- Kategori
- Siyaset
Anadolu Coğrafyasına Yayılmış Marabaların Dramı

- Birkaç ay önceydi… Antalya Kültür Merkezi’nde bir fotoğraf sergisi…
- Şimdi adını hatırlamadığım bayan fotoğraf sanatçısı, Güneydoğu’dan Karadeniz’e fındık toplamaya giden işçilerin çalışma koşullarını, gündelik yaşamlarını, sevinçlerini, hüzünlerini, işçilik hallerini fotoğraflamıştı. Fotoğrafların altına yazmış olduğu düşünceleri ise, fındık işçilerinin o fotoğraflardaki dram yüklü yaşamlarına, yazınsal düzeyde ışık tutuyordu.
- Fotoğrafları keyif dolu bir halde mi gezdim, yoksa hüzünlenerek mi, bilemiyorum. Her bir fotoğraf sanatsal düzeyde mükemmelliği yansıtırken, fotoğraflara konu olan Kürt fındık işçilerinin ve ailelerinin halleri, bir dramın bütün bir çıplaklığını önümüze koyuyordu.
- Henüz daha beş yaşında ya var ya yok küçücük çocuklar…
- Çocuklar çadırlarda yatıyor, leğenlerde banyo yapıyor, tozun toprağın içerisinde yemek yiyebilmek için mücadele ediyorlardı.
- Kadınlar…
- Çocuklarının karınlarını doyurabilmek için bin bir türlü sıkıntıya katlanıyorlardı o fotoğraflarda.
- “Kap” deseniz yok, “ateş” deseniz ha keza, “yemek” bin bir zahmet sonrasında ve onca yokluklar içerisinde yaratılmaya çalışılıyor.
- Derme çatma çadırlarda ki o çadırların her biri muşambadan yapılmış, fındık bahçelerinin aralarında bir yerlerde… Ve insanlar adeta bir toplama kampı kıvamında, etrafı çitlerle ve tel örgülerle çevrilmiş bu yerlerde yaşamaya mahkûm edilmiş haldeler. Belirlenmiş olan sınırların dışına çıkmalarının yasak olduğunu da, daha yakın zamanda öğrenmiştim.
- Fotoğraflar tümüyle bir dramı yansıtıyordu.
- Çalışmak zorunda kalmak ve ille de çalışmak… Ama kaç paraya?
- Karadeniz’de yerel halk fındık toplama işini yaptığında yevmiyesi 30 lirayken, Kürt fındık işçileri yöreye geldiğinde, Kürt işçilerine 17 lira karşılığında fındıklar toplatılıyor.
- Ya Orta Anadolu…
- Polatlı’nın patatesi…
- Kürt işçiler Polatlı’ya patates toplamaya gidermiş.
- Yevmiyeleri 17 lira.
- Tarlanın orta yerlerinde bir yerlere çadırlarını kurar, tarla toplanana kadar o çadırlarda yaşarlarmış. Tarladaki patatesin toplanmasının sonuna yakın bir zaman da, Jandarma baskını yaşanırmış. “Aranızda terörist var” diyerek, çadırları yerlerinde sökülür, o bölgeden kolluk gücü marifetiyle, türlü dayak ve işkence sonrasında uzaklaştırılırlarmış.
- Rivayet odur ki, Kürt işçilerini tarla sahipleri para ödememek adına böyle bir iftira ile kolluk güçlerine ihbar edermiş.
- Ve o işçiler, günler boyunca çalıştığının karşılığını alamamak bir yana, bir de yedikleri dayaklarla gerisin geri geldikleri yerlere geri dönerlermiş.
- Kürt işçilerin dramı tabii ki bu kadarla sınırlı değil.
- Bu gün büyük kentlerin ne kadar pis işi varsa, o işlerin yükünü Kürtler çekiyor. Hemen hemen birçok altyapı inşaatında, yol işçiliklerinde, inşaatlarda Kürt işçilerinin emeği vardır. Ama karşılığı… İşte o yok.
- Emeğin karşılığı pek tabii ki hiçbir şey de yok. Yani demem o ki, Kürt, Türk fark etmiyor. Sermaye sömürdüğü kişinin cinsiyetine, milliyetine bakmıyor. Ama ortada yedek işgücü stoğunun oluşması söz konusu.
- Bu gün büyük kentlerin yedek iş gücü stoğunu Kürtler oluşturuyor. Ve bu durum haliyle emeğin değerinin de düşmesine neden oluyor.
- Her ne hâl ise…
- Geçen gün, sabahın daha körü denilebilecek bir saatte, bir video izlemiştim.
- Küçük bir kız çocuğu… Henüz daha 14 yaşındaymış. Yanık sesiyle bir Kürtçe ağıt söylüyordu. Boynuna astığı telis torbasına da topladığı fındıkları doldurmaya çalışıyordu. O sıska ve çelimsiz vücuduna bakmaksızın, büyük bir çaba ve emekle, fındık ağaçlarının dallarına uzanıyor, o dallardan kopardığı fındıkları boynundaki telis torbasına dolduruyordu. Ve dudaklarının arasından süzülen o Kürtçe ağıt…
- Oysa o kız çocuğu, yılın o mevsiminde akranlarıyla oyun oynaması gerekirken… Veya evinin bir köşesine çekilip, keyifle kitap okuması gerekirken…
- Programı hazırlayan sunucu adını soruyor o küçük kıza… “Dünya” diyor kız çocuğu. “Kazandığın parayı ne yapacaksın?” diye bir soruyor, “Anneme vereceğim” diyor Dünya.
- Mahmut Kara’da fındık işçisi… Şırnak-Cizre’den, Giresun’a fındık toplamaya gitmiş. “Geçim derdi” diyor Mahmut Kara. “Yevmiyen ne kadar?” sorusuna, gülerek cevap veriyor.
- Öğlen yemeklerinde, otlu peynir, üzüm, salatalık, domates ve somon ekmek var.