- Kategori
- Dünya
Amerika Son Selçuklu-İslam Kültür Mirası Nizamülmük Medreselerini Neden Yağmaladı?
Sürüler, komutlarla çalışan en ilkel topluluklardır. Bu ilkellik; o kadar akıl, taktik prensip ve ahlaktan yoksun olduğu gibi, sözde işlerini ahlak uğruna yaparlar. Öyle ki, yakan yıkan toplulukların en ufak bir hırsızlık olayına bulaşmamaları Fransa'daki ayaklanmalarda da aynıydı. Günümüz Türkiye'sinde de aynıdır.
Sürülerin akıl seviyesinin en alt seviyeye düşmesinin nedenleri, şartlanmışlık, hazır bulunuşluk düzeylerinin basit ve net mesajlarla kişiye iletilmesinden ibarettir. Bir sarhoşluk hali, ölümle yaşam arasında sözde destan yazmaya şartlanmış çoğunluklar, (sürüler) genellikle bir volkan gibi patlar, herkesi yakar, sonra eski haline döner. İnsanlarımızın nefret ve gerginlik dilini kullanmaları ise bir grup veya kişiye özgü bir şey de değil. En basit olay bu gün başımdan geçen bir olay. Trafikte karşıdan gelen bir kadın üstelik de türban takmış, Allah niyetlerini kabul etsin. Belli ki farkında değil, sola üzerime doğru gelirken sağa sinyalini açık unutmuş veya yanlışlıkla sol yerine sağ sinyali çalışıyor. İşaret edip, sinyalinin yanlış olduğu konusunda işaretle ikaz etmek gibi bir hata etmiş bulundum. Kadının köpürmesi görülmeye değerdi. Ağacın dalı ayrılırken bir"cayırtı" kopar, benim gibi dağ köylüsü insanlar bilir. Hâlbuki ben iyi niyetli olarak uyarımın karşılığının bu olmadığın düşünüyorum. Tabi ki bu ve bunun gibi nice olaylar gündelik hayatta yaşanıyor, yaşanmaktadır. Müslüman bir toplumun bu kadar birbirine karşı nefret dilini kullanmaları ve nezaketsiz olmaları geçmiş yaşanmışların, eğitimlerin ve görgülerin tam da karşılığı olsa gerek. Gergin ve mutsuz, umutsuz insanlar topluluğuna dönüşen toplumumuz, dünyanın en az gülen, en çok bağıran hakaret eden toplumlarından birine dönüştü. İnsanlar arasındaki iletişim yok oldu. Yılların birikimi bazı şeyleri yakın zamanda gün ışığına çıkarmaya başladı. Sokaklarda yaşanan linç görüntüleri toplumun en alt kesimlerini birbirinin dişini sökmek, hakaret etmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Futbol seyircilerine bakın. Şiddetten beslenen, birbirine düşman gözüyle bakan aynı mahallenin insanları birbirine bu kadar hoşgörüsüz olup, birbirini bıçaklarken "vatan", "bayrak", "din" gibi kutsalların insanlara en yakın arkadaşını zorla büst öptürme eyleminden tutun da kitapçı yakılması, işçilerin dövülmesi bunlar tasvip edilecek eylemler değildir. Kitapçı talebe göre kitap satan bir tacirdir. Müşteri isterse, Kur'an-ı Kerim satın alabilirsiniz. İsterse, de Karl Marks'ın kitaplarını alır. Doğal olarak müteşebbisin kurmuş olduğu işletme organizasyonu belli oranda kar elde eder, vergi verir, işsize istihdam sağlar.
Sürü psikolojisinin aklı yoktur. Aklı olsa, kitapçı yakar, zarar vermezdi. Ancak her saldırıda eylemde ne ilginçtir ki, zarar gören kurumlar arasında kitaplar ve kitapçılar başrolü oynamışlardır.
İşte size birkaç örnek; İspanya'da Hıristiyanlar ülkede denetimi sağladıktan sonra papazlar nezaretinde kütüphanelerdeki kitapları yaktılar. Sadece bir kütüphanede yakılan kitap sayısı dokuz yüz bin adetti. Amerikan askerleri, ikinci Irak işgallerinde binlerce kitap ve belge yok ettiler. Bu kitapların önemli bir kısmının Selçuklu Devletinin veziri Nizamülmülk tarafından kurulan Nizamiye Medreselerinin kütüphanelerinin olması ilginç tesadüf olmuştu. 12 Eylül'de binlerce kitap yasaklı ilan edilerek yakıldı. Amerika'da yakın zamanda Kur'an yanıkları medyada yer aldı. Bunun gibi onlarca yüzlerce örnek var. Kitapçılar yakılmaya devam ediyor. Kitapçılar hep yanacak. İlkellerin kitaba ihtiyacı yoktur. Kalabalıklar ilkeldir. İlkellerin milliyeti, dini ortaktır.
(Nizamiye Medreseleri, Büyük Selçuklular zamanında kurulan, vezir Nizamülmülk'ün adıyla anılan medreselerdir.En büyüğü, Bağdat'taki Nizamiye Medresesi olup, İsfahan, Nişabur, Belh, Herat, Basra, Musul ve Amul'da benzerleri vardı.
Bağdat Nizamiye Medreselerinin kurulmasında Alpaslan ve Nizamülmülk'ün ilgi ve çabaları etken olmuştur. Bağdat Nizamiye Medreseleri yüksek öğretim kurumlarıdır. Ötekimedreseler, müderrislerin düzeyine göre orta ya da yüksek öğretim sayılmışlardır. Nizamiye medreselerinde esas olarak din, hukuk ve dil öğretimi yapılmıştır. Felsefe'ye ilgili bilimler çok geçmeden programdan kaldırılmıştır. Felsefe'ye ilk ciddi tepkinin Bağdat Nizamiy Medresesinde 1091-1095 yılları arasında rektörlük ve müderrislik yapan Gazali'den geldigi ileri sürülmektedir. Medreselerin gelir kaynakları esas olarak vakıflardan sağlanırdı. Nizamiye medreseleri devlet parasıyla yaptırılmıştır. Bağdat Nizamiye medreselerindeki müderrislerin Şafiî mezhebinden olması şarttır. Fikri etkileri: Nizamiye medreseleri İslam dünyasının her tarafından hatta Endülüs'ten gelen pek çok öğrenciyi Sünni inançlara göre yetiştirerek Şiî propagandaları ve faaliyetlerin önlenmesinde, Sünni mezhepler arasında dayanışma sağlanmasında, toplumda ortak düşünce ve emellerin güçlenmesinde, Selçuklu devlet görevlisi yetiştirilmesinde önemli katkıları olmuştur.)
"Yarım ilim zehirdir."