​ Anadilinin önemi, anadilinde eğitim üzerine 2 / Blog yazarları tartışıyor! / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ekim '10

 
Kategori
Blog yazarları tartışıyor!
 

Anadilinin önemi, anadilinde eğitim üzerine 2

Anadilinin önemi, anadilinde eğitim üzerine 2
 

“Anadilinde eğitim” tartışmasına ilişkin yazmış olduğum yazıda Eğitim Sen’in konu ile ilgili çalışmasını paylaşmıştım. Yazıma yorum yazan Beran Uzer’e verdiğim yanıtta konu ile ilgili görüşlerimi yazacağımı belirtmiştim.

“Anadilinde eğitim” konusunda bir önceki yazıdan anlaşılacağı üzere kendime özgü görüşlerime yer vermemiştim ama vakayinüvis’in yazıma yazdığı yorumdan sonra konu ile ilgili düşüncelerimi geciktirmeden paylaşma gereği duydum.

Tartışmaya başlarken farklılıkların zenginlik olduğunu, her yurttaşın bu ülkede yaşamaktan mutluluk duyacağı bir iklimin oluşması gerektiğini belirtmek isterim. Gönüllü birlikteliğin oluşması için iktidarın/egemen olanın sorunları halının altına süpürmek, yok saymak, ötelemekle bir yere varamadığı reel bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor. Bunun için bügün Kürt sorunu ülkenin en önemli problemi olarak karşımızda duruyor.

Geçen yıl gösterilen “İki Dil, Bir Bavul” filmini izleyen birçok izleyici özellikle filmde dil konusunu öne çıkardılar. Oysa benim dikkatimi daha çok Okul ve öğretmen ve sıklıkla kesilen elektriği saymazsak 100 yıl önce nasıl yaşanıyorsa öyle yaşanan bir coğrafya çekmişti. Doğal olarak insanların öncelikleri nereden baktıklarına bağlıdır.

İzlediğim filmden sonra seksen yıllık cumhuriyetin yurttaşın yaşamında ne değiştirdiğini sorma gereği duydum. Aslında sorularımın yanıtını biliyordum.

Eski yazılarımda zaman, zaman söz ettiğim siyaset/politika figürlerinin ağa/şıh/şeyh ile durumu idare ettikleri dönem günümüze devasa sorunlar olarak yansımıştı. Cumhuriyetin, Anadolu aydınlanmasının Atatürk’ten sonra İnönü döneminde çok partili yaşama geçilirken verilen tavizlerle yarım kaldığını, toprak reformunun gerçekleştirilemediğini birçok kez yinelemiştim.

Nerdeyse ülkenin son otuz yılına damga vuran şiddetin yarattığı akıl tutulması geçmişten bu güne biriken sorunların çözümüne yönelik toplumda empati geliştirilmesine de olanak tanımıyor.

Türkiye’nin önünde uygulanan politikalarla sorunların çözülemeyeceğine dair acı deneyimden çıkaracağı dersler mutlaka olmalıdır diye düşünüyorum. Yoksul Anadolu çocuklarının kanı üzerinden hamaset ile yürütülen siyaset kültürünün değişmesinden; bir arada yaşamın temellerini oluşturacak olan çözümleri yaşama geçirmekten daha ne kadar kaçınabiliriz ki.

İnkâr politikalarının ülkede binlerce yoksul Anadolu gencinin yaşamına mal olduğunu bilerek şiddeti besleyen kaynakları/damarları sadece demokrasiyle bertaraf edebiliriz.

Doğal olarak siyasete egemen olan “bölünme” paranoyası da toplumda sağlıklı değerlendirme yapmaya engel teşkil ediyor, bugün en çok batıda yaşıyor Kürt yurttaşlarımız…

Son yıllarda siyaset egemenleri taleplerini gündeme getirirken en imkânsızı istemekten geri durmuyorlar. Bu dil Kürt siyasetine de egemen. Açılım modası başladığında “Ey Kürt imkânsızı iste, ne koparırsan kardır” mealinde köşe yazarlarının yazılarını okudum. Doğal olarak bu bakış açısı sorunların çözümüne değil çözümsüzlüğüne hizmet ediyor.

“Anadilinde eğitim” talepleri de çözümsüzlüğe hizmet ediyor. Anadilinin öğretimi anlaşılabilir bir talep olarak değerlendirilebilir. Nitekim bir önceki yazımda verdiğim linkteki değişik ülkelerdeki uygulamalar incelenirse çoğunlukla entegrasyona engel olduğu gerekçesiyle anadilinde öğretimin ders saatlerinin azaltıldığı görülecektir.

Referandum öncesi gündeme damgasını vuran Hanefi Avcı’nın kitabında Kürt sorunu ile ilintili olarak Makedonya’da, Yunanistan’da Bulgaristan’da yaşayan Türkler örnek olarak veriliyordu.Avcı; “Bizler, Balkanlardaki Türkler için bu hakkı savunurken, kendi ülkemizde Güneydoğu’daki Kürt halkı için neden karşı çıkıyoruz.” diyordu.(Sayfa 378) “Özellikle Bulgaristan’da, Bulgar demokrasisinin gösterdiği başarı sayesinde 30’dan fazla milletvekili, 14 bakan yardımcısı, Cumhurbaşkanı yardımcısı olmak üzere çok sayıda Türk’ün hükümet kadrolarında görev almış olması ve hükümet ortağı olarak bulunması neticesinde Türk direniş hareketi bitmiştir.. Artık Bulgaristan’da hiçbir Türk Türkiye’ye gelmek istemediği gibi Türkler Bulgar vatandaşlığı veya Bulgar vizesi almaya çalışmaktadırlar. Bunu sağlayan tek şey Bulgaristan rejiminin demokratikleşmesi, Türklere eşit vatandaşlar olarak davranmasıdır.(Sayfa 380)

“Anadilinde eğitim” mutlaka bilimsel, siyasi yanları ile daha çok tartışılmalı ama Türkiye’ye egemen olan siyasi kültür/iktidar bir bakıma çözümsüzlükten beslendiği için yakın gelecekte demokratik ermişlik beklemekte pek olası değil. Siyasetin dili empatiden yoksun, bir arada yaşamı savunacak birikimden/siyasi kültürden bihaber.

Siyasetin diline egemen olan şiddet/karşıtlık Türkiye’nin gerçekten laik, sosyal, hukuk devleti olmasını öteliyor, her zaman olduğu gibi sözde kalıyor.

Yoksa memurların/emekçilerin zekâta muhtaç olduğuna dair fetvaların gündeme geldiği neo-liberal politikalar nasıl sürdürülür. Asgari ücretin yarısına türbanlı/türbansız kızlar merdiven altı atölyelerde nasıl sömürülür. Yoksa parasız eğitim istedi diyen gençler yaka paça nasıl götürülür…

 
Toplam blog
: 1114
: 827
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Ankara'da yaşar, dünyalı,aynadaki görüntüsüne muhalif, vicdan hesapları yapmaktan yorgun, yaşanıl..