- Kategori
- Gezi - Tatil
Ankara: bozkırdaki İstanbul

Geçenlerde bir görev seyahati için Ankara'ya gittim. Yıllardır kaldırıldı kaldırılıyor dendiği halde Hâlâ yerli yerinde duran - aslında çok da iyi oluyor - Harem Otogarı'ndan başladı seyahatimiz.. Mevsim kış olmasına rağmen yazı aratmayan güneşli bir havada,rüya gibi bir yolculuktan sonra Ankara'ya vardık. İstanbul'dan ceketle yola çıkıp, Aşti'de paltoyu sırtıma geçirerek otobüsle Ankara'nın merkezine doğru gitmeye başladık.
Gece olmasına karşın İstanbul'u kıskandıracak ölçüde ışıl ışıl caddelerden geçerken bir an kendimi Büyükdere caddesinde ya da Ataşehir'de zannettim. Birbiri ardına dizilmiş süper lüks AVM'ler, bir ışık denizini andıran lüks site dizileri ve resmi özel gökdelenler... Bir gazetecinin deyimiyle: " O eskiden neresine gidersen ortasına düşülen çanak, on senede tabiri caizse sokaklarında insanı kaybeden bir tencereye dönüştü"
On - onbeş yıl önce bu kadar alt geçit- üst geçit olmamasına rağmen asla tıkanmayan trafik gündüzleri İstanbul'a rahmet okutacak kadar yoğun. Dışkapı'dan Çankaya'ya, Keçiören'e ve hatta Etimesgut'a kadar her yerde ünlü İstanbul markaları, mağazaları ve işyerleri. Sayısız kamu bina ve tesisleri de cabası..
Ulus'ta çalışan bir arkadaşımın Ümitköy'deki evine iki saatte giderken, Ankara'nın artık İstanbul'dan pek de küçük olmadığını yaşayarak gördüm.
Sözün kısası, acaba Ankara mı giderek İstanbullaşıyor, yoksa biz içimizdeki İstanbul'u her yere taşıdığımızdan mı öyle görüyoruz yorumu sizlere bırakıyorum.