gelirlerinin en az yarısının o toprakların ulusal devletlerinin hakkı olduğunu benimseyen bir anlayışı dillendirmeliyiz. İnsanlık suçlarının yargılanmasına ve doğal yaşama saygıya davet çıkarmalıyız. KKTC başta, soydaş ve akraba topluluklarının haklarını sonuna kadar korumalıyız…


Unutmamalıyız: gerekirse dünya bu bölgeden başlayarak yeniden kurulabilir..


 
Toplam blog
: 374
: 491
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Merhaba! Toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel olgularla ulusal ve evrensel düzlemde ilgilenme..