Anne ben nasıl oldum? / Çocuklar ve ilkler / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Kasım '07

 
Kategori
Çocuklar ve ilkler
 

Anne ben nasıl oldum?

Anne ben nasıl oldum?
 

Anneler ve çocukları ile ilgili yazıları okuyorum blogda. Hem gülüyorum hem de eski günleri hatırlıyorum. Ben de yazsam ya dedim ve kızım büyürken bana sorduğu sorulara nasıl cevaplar vermişim hatırladığım kadarıyla yazmaya başladım.

Malumunuz bir çocuğun sorup sorabileceği en ''bela'' sorulardan biridir nasıl dünyaya geldiğini sorması. O saf ve masum soruya ne cevap vereceğinizi, nasıl onun yaşına göre açıklayacağınızı düşünür durursunuz. Neyse ki kadın kısmının anne olduğunda bu gibi durumlarda zekası ve pratikliği on kaplan gücüne çıkıyor.

Kızım 4 veya 5 yaşındaydı yanlış hatırlamıyorsam. Bir yaz günü mutfakta yemek yapıyorum o da yanımda kirazlardan küpelik seçiyor kendine. Pat diye 10 puanlık uzman sorumuz geldi: ''anne ben nasıl oldum?'' Elimde kabaklar, öylece kaldığımı hatırlıyorum. Nasıl anlatayım diye düşünüp camdan bakarken karşı arsada yapılan inşaata takıldı gözlerim. Vikinglerin Viki'si gibi ''buldum'' dediğim hala dün gibi aklımda. Ellerimi yıkadım, bir tabak kirazımızı ve bebeğimizi alıp balkona çıkıp oturduk ve başladım anlatmaya:

Ben: Annecim Allah annelerin vücudunda bebekler için bir bebek sarayı hazırlamış. İçinde de bir sürü işçiler

hizmetçiler koymuş.

Kızım: Pamuk prensesi sarayı gibi mi?

Ben: Evet

Kızım: Hizmetçileri anladım da işçiler niye?

Ben: Bebek yapmak için?

Kızım: Aaaa, bebeği işçiler mi yapar ki?Allah yapar.

Ben: Nasıl senin Barbie bebeklerin var fabrikada işçiler yapıyor, bebekler de öyle.

Kızım:Hı...Ben o saraya nerden girdim peki?

Bebeği iyice inceledi bu arada.

Ben:Sen zaten hep oradaydın ama hazır değildin, malzemelerin tam değildi.Hani ben sana çikolatalı puding

yaparken kakao bitmişti de babanı gönderip aldırmıştık.

Kızım:Beğendikten alsaydın benim malzemelerimi de.

Beğendik Ankara'da Kocatepe Camii'nin altındaki market.

Ben: Bebek malzemeleri markette yok ki.Annelerde ve babalarda var.İsterlerse yaparlar.Dolapta sana börek

yapmak için yufka var, peynir var, hemen yapıyor muyum ben?Senin canın ne zaman isterse o zaman yapacağım.

Ayrıca annedeki bebek sarayında herşey yok.Bebeğin gözleri ne renk olacak, işçiler bebeğin saçlarını ne renk

boyayacaklar sarayın kuaföründe, düz mü kıvırcık mı olacak hepsini bilmezler.

Kızım:Çok mu aptal onlar?Niye bilmiyorlar?Okula gitmemişler mi?

Ben:Bebek yapmak okulda öğretilmez.Plan lazım, malzeme lazım.

Kızım:Kim getirecek malzemeyi?

Ben:Baban.

Kızım:Babam mı?Babam işten gelirken mi alacak pazardan?

Ben:Hayır, ondaki malzeme ve planları bebek sarayına gönderecek.

Kızım:Nasıl gönderecek?Kimle?

Ben:Postacıyla, işçiler bebek yapmak için babadan gelen postacıyı beklerler.

Kızım: Postacı mı? Niye, mektup mu yollamış babam?

Ben: Evet, ama o mektubun içinde bebek yapım planı var. Bebek kız mı olacak erkek mi o mektupta yazılı, ona

göre de malzeme geliyor saraya. Annede o kadar malzeme yok, bebek için oyuncaklar, pastalar var.

Bu arada inşaata malzeme indiriyorlardı, mühendis sanırım biri de elinde kağıtları açmış usta ile konuşuyordu. Ben

planı ve işçileri anlatırken bir yandan da inşaatı gösteriyordum balkondan.

Ben: Bak, gördün mü, karşıda ev yapıyorlar ama kamyonla tuğla getirdiler, O amca da işçilerin ''müdürü''ne

elindeki planı gösteriyor, evi ona göre yapacaklar.

Kızım:Hı...

Ben: Annenin sarayındaki işçiler de babadan gelen mektuptaki plan ve malzemeye göre bebek yapmaya başlarlar.

Sarayınkapısını da iyice kapatırlar bebek, annesinden habersiz parka gitmesin, kapıyı açık gören kediler saraya girip bebeğin pastalarını yemesin diye.

Kızım:Pasta neyli?

Ben:Sen en çok çilekli pastayı severdin, sana hep çilekli pasta yaparlardı.

Kızım kıkırdayarak : Elif' de istermiydi benim pastamdan? ( Elif komşumuzun kızıydı, akran bizimkiyle.)

Ben: Elif'ler o zaman burda oturmuyordu ki, sadece sen yerdin pastanı. Sonraaa, bebek annenin karnındaki

sarayda iyice büyür, işçiler herşeyini yaparlar, bitirirler ve dünyaya gönderirler. Bazen sarayın kapısına bakan işçi

Hugo'yu seyrederken kapının demirlerini yağlamayı unutursa sarayın kapısı açılmaaazz. ( Bu da evde sıkışan ve

açılmayan bir dolap kapağından gelmişti aklıma.) Hani senin tokaların kalmıştı da demir dolabın kapağını

açamamıştık, hatırladın mı?

Kızım:Hııı...Tokasız kalmıştım ya ben, ağlamıştım.

Ben: Evet, işte öyle durumlarda doktorlar, hemen bebek sarayına başka kapı açar ve bebeği çıkartırlar.

Kızım: Niye, orda kalsaydım ya?

Ben: Ama orada televizyon yok ki, Hugo'yu nerde seyredecektin?Pastaların, oyuncakların ancak sığıyordunuz.

Tokacı da yoktu, pembe toka isteyince nasıl getirecektik?

Kızım: Hııı...Peki bu saray nerde?

Ben:Annelerin karnında.

Kızım:Bebek doğunca nasıl yine düz düz oluyor karnın peki?

Ben:Balkonda oyuncak sepetindeki balonu getir bana.

Getirdi, önce küçük halini gördü, sonra üfledim kocaman şişti, sonra da havasını indirdim, küçüldü eski haline geldi.

Ben:Aynı bu balon gibi işte, bebek büyürken saray da bu balon gibi büyüyor, sonra bebek doğunca yine küçülüyor,

anneler, balon gibi gezmiyor.

Kızım:Denize giremezdin yoksa.

Ben:...

Bu şekilde gayet ''bilimsel'' anlattım. Bir kaç gün karşıdaki inşaata takıldı gözleri, çalışan işçileri izledi, hamile hanımların karnına baktı meraklı meraklı, ama bir daha da sormadı. Büyüdüğü zaman öğrendiği şeylerle benim anlattıklarım arasında kullandığım kelimeler haricinde fark olmadı, çelişkiye düşmedi. Kız çocuğu
olduğu için kendi fizyolojisi ile ilgili pek çok sorusu oldu zaman içinde. Bir başka sefere anlatırım onları da.

Sevgiyle kalın.

 
Toplam blog
: 403
: 1023
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Kendi halinde biriyim, ziraat mühendisiyim. Emekli oldum ve kendi işimi kurdum. İzmir'de yaşıyoru..