- Kategori
- Aile
Anne baba çocuklarını eşit görebilir ama eşit sevemez

Kaldı ki aslında eşit de göremez. Eşit değillerse nasıl eşit görsün. Çocuklarınızdan biri vali olmuş, diğeri çoban. İkisini de aynı ölçüde seviyorum deyin bakalım.
Bunlar önemli değil, çocukta oluşturulan yanlış algı önemli. Çocuk ne olursa olsun annem babam beni diğer kardeşlerimden ayırmaz diyor. Ama bu doğru değil. Anne baba başarılı çocuğunu daha çok sever. Güzel çocuğunu daha çok sever. Aklı başında söz dinleyen çocuğunu daha çok sever.
Bu şehir efsanesinde sadece şu doğrudur “Anne baba çocuğunu atmaz” ki bunun bile istisnaları vardır. Anne babanın çocuklarını sevmesi aslında pek de önemli değil. Benim annem babam beni kucağına da almadı sevmedi de; ben de onları sevmezdim zaten. Gerekli de değil, sevgi de neymiş. Bu konu abartılıyor, sevgiyle büyüyen çocukları da görüyoruz.
Şimdi burada bu şehir efsanesi yüzünde çocuklarda “Beni de sevsin, bana da ilgi göstersin” şeklinde beklenti oluşuyor. Bu sevgi değil aslında değer vermek. Herkes ister. Değerini kendin yaratacaksın koçum! Burnunu silmeyi bilmeyen birini çocuğum diye sevemem herhalde. Ben de çocuklarımı beğenmiyorum. Ama kendimi de beğenmediğim için sesim çıkmıyor!
Kaldırın böyle şeyleri ya! Çocuğumu severim, tatlı olduğu için. Tatlı olduğu için vanilyalı pastayı da severim. Bu saçma sapan şehir efsaneleri çocuk bakımından anne babaya bağımlılık, anne baba bakımından da çocuk üzerinde baskı yaratıyor. Ve bu bağımlılık, bu baskı çocuğun hayatını etkiliyor. Çocuğum beni babası olduğum için sevmek zorunda değil. Ama iyi bir adamsam sevsin yani.