Analarımızdan mektup var ... / Edebiyat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Nisan '09

 
Kategori
Edebiyat
 

Analarımızdan mektup var ...

Analarımızdan mektup var ...
 

''Ana gibi yâr olmaz !..'' demişler ya !.. Anaların hakkı, hiçbir zaman ödenemez.

Süleyman Nazif'in muhteşem sözleri; Şerif İçli'nin harika bestesiyle yaratılmış, Hicaz bir şarkı vardır:


'Derdimi ummâna döktüm, âsumâne inledim
Yâre de âğyâre de hal-i derunum söyledim
Âşina yok derdime, ben söyledim ben dinledim
Gözlerim yollarda kaldı gelmedin çok bekledim.'


Bu dizeler, hasret acısını;insanlık erdeminin en halisâne duygularıyla ne güzel dillendirir...

Ana'lardaki evlât hasretinin yürek yangını, bir başkadır...

Bu duyguyu anlatmaya , sözcükler de yetmez.

İnsanlık sıfatlarını kaybetmeyen her evlâdın birinci vazifesi , ebeveyninin rızasını kazanmaktır.

Anne ve babasının kalbini hoşnut etmektir. Onların istek ve arzuları için pervâne olmak ve onlara hürmet göstermektir. Bir evlâdın, en önemli görevi de budur .

“Anne başta tâç imiş,
Her derde ilâç imiş,
Bir evlât pir olsa da,
Anaya muhtaç imiş.”


Bu dizeler, yıllarca dillerde dolaşır da analarımızın kıymetini ne kadar biliriz ?..Kendimize sormamız gerekir.

Anaların kıymeti, ''Kaybedilince '' daha çok anlaşılır !..

Yaşarken, onlara iyi bakalım...

Günlük koşuşturmalar;yaşam kavgası içinde ;kimimiz ekmek davası için;kimimiz kendi sevdamız için analarımızdan uzaklaşmışızdır.

Çok diyârlar gezdim; bizim ülkemizdeki anne ile -evlât arasındaki kutsal iletişimi, birçok yerde göremedim.

Tıp literatüründe, evlâdına böbreğini bağışlayan annelerle ilgili sıralamada, dünya'da ön sıralarda gelmekteyiz !..

Çanakkale Savaşına gitmek için elini öpmek ve vedalaşmak için gelen ''kınalı kuzusuna '' bir ana'nın söyledikleri:

'' Ey Oğul !..

Doğduğundan beri yaptığım gibi, hep seni izledim. Yüzüne çarparsa yel; yüreğim ürperir oğul !..

Ayağına taş değerse, bağrım yanar oğul !..Kıyamadım gülü ellemene , dikeni vardır diye !..

Canımdan can ;kanımdan kan oğul !..Çiğnenecekse şehit atanın mezarı; ''El '' kemendini boynumuza atacaksa...

Git oğul git !.. Düş'te gördüm oğul !.. Bize artık vuslat, Mahşerden sonrayadır !..''


. . . . . . . . . . . .

Kuzu'sunu hep yanında görmek ister analar...Ama neylesin ki kader ağlarını örünce, bir gün gelir evlâdı, bavulunu toplayıp köyünü, kentini terketmek zorunda kalır.

Kimi asker ocağına; kimi el kızının kucağına; kimi okul sevdasına; kimi de ekmek davasına, gurbet ellere gitmek zorunda kalır.

Ama, annenin manevî radarları, antenleri;dürbünleri hep evlâdını gözlemekle meşguldür.

İşte, bir gün gelir ;şehre göçeden oğluyla ilgili bir haber gelir anaya...

Ana, dayanamaz; okuma-yazma bilmese de birilerine yazdırıverir mektubunu ...

Diyarbakır ağzıyla yazılmış bir mektuptur bu !..

Kadri Göral'ın mizah yüklü bu şirin ve hicivsel mektubuna , Bedri Ayseli de müziğiyle renk katmıştır.


Oğlum Ehsan !..


Anan sena heyrân, nasılsan, ne haldesan ?..

Biz aramasak ;sen bizi ne arisan, ne sorisan !..

Sen ne heyırsız bir evlâtmışsan... Elin kızıyla gezisen, dolaşısan ;fekat anana bir mektup yazmıysan, sen heç Allah'tan korkmiysan ;bizi merakta bırakisan ?..

Dün , dayin oğli geldi Angara'dan. Sağlık haberini ondan almişam ...

Seni , belediye otobüsünde bir kızlan görmüş.

'Sözlüm ' diye bahsetmişsan... Parmağına da yüzük tağmışsan...

Hüseyin'e dedim ki, helem biraz anlat !..

Dedi ki ay parçası, gülende güller açiy !..

Ağliyanda yüzüne mercan saçiy !.. Bele güzel ne görünmiş, ne duyulmiş !..

Ehsan sen nasıl evlatsan ?..

Büyüklerine danışmadan evlenmeye kalkmışsan...

Kardeşinden de mi ibret almirsan... Getti, bir tango kız getirdi . Ne gendi rehat etti, ne bize rehat ettirdi.

Kız da kız olaydı, yüregim yanmazdı...Eyle zayif eyle zayif ki eynı çırtık Eso'ya benziyi.

Çöp gibi bacagi, Emin Ağa gibi de ayagi vardi.

Çamaşır tokacı gibi de elleri vardi... Ne konuşmamizi beğeniydi, ne yemeğimizi yeyiydi.

Zikkimin kökünü yiyeydi !..

* ''Pırçıkli Meftuneyi ''ağzına koymiydi .

*''Kibe Kudure'' kaşıgını değdirmiydi ...

*''Mengegoş kebabından'' miğdesi bulaniydi.

Herşeye yeni, yeni adlar takayidi... Ben diyidim: '' babakunuç !..'' O, diyidi : 'patlıcan ezmesi '...

Ben diyidim: *'lebeni ', o diyidi : 'yoğurt çorbasi. '

Ben diyidim : *'klori aşi ', o diyidi : 'ekşili köfte'.

Yok !.. 'carut ' değil; 'faraş ' imiş...

' Küçe ' değil, 'sokak' imiş... Havuça, 'pırçıklı ' demek ayıp imiş...

Ben, bele konuşurum deye benden utanırmiş.

Niye gendi yaptiğinden utanmiyi ?..Gün öğle oliydi, yatahtan kalkiydi ...Ne havşi süpüriydi, ne ayak yoluna su dökiydi !..

Benim elimden çaput, onun elinden roman düşmiydi...Gezmeye gidince , en öne de o düşiydi .

Bigün baban, dükkândan erken gelmişidi. Hanimin gızı yerinden teprenmedi . Babanın çok ağırina gitti .

Bıraksam alimallah saçini, pırçıkini yolacakti !..

Oğlum Ehsan,

Ben , ne şanssız bir kariymişam !.. Kaynanaların zalım zamanında gelin olmuşam.

Gelinlerin de zalım zamanında kaynana olmuşam !..Kime ne ettim ki bunu bulmişam ...

Oğlun sen, sen olasan , akli başinda bir kız alasan... İster Diyarbakırlı, ister yedi kat yabancı olsun !..

Yeter ki helal süt emmiş olsun !.. İstiyem ki sonra pişman olmayasan.

Kari kısmı, ayakkabı değil, sıktı mı çıkarasan. ''Namusum '' diyeceğsen, ömrü billâh çekeceğsen.

Oğlum Ehsan !..


Biliyem eyisin hoşsun ; ama çabuk kıziysan !..

Kızınca da ayran gibi kabariysan... Oğlum , asabi erkeğin kahrı çok olur. Kahır çeken kari zor bulunur .

Onun içindir ki oğlum Ehsan !.. Yüce Allah, kadınların sabrını hamurdan yoğurmuştur...

Analar hanımdır, sultandır, hatundur !..

Anaların mekânı cennet-i alâdır... Analar ışıktır, analar nurdur. Kadın, yüce Allah'ın , erkeğe bir lütfudur !..

Hadi Allah'a emanet olasan...Aklini başina alasan !..

. . . . . .

Bir başkadır, benim memleketim...

Bu kutsal analar oldukça , bir başka güzeldir ülkem !..

. . . . . ..

(*) Yöresel yemek isimleri.


Mektubun yazarı:Kadri Göral'dan dinleyin;arkasından gelen müzik de çok güzel:))

-http://tr.netlog.com/go/explore/videos/videoid=1386679-
.........














 
Toplam blog
: 1521
: 1639
Kayıt tarihi
: 23.06.07
 
 

İnsan yontmakla geçti ömr-ü baharı... Güzel ve canlı heykeller yaptı... Kimisinin içi çabuk boşal..