- Kategori
- Sanat Tarihi
Anadolu uygarlıklarından koptuk

Dünya sanat tarihi incelenirken zaman değişik dilimlere bölünür. Bunun yanında bir de uygarlıkların adlarıyla sanat tarihi incelenir. Anadolu toprakları çok değişik uygarlıkların doğduğu, yayıldığı ve korunduğu topraklar olması nedeniyle sanat tarihininin de merkezi niteliğindedir. Dünyanın neresinde yazılırsa yazılsın, eğer sanat tarihinde Anadolu ve Anadolu uygarlıklarının yarattığı sanat değerlerinden söz edilmiyorsa, o kitabı çöpe atın.
Üzerinde yaşadığımız ve ne yazık ki değerini bir türlü kavrayamadığımız Anadolu toprakları Hattilere, Hititlere, Friglere, Urartulara, İyonyalılara, Lidyalılara, Selçuklulara, çeşitli Beyliklere, Bizanslılara, Osmanlılara ve sonunda Türkiye Cumhuriyeti'ne ev sahipliği yapmıştır.
Yapmış da ne olmuştur?
Eğer dünyanın bir başka toprağında bu kadar uygarlık yaşanmış olsaydı, o toprakların sahipleri bugün dünyanın en çağdaş, en uygar ve en gelişmiş ülkesi olurdu. Çünkü, uygarlıklar birbirlerini etkileyen yaşam nitelikleridir. Bu topraklarda yaşamış her hangi bir uygarlığın, kendinden önceki uygarlıktan etkilenmemiş olması olası değildir. Bu etkilenme elbette o uygarlığı bir adım daha ileriye götüren nitelikte olacaktır.
Anadolu topraklarında yaşamış bu uygarlıklar dokumacılıktan, inşaata kadar birçok alanda ileri gitmişlerken; tasarımlarına bugün bile ulaşılamayan çok değişik altın, bronz gibi çok değişik madenlerden süs takıları ve giysi kemer tokaları üretmişlerdir. Bu topraklarda ilk tesktil ürünleri yaratılmıştır. Yine bu topraklarda tarihin ilk Tanrı heykelcikleri yapılmıştır. Hattâ, daha da ilginç yanı tarihin ilk kadın tanrı heykelcikleri "Bereket" tanrıçası olarak yaratılmıştır. Hem de en gerçekçi ölçüleriyle. Yani, Batı'nın ideal ölçülü kadın tanrıçaları gibi değil, büyük memeli, şişman Anadolu kadını gibi tanrıçalar.
Yalnız bununla kalmamıştır Anadolu topraklarının dünya uygarlık tarihine kattıkları: Dünya düşünce yapısını oluşturan ve Yunan filozofu dediğimiz birçok düşünür bu topraklarda yaşamıştır. Bakınız, Arap kültürünün Batıyı etkilemesinin geçiş noktası ve buna izin veren Anadolu topraklarında yaşayan büyük uygarlılardır. Para denen değişim unsuru bu topraklarda ortaya çıkmıştır.
Bu topraklarda Hırıstiyan dünyasının en önemli kubbeli kilisesi olan Ayasofya kurulmuştur. Bu topraklarda İslâmı yaşayan Türkler ve Osmanlı müslümanları Arap kültüründe yer alan cami plan tipini de, minare şeklini de değiştirmiştir. Kubbeli yapılar Türk çadırlarından etkilenip Kümbet yapımlarında denenmiş ve daha sonra tapınaklarda uygulanır olmuştur. İlk ve anıtsal tapınağın üstünü örten kubbe ise İstanbul'da Ayasofya'da denenmiştir. Osmanlı ise Bizans uygarlığından yararlanarak bugün kubbe mimarisinde son noktayı koymuştur.
Uygarlık böyledir: Son gelen, bir önceki uygarlığın gelişmişlik halkasına bir ileri halka daha ekler.
İşte bu nedenle yazımın başında bu kadar uygarlığı yaşayan bir başka ülke olsaydı, çok daha uygar olurdu dedim. Peki bu uygarlık zinciri ne zaman koptu? İşte bunun yanıtı ne yazık ki yakın tarihimizde saklı. Çünkü, bu topraklarda uygarlık kurmuş Osmanlı Devleti, kurmuş olduğu Türk-İslâm devletinin nitelikli yapısını kurmuş, korumuş ve yaymıştır. Bu aşamada Osmanlı'nın Anadolu topraklarında bulduğu ve geliştirdiği ve kendisine uygulayarak biçimlendirdiği uygarlık gelişiminde bir kesinti olmamıştır. Tam tersi Anadolu'da gelişen uygarlık niteliği; Asya'da, Afrika'da, Avrupa'nın Balkan topraklarında yayılmıştır. Osmanlılar, İslâmiyetten de aldığı ivmeyle bu topraklarda zamanının çağdaş dünyasını kurmuşlardır.
Ya sonra?
Ortaya çıkan Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda imparatorluklar dağılırken, Osmanlı Devleti de yıkılmak zorunda kalmıştır. Fakat, büyük bir uygarlığın son aşaması olan Osmanlı'nın yerine, yeni bir Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Kurulan bu yeni devletin niteliklerine ve amaçlarına bakarsanız ve kurucusunun devrimlerini incelerseniz, Anadolu uygarlıklarının sürdürüleceğini de görürsünüz. Amaç bellidir: Kurulan Türkiye Cumhuriyeti, kendinden önceki uygarlıkların basamaklarına basarak daha da ileriye gidilecektir.
Gidilmiştir de.
Anadolu topraklarındaki uygarlık zinciri, Türkiye Cumhuriyeti'nin çok partili döneme geçmesiyle kopmuştur. Çünkü, çok partili dönemde seçimle iş başına gelen tüccar zihniyetli politikacılar uygarlıktan payını almamış insanlardı. Kitap okumayan, bilimden anlamayan ve uygarlığı yalnız "para kazanmak" olarak gören bu düşünce sahipleri, İslâmiyeti ön plana çıkararak Türk düşünce ve kültür yaşamını ortadan kaldırmaya başlamışlardır. Bunda başarılı da olmuşlardır. Bugün iktidarda bulunanlar o dönemin yetiştirdiği düşünce yapısına sahip insanlardır.
O halde şunu söylemem gerek: Anadolu'nun binlerce yıldır süregelen uygarlığı çok partili sisteme geçmemizle durmuştur. Zincirleme gelen uygarlık gelişimi bu dönemde koparılmıştır.
Şimdi dönüp bir geçmişimize bakın, bir de elli yıllık geçmişimize. Bir de geleceğimize. Durum ortadadır. Geçmişte yaşanan Anadolu uygarlığı ile hiç bir ilgimiz yoktur. Geçmiş uygarlığın basamaklarına basarak, ileri bir uygarlığı bizler dünyaya kazandıramadık. Arap kültürünün etkisi altına girdik. Bu uygarlığın bilim ve felsefe kültürünü alsak yine görece olarak iyi idi. Bizler Arap kültürünün yalnızca giyim-kuşamını aldık. İbadet şeklini aldık. Yaşam tarzını aldık.
Bizler son elli yılda Anadolu uygarlıklarının zincirini kopartıp attık. Yüzyıllardır süregelen Türk gelenek ve göreneklerinden koptuk. Ne için? İkitidarda kalabilmek, bir kaç oy alabilmek için.
Koskoca bir uygarlık zincirini yıktık. İşte bu nedenledir ki dünyanın şamaroğlanına döndük. Kendi değerini ve gücünü bilmeyenlere hiç kimse bu değeri anımsatmaz.