- Kategori
- Anne-Babalar
Anne, Baba, İki Küçük Evlat ve Karıncalar...

Büyük çocuk, erkek evlat, anne ile babasının ortasındaydı her ikisinin de ellerinden tutmuştu… Küçük çocuk, kız evlat da babasının omuzlarındaydı… Bizde anne-babalar çocuklarıyla böyle yürümeyi severler: Ya ortalarına alıp her iki ellerinden tutarak ya da omuzlarına alarak…
Bu halleriyle çocuklarına şunu söylerler: Sen ortamızdasın, bir elin babanda, bir elin annende… İkimiz de seni çok seviyoruz; ikimizin de canı, ciğeri, gözbebeğisin… Ve bizler, sizleri omuzlarımızda taşıyoruz; bilesiniz ki sizlerin yeri başımızın üzerindedir…
Tesadüf peşlerinden yürüyorum ben de… Toplumun temeli olan aileyi, ayakta tutan sevgi, çalışkanlık ve merhamet aileleri hala çoğunlukta… Seviniyorum…
Derken…
Babanın omuzları üzerinde olan küçük kız evlat yere inmek istedi…
Küçük çocuk, yere, kaldırıma iner inmez çömelip durdu öylece…
Anne, baba ve ağabey de gözleri arkada kalacak şekilde, adımlarını yavaşlatarak usul usul yürümeye devam ettiler…
Yere çömelen bu akıllı evladın yanına vardım, ben de çömeldim… Kaldırımda hareket halindeki karıncaları izlediğini gördüm…
Bir an gözgöze geldik ve içten bir sevgiyle bana bakarak:
-Hiç de yorulmuyorlar!.. dedi…
Benim için büyük bir dersti bu iki cümle: “Hiç de yorulmuyorlar!..”
Bu güzel, şirin, ne eksek karşılığını çok bereketlice veren ulu yurdumuz üzerindeki bütün canlılar çok çalışkan…
Acaba biz millet olarak böyle miyiz?!..
Bu kadar güzel bir yurdun yurttaşı olan bizler, dünyanın en çalışkan milleti olmalıyız…
Ama değiliz!..
Şehirlere dolduk…
Kahveler, kafeler, parklardaki banklar, kuaför dükkanları meskenimiz olmuş bizim…
Gençler, emekliler parklardaki banklarda saatlerce oturmakta; sigara, sohbet ve varsa çay, kahve…
Hiçbirinin elinde kitap yok!..
Hiçbirinde: “Ne idim, ne oldum, ne olacağım?!..” düşüncesi de sorusu da cevabı da yok!..
Bir an dahi geç kalmadan, tez zamanda karıncalar gibi çalışmalıyız, “yoruldum” demeden; iş, başarı, ilerleme, iyilik ve merhamet delisi olmalıyız…