- Kategori
- Siyaset
Antalya Sol Blok Adayı İhsan Nergiz'le Söyleşi

Tarihe şöyle hafif tarafından bir göz ucu atarak baktığımızda bile devletin dişlerindeki keskin yanları cömertçe ortaya serdiği yegâne alanın Kürtler, Solcular, Sosyalistler ve Aleviler olduğu besbellidir. Devletin onca baskısına, onca sindirme politikalarına rağmen, halen bu memlekette mevcut düzene karşı muhalif güçler varsa, o güçlere ancak saygı duyulur. Son veto kararlarını bile bu çerçevede ele aldığımızda ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılır. YSK’nın veto kararına karşı gösterilen direnç sonrasında dökülen kan ve maddi zayiatları hesaba aldığımızda, devletin o saldırgan yüzünün, Kürtlere, Solculara, Sosyalistlere ve Alevilere ilişkin noktasında nasılda cömert olduğunu, bu cömertlik sonrasında sıkılan kurşunların nasıl canlar aldığını, ödetilen bedelin ne denli ağır olduğunu bilmem söylemeye gerek var mı?
Henüz yaşımız gereği o yılları sadece okuyarak öğrendiğimizdendir ki, mecliste TİP’le başlayan meşru muhalefet mücadeleleri bile devletin kadim güçlerince nasıl bastırılıyordu. Çetin Altan’a yönelik linç girişimi o dönemi yaşayanların zihinlerine belki de hiçbir zaman silinmeyecek bir şekilde işlenmiştir.
TİP’ten sonrası malum…
Askeri darbeler, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamı, Mahir Çayan ve arkadaşlarının katledilmesi, faili meçhul cinayetler, işkenceler, sakat bırakmalar ve saire… Devletin, muhalif güçleri ezercesine sindirmeye çalıştığı derin politikaları…
12 Eylül sonrasında Kürtler, Solcular, Sosyalistler ve Aleviler belki de şu dönemlerde yeni yeni toparlanma sürecine girdiler. Ve daha ilk kez geçtiğimiz 2007 seçimleri sonrasında meclise uzun yıllar sonunda bir tane sosyalist aday girebildi. O sosyalist adayında Kürtlerden gelen destekle meclise girdiğini biliyoruz. Pek tabii ki bilinmesi gereken en önemli noktanın, devletle ve devletin kadim güçleriyle girişilecek mücadelede bütün ötekileştirilmiş kesimlerin yek vücut olarak bir arada olması esastır. Geçtiğimiz 2007 seçimleri tüm bu kesimler için önemli bir tecrübe oldu. 2007 seçimlerinde elde edilen tecrübenin ışığında 2011 seçimlerine Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloku olarak bir arada giren Kürtler, Solcular, Sosyalistler ve Aleviler öyle sanıyorum ki hatırı sayılır bir vekil sayısı ile parlamentoda yerlerini alacaklar.
2011 seçimlerine sol blok etrafında toplanarak giren bağımsız adayların önlerinde pek tabii ki sayısız engeller var. Bu engelleri aşmak hiç de kolay değil ama aşılamaz da değil. Bahsini etmeye çalıştığımız engellerin en önemlisinin devletin şevkat! dolu kolları olduğunu biliyoruz. Devletin şevkat! dolu kollarını bir kenara koyarsak bu süreçte en önemli sorunlardan birisinin parasızlık olduğu ortadadır. Geçtiğimiz günlerde Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloku Antalya adayı İhsan Nergiz’le bir araya geldik ve benzer sorunları, yani maddi imkânsızlık sorununu İhsan Nergiz’de dile getirdi.
“Kampanya sürecinde devlet baskısı ve maddi kısıtlılık…” diyordu İhsan Nergiz.
Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloku, Antalya’daki seçim kampanyasını seçmenlerinden toplamış olduğu parasal yardımlar sayesinde yürütüyor. Zira bu kampanyayı yürütebilecek başka türlü bir maddi imkân yaratabilme aracı yoktur. Buna rağmen Blok adayı İhsan Nergiz seçimden istenilen hedefin tutturulabileceği kanısında.
İhsan Nergiz “Kendimizi doğru bir şekilde anlatabilirsek ve mesajlarımızı hedef kitlemize doğru bir şekilde aktarabilirsek 2011 seçimleri sonrasında Antalya’dan bir vekil çıkartmak hiç de zor değil” diyerek Antalya’daki seçimlerden ne denli umutlu olduğunu ifade etti. Bence de Antalya’dan Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloku adayını meclise göndermek çok zor değil. Aynen İhsan Nergiz’in dediği gibi “Mesajları hedef kitleye ulaştırabilmek” bütün mesele.
Peki hedef kitle kim?
İhsan Nergiz’e bu soruyu yönelttiğimde aldığım yanıt pek tabii ki şaşırtıcı bir yanıt değildi.
“Antalya turizmin başkenti… Turizm emek yoğun bir sektör ve makineleşme diye bir şey söz konusu değil bu sektörde. Hizmet insan gücü ile veriliyor ve bu hizmeti veren insanlar hem ülkenin dört bir yanından göç ederek Antalya’nın kenar kıyı semtlerine yerleşmiş, oldukça zor koşullarda yaşıyorlar ve hem de farklı ülkelerden Antalya’ya gelmiş olan yabancılar ki bu yabancıların bir çoğu yerli vatandaşlarla evlenip tümüyle ülkemize yerleşmişler. Her iki kesimde sistemin azizliğinden ve mevcut iktidar partisinin uygulamış olduğu neo liberal politikalar sayesinde feci düzeyde sömürüye muhatap oluyorlar. Bir diğer sektör ise tarım… Yine aynı şekilde ülkenin dört bir yanından Antalya’ya göç etmiş olan insanların önemli bir kısmı tarım da istihdam ediliyor. Ama bu istihdamın insani koşullarla bağdaşır bir yanı var mı? İşte tam da bu nokta bizim için önemli verilerle dolu. Bunların yanında Antalya’da ciddi anlam da bir işsizlik oranı var. Özellikle kış döneminde, yani turizm mevsiminin bitmesiyle birlikte işsizlik oranı tavan yapıyor. Ne var ki bir de sürekli işsiz olan bir kesim var. Bizim hedef kitlemizi oluşturan en önemli toplumsal kesimlerden birisi de Antalya’da ki işsizlerdir. Ve en nihayetinde yine memleketin dört bir yanından göç ederek Antalya’nın kıyı kenar semtlerine yerleşmiş olan inşaat işçileri ve bir diğer hedef kitlemizde ev kadınları.”
İhsan Nergiz hedef kitleyi bu şekilde açıklıyor.
Turizm işçileri, Tarım işçileri, İnşaat işçileri, Ev kadınları ve İşsizler….
“Bahsini etmiş olduğun kesimlerin sol, sosyalist cepheden görünen sorunları nelerdir ve sol, sosyalist cepheden bu sorunların çözümüne ilişkin yaklaşımların nedir?” diye sorduğumuzda İhsan Nergiz gayet net bir şekilde hedef kitlesinin sorunlarını anlatmaya başladı. Özellikle emek yoğun bir sektör olan Turizm’de, çalışanların feci düzeyde bir sömürü çarkının içerisinde bulunduğunu ve sınıfsal çelişkinin en yalın halinin tam da bu sektörde kendisini gösterdiğini ifade etti İhsan Nergiz.
“Turizm çalışanlarının yarısı Antalya varoşlarında ikâmet ediyorsa, bir diğer yarısı da otellerin ve acentelerin lojmanlarında ikâmet ediyor. Bir defa lojmanlarda ikâmet eden çalışanların durumları hiç de iç açıcı değil. Hepi topu yirmi metrekarelik odalarda dörder kişi yaşamak zorundalar. Lojmanların durumunun ne olacağına, nasıl olacağına dair hiçbir yasa ve yönetmelik yok. Varsa bile arkasını arayıp soran yok. Düşün bir defa yirmimetre kare olan odalarda dört kişi nasıl bir arada kalır? Ama Antalya’da turizm sektöründe durum bu… Bir diğer husus ise otellerde çalışanlara verilen yemekler… Başlı başına bir sorun. Bu yemeklerde belli bir kalite arayışı söz konusu değil. En berbat yağ ve sosların kullanıldığı yemekler. Birçok personel yemekhanesi otellerin dehlizlerinde veya hava almayan noktalarında, çöp toplama noktalarının yakınlarında konumlanmış. Bunları insani olarak değerlendirmek mümkün değil. Öncelikle turizm sektöründeki konaklama tesislerinde çalışanların barınma ve yemekhane hususundaki sorunlarının insani boyuta taşıyacak bir yasal düzenleme üzerinde çalışmak gerekiyor ve bu noktada özel bir çabam olacak.”
Sadece turizm çalışanlarının sorunlarını yemek ve barınma olarak nitelemek mümkün mü?
“Pek tabii ki değil” diyor İhsan Nergiz…
“Özellikle turizm sektörü son derece güvensiz bir sektör… Otellerde doluluk oranı birkaç günlüğüne düşme ivmesi gösterdiğinde çalışanlara ücretsiz izin verilmesi başlı başına bir sorun. Bu gün Antalya’da ki birçok otelde böyle bir uygulama var. Otel şayet üç günlüğüne % 100 doluluktan % 60 doluluğa geriliyorsa, o üç günlük bölüm için çalışanlarından % 40’ına ücretsiz izin veriyor. Yıl boyu hemen hemen her personel ayda en az üç gün olmak üzere ücretsiz izne gönderiliyor. Bu gün turizm sektöründe çalışıp da tam ay maaş alabilen bir tek personel bulmak çok zor. Güvencesizlik ise diz boyu. Bir sabah işe gitmek için evinizden veya lojmanınızdan çıkıp, işyerinizin yolunu tutuyorsunuz, kapıdan girişte içeri alınmayacağınıza dair güvenlik görevlisi sözlü bildirimde bulunuyor. En küçük bir hata işten atılmakla cezalandırılıyor. Ve çalışan hiçbir hak iddiasında bulunamıyor. Çalışanların bir çoğu daha yılını doldurmadan bir takım gerekçelerle işten çıkarılıyor. Maksat kıdem tazminatı ödememek… Sektörde hatırı sayılır sayıda çalışanın sigortası dahi yapılmıyor. Kimi otellerde bazı çalışanlar sadece yemek ve yatacak yer karşılığında çalışmak zorunda kaldığını dahi duyuyoruz.”
Peki Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı otellerde denetleme yapmıyor mu?
Bu soruma İhsan Nergiz hafif bir tebessümle gülerek yanıt verdi.
“Çalışma Bakanlığı müfettişlerinin çok fazla bir yaptırım gücü yok. Zaten Antalya’da ki Çalışma Bakanlığı İl Müdürlüğünde görevli müfettişler Burdur, Isparta dahil birçok yere bakıyorlar. Şikâyet dilekçelerinin çoğu işleme bile konmuyor. Zaten çalışanların çoğu hak iddiasında bulunabilmek için nereye başvuracağını ve nasıl başvuracağını da bilmiyor. Buna karşın çoğu bakanlık müfettişi otellerde yiyip, içiyor. Kimi kime şikâyet edecek çalışanlar? “Kadı anamı sori, ben kimi kime şikâyet edem?”.
“Otellerde sınıfsal çelişkinin en yalın halinden kast ettiğin nokta nedir?” diye bir soru sordum İhsan Nergiz’e...
Pek tabii ki bu soruya hafif bir tebessümle gülerek karşılık verdi İhsan Nergiz.
“Sınıfsal çelişkinin en yalı hali otellerde yaşanır. Lüksün, ihtişamın binbir çeşidine tanıklık ediyor çalışanlar. Envayi çeşit içki ve yiyecekler, birbirinden lüks dizayn edilmiş odalar, eğlencenin ve dinlencenin zirve yapan mekânları… Çalışanlar ise gariban… Antalya’nın varoşlarında gecekondularda oturuyorlar yada birbirinden izbe lojman odalarında kalıyorlar. Kıt kanaat geçim derdindeler. İş güvencesi yok, her ay ardı arkası kesilmeyen ücretsiz izinler… Bir tarafta alabildiğine bir tüketim ve diğer tarafts o tüketimin hizmetini verenlerin yokuk içerisinde sürdürmeye çalıştıkları bir yaşam… Bir de turizm çalışanlarının mesai saatleri söz konusu ki hepten neo liberal saldırının altında kalıyorlar.”
Turizm çalışanlarının mesai saatleri hususunu biraz açar mısın?
İhsan Nergiz;
“Turizmde en önemli sorunlardan birisi mesai saatleridir. Acentalarda mesai kavramı zaten yoktur. Günde onaltı saat çalışmak alışılmış bir uygulamadır. Her sene onlarca kaza meydana gelir. Transfer yapan araçların sürücüleri uykusuzdur. Şoförlerin ne zaman uyuduğu, ne zaman çalıştığı belli değil. Aslında hep çalışıyorlar. Birkaç saatlik uykuyla transfer yapıyorlar. Oteller de ise durum daha farklı. Aslında yatak kapasitesinin yarısı kadar personel çalıştırma zorunluluğu var ama uygulama yok. Olması gereken bütçe personel sayısının üçte biri personel çalıştırır oteller. Günde üç vardiya şeklinde çalışmaları esastır. 08-16, 16-24 ve 24-08 şeklinde vardiya düzenlemesi vardır ama bu vardiya saatleri haftanın en az üç günü, bilemedin dört günü delinir. Çünkü otellerde sık sık çeşitli partiler düzenlenir. Türk geceleri, plaj partileri, korsan geceleri ve daha akla gelmeyen çeşitli eğlenceler tertip edilir. Bu eğlencelerin olduğu günlerde çalışma saatleri onaltı saate kadar çıkar. Yılbaşılarda, bayramlarda ve diğer özel günlerde çalışma saatleri ondört saatin altına düşürülmez. Sebebi belli aslında… Az sayıda personelle hizmet vermek ve kâr maksimizasyonu sağlamak adınadır bütün yapılanlar. Tabii o yorgunluk içerisinde personel bir de hata yaptı mı, mesela bir komi tepsiyi yere düşürdü mü, hem işinden olur, hem de o tepsiden düşüp de kırılanların maliyetine katlanır, yani maaşından kesinti olur.”
Devam edecek…