​ Anayasa Mahkemesi verdiği kararla kendi ipini çekti: Vesayet rejimi çöktü! / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Temmuz '10

 
Kategori
Siyaset
 

Anayasa Mahkemesi verdiği kararla kendi ipini çekti: Vesayet rejimi çöktü!

Anayasa Mahkemesi verdiği kararla kendi ipini çekti: Vesayet rejimi çöktü!
 

Bürokratik vesayet kavramını hep kulanıyorduk ve bu konuda yoğun tartışmalar yaşanıyordu.

Bazıları "nereden çıkarıyorsunuz, yok öyle bir şey" deyip kökten inkar ediyorlarken.

Bazıları da bürokratik vesayetin Türkiye'nin yadsınamaz bir gerçeği olduğunu söylüyorlardı.

En son, bir kaç gün önce NTV'deki bir tartışma programında Nuray Mert'in, Nazlı Ilıcak'ın bürokratik vesayet sözüne tepki gösterip "yok öyle bir şey" demesine tanık olmuştuk.

Bürokratik vesayet soyut bir kavram olsa da, yakın tarihimize baktığımızda, sık sık demokrasimize yapılan müdahalelerden, yüksek yargının siyasetle ilgili hukukla izahı mümkün olmayan meşhur kararlarından, fiili bir durumun söz konusu olduğu anlaşılmaktaydı. Aslında darbe ürünü 82 Anayasası analiz edildiğinde de amaçlanannın bu vesayet rejiminı korumak olduğu görülecektir.

Başka bir açıdan baktığımızda da, mevcut rejimi savunanların, değişmemesi için direnenlerin halktan uzak kişiler olduğu, halkın verdiği bir iktidarı değil, sistemin verdiği iktidarı talep ettikleri yine görülecektir. Halkın kararları her zaman bunlara terstir.

Ama vesayet rejimi 21. yüzyıl Türkiyesine yakışmıyordu. Artık yürümesi de mümkün değildi. Değişecekti ama nasıl değişecekti. Hiç kimsenin sahip olduğu iktidarı kendi gönül rızasıyla bırakması mümkün olmadığına göre büyük bir gerilimin yaşanması mukadderdi.

Önce, bunca tecrübeden sonra en uzman olunulan hukuk dışı müdahale denenmek istendi. Yaşanan olaylar daha taze ve halen görülmekte olan Ergenekon Davası'nın konusunu teşkil ediyor. 27 Nisan e-muhtırasına verilen sert tepkiden, bu sokağın artık çıkmaz sokak olduğu ispatlanmıştı. Demokrasi tarihimizde ilk defa bir hükümet rest çekiyordu. Hükümet bununla da kalmadı ve yine ilk defa sorumlulara hesap sormaya kalkıştı. Şaşkındılar! Daha on yıl öncesine kadar istedikleri gibi siyasi beyanatlarda bulunan, başbakanlara laf sokuşturan ve gizli dokunulmazlığa haiz kişiler, apoletlerindeki yıldız kalabalğına bakılmadan sorguya çekiliyorlardı. Sadece onlar değil, kamuoyu da şaşkındı!

82 Anayasası yine vesayet rejimini koruma adına cumhurbaşkanına çok önemli yetkiler vermişti. Bundan dolayı bu makama kale gözüyle bakılıyordu. Düşmek üzereydi. Yüksek yargı 367 kararını verdi. Seçime gidildi, halk bu kararı oylarıyla bozdu ve bu kale de düştü. Türbanla ilgili Anayasa değişikliği yapıldı. AYM Anayasa'nın 4. maddesine atıfta bulunarak esas incelemesine girdi ve iptal kararı verdi. Türbanla ilgili Anayasa değişikliğini öne süren Yargıtay Başsavcısı da Ak Parti hakkında kapatma davası açtı. AYM 6 ya 5 kapatılsın kararı vermesine rağmen, nitelikli çoğunluk sağlanamadığından Ak Parti kapatılamadı. Bu, hukuk alanındaki ikinci yenilgiydi.

Göreve başlayan Cumhurbaşkanı, vesayet rejiminin değiştirilmesi noktasında geniş yetkilerini sonuna kadar kullanıyor. Üniversite yönetimi de vesayet rejiminin önemli bir baskı unsuruydu. Yeni YÖK Başkanını ve yeni rektörleri atıyor. Ama Cumhurbaşkanı eski rejimi kökünden yıkıcı esas atamalarını yüksek yargıda yapıyor. Özellikle de boşalan AYM üyeliklerine yeni üyeler atıyor. Bu şekilde 2 üye atanmış durumda. Bunun ne anlama geldiğini anlamak için son Anayasa değişikliklerinin iptali isteminin kabulüne bakmak gerekir. Sadece bu iki üye iptal davasının "görüşülmeden reddi" yönünde oy kullandılar..

Demek ki, bu şekilde devam etmesi halinde, Anayasa değişiklikleri olmadan da, 3 - 5 yıl içerisinde AYM'nin yapısı kendiliğinden değişecekmiş.

Yüksek yargıda bir de HSYK vardı. 82 Anayasasına göre, yine vesayet rejimini koruma adına, HSYK, Yargıtay ve Danıştay üyelerini seçiyor, Yargıtay ve Danıştay da HSYK üyelerini seçiyor. Yani tam bir kapalı devre uygulaması. Bu sistemde mesleki başarının ve kariyerin gözetildiğini iddia etmek için aşırı iyiniyetli olmak gerekir.

Yüksek yargıyla 1. derece mahkemeleri arasında Ergenekon Davası kapsamında tam bir kapışma yaşandığına tanık olduk ve oluyoruz. HSYK'nın davanın hakimlerini ve savcılarını değiştirme girişimlerinde bulunması, yeni hakim ve savcılar ataması, atanılan hakimlerin nöbetlerinde toplu tahliye kararları vermeleri, Erzincan ve Erzurum adliyelerinde yaşananlar, bir sanığa tutuklama kararı verdiler diye mahkeme hakimlerine tazminat ödeme kararı verilmesi sıradan yaşanacak hukuk olayları değildir.

İktidar Partisi son bir manevrayla, sorunu temelinden halletmek için Anayasa değişiklikleri ile ilgili bir paket devreye soktu. CHP'nin, MHP'nin, BDP'nin muhalefetine rağmen, bu paket referandum şartlı 330 oyu aşarak Meclisten geçti. MHP, referandumda halk kararını versin, diyerek onurlu bir davranış sergileyip konuyu gerçek sahibine havale etmişken, CHP AYM'de iptal davası açtı.

Yukarıda da değindiğim gibi, şimdiki Cumhurbaşkanı'nın atadığı iki üye iptal davasının kabul edilmemesi yönünde oy kullanmalarına rağmen, dava kabul edildi ve incelemeye geçildi. AYM raportörü, Anayasa'ya göre anayasa değişiklikleri kesinleşmeden iptal davası açılamayacağından ve yine Anayasa'ya göre anayasa değişiklikleri ancak şekil yönünden incelenir açık hükmünden bahisle iptal davasının reddi yönünde görüş bildirmişken, AYM toplandı ve beklenildiği gibi esasa girdi. Esasında 4. maddeye atıf yaparak daha önce de girmişti. Bu, yasama yetkisine açık bir müdahaledir. Ayrıca vesayet rejiminin de açık bir göstergesidir.

Ama gücü yetmedi. Can alıcı iki madde olan 16. ve 22. maddelerde, oylamalarla ilgili düzeltmeler yapılmışsa da, tamamen iptal söz konusu değildir. Yani paketin referandumda kabul edilmesi halinde, eskisiyle hiç ilgisi olmayan yeni bir HSYK ve AYM yapısıyla karşılaşacağız. Henuz oylama sonuçları açıklanmadı ama tahminimi söylüyorum; tıpkı Ak Parti kapatma davasında olduğu gibi 6 ya 5 iptal kararı çıkmasına rağmen, nitelikli çoğunluk 7 ye 4 çıkmadığından iki maddenin iptali reddedilmiş olmalı.

16. ve 22. maddelerin yani HSYK ve AYM'nin yapıları ile ilgili değişikliklerin mükemmel olduğunu iddia edemeyiz, mutlaka sorunlu noktaları vardır ama bu değişikliklerle vesayet rejiminin tamamen ortadan kalkacağı bir gerçektir. Nasıl olsa yeni değişikliklerle öngörülemeyen sorunlar, ileride yapılacak anayasa değişiklikleriyle rahatlıkla düzeltilebilir.

Engin sağduyuya sahip olduğuna inandığım halkımızın huzurunda cereyan eden bu olaylardan sonra referandumda "hayır" oyu çıkacağını kesinlikle beklemiyorum.

Vesayetçilerin son bir gayretle, Ak Parti'yi öne çıkararak Anayasa değişikliklerini gölgelemeye kalkışacakları öngörülse de, referandumda verilen "evet" oyları hiçbir zaman Ak Parti'ye "evet" anlamına gelmeyecektir.

Ak Parti, iki maddede yapılan değişiklikleri yasama yetkisine müdahale olarak görüp karara tepki gösterse de, esas itibariyle kazançlı çıkan taraf olmuştur. Ama gerçekte kazananın millet olduğu çok açıktır. Ak Parti bugün için iktidardır, yarın bir başkasıdır.

CHP'nin ufak değişikliklerle avuntu duyması kendisini aldatmaktan başka bir anlama gelmeyecektir. CHP kesinlikle kaybeden tarafındadır.

Bunu anlamak için, kararın açıklanmasından sonra, HSYK Başkanvekili Kadir Özbek ve YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan'ın beyanlarına bakmak yeterlidir. Kadir Özbek: "Beklediğimiz karar değldi. Yazık oldu." derken YARSAV Başkanı da: "Karar beklentimizi karşılamıyor. YARSAV olarak bizim mücadelemiz sürecek." dedi.

Adının olmadığı, ama varlığını hücrelerimize kadar hissettiğimiz vesayet rejiminin can cekiştiğini ve son çırpınışlarını yaptığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Çok sancılı bir süreç yaşadık ve bir müddet daha da yaşamaya devam edeceğiz.

Milletimize hayırlı olsun...

 
Toplam blog
: 337
: 4184
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Hukukçuyum... Hukukun üstünlüğünün ve hukukçunun saygınlığının ülkemde gelişmesini ve kalıcı olma..