- Kategori
- Psikoloji
Antikacı dükkanı
“Gözyaşı akmıyorsa, hayat durmuş demektir.” Bir tek damla gözyaşı sızdırmıyor dışarı yüreğim. Hayatın durmuşluğundan değil, fazla hızlı akmışlığından senelerdir. Kaya ağırlığında acılar var boğazımda düğüm düğüm. Kıpırdamadan, çatlamadan, yıkılmadan oturuyorlar. Yüzyıllardır piramitlerin kapısını bilinmeyen düşmanlardan koruyan sfenksler gibi. Patlamak için içlerindeki lavı bekleyen, sönmüş yanardağlar gibi bekliyorlar. Gözlerim, sonu olmayan donuk bir maviliğe takıldı kaldı. Çoğu zaman bir hayaldim hayatın içinde. Görünmeden ve göstermeden biriktirdim hayatımı. Elimde, kimsenin önünden geçmediği, tenhalarda bir antikacı dükkanı gibi, kimsesiz bir hayat kaldı bana. Vücudum kalabalığa emanet ve beklendiği gibi yaşarken; ruhum, umulmadık diyarlardan, rüyalardan ve sevdalardan hayat topladı.
Kalabalık caddelerde, camekanlara bakan insanların dükkan önlerinde düşürdükleri sevdalarını süpürdüm gecelerce. Bir bavula doldurdum tüm bu yitirilmiş, kimsenin hatırlamadığı anıları. Zihnimin sırtında taşıdım o bavulu, yüzyıllar boyu… Karanlık garlardan ayrılık, sahibine ulaşmamış mektuplardan hasret, sokak kedilerinden yalnızlık topladım… Soğuk raylarda uzakları öğrendim. Kulağımı dayayıp saatlerce dinledim onları. Binlerce ayrı şehirden binlerce unutulmuş hikaye getirdiler bana… Kalbi çırpınan güvercinlerin, her mevsim döktükleri bembeyaz tüyleri biriktirdim. Savaş alanlarında yitirilmiş hayatların mezarlarına doğru üfledim onları, tüm nefesimle. Bembeyaz tüyler karıştı topraklarına… Bit pazarlarından, tüccarların bile yüzüne bakmadığı eskimiş eşyalar satın aldım evime. O yüzden hep darmaduman bir hüzün dolaştı duvarlarımda. Ve çiçekler açmadı odamda. Çiçekler ilgi ister, sevgi ister, bir anne yüreğinin sıcaklığını ister. Bense biraz daha hüzün için yalvarırdım, sevişirken acılarımla… Yarısı ‘Seni Seviyorum’larla yakılmış ve bir kavgayla bölünüp, masada bırakılmış mumlarla aydınlattım gecelerimi. Küf kokulu sandıklarda unutulmuş dantellerden yorgan yaptım kendime, başımın altında yastık niyetine saklı rüyalar koydum. O yüzden hep yarım yamalaktı uykum. Ben uykumda, diğer uyuyanlardan masum sayıklamaları topluyordum… İnsanların gösterdikleri yönleriyle uyuşamadım hiç. Ben, gözlerinin ardındaki serseri ruhlu çocukların başını okşadım. İçlerinde biriktirdikleri içli sevdaları, dinmeyen hasretleri, yitirilmiş hayalleri dinledim saatlerce, çocuk kalan yanlarından. O yüzden, belki de bana hep yabancı kalmak istediler…
Ben hep hayal gibi, görünmeden yaşadım hayatı ve fark ettirmedim kimseye yaşadığımı. Duvarlarımın, gülümseyen genç kız suretimin, ciddi iş kadını kıyafetimin ve bilindiğimin ardında bir kadını yaşadım. Eskimiş tahta bir masanın ardında, elinde tuzlanmış kömür kıvamında bir kalem, önünde kirli sarı sayfalarıyla, rimelleri akmış, geçkin bir kadın dolandı ruhumda hep. O masanın başında, ağır doğumlar yapan kadını görmedi kimse. Ben, benim bile saklı kalmış yanlarımı biriktirdim yaşamıma dair… Bir sevgiliden ayrılırken gözlerime takılan bir denizin mavisi kaldı içimde ve tüm mavilerimi onun tonunda yaşadım… Bir cinnet gecesinde isyankar bir nağme sızdı kulaklarıma ve ben tüm cinnetlerimi onun melodisinde sakladım… Karmakarışık bir günde, bir çocuk tebessüm etti bana bakıp, yandaki arabanın camından. Ruhumu serinletti bakışı. Tüm akşamüstü serinlikleri onun bakışını taşıdı… Canımdan öte bir canı kaybettim bir zaman. Dünyadaki tüm hasretleri uç uca eklesem, yine de bitiremeyeceğim kadar derin bir hasret getirdi bana, yitip gidişi. Ve ben, ondan sonra tüm vedalarımı, ona son bakışım kadar içli yaşadım… Aşkı bir masaldan öğrendim. Ve o masalı gerçeklikle çarpıştırmaktan yorgun düşünce yüreğim, onu, hayatımın, o kimsenin görmediği tarafına gizledim. İlk öpüşmemin buğusu kaldı dudaklarımda ve her yeni öpücükte, dudaklarımda onu hissettim… Ben aşkı kara sevda, ayrılığı ölüm, dalgınlığı sonsuzluk kıvamında yaşayan bir kadın sakladım içimde belki de yüzyıllarca.
Ve şimdi yorgun düşmüşken, al kan içinde kalırken yürek, biriktirdiğim tüm bu anların ağırlığı tıkanıp kalmışken boğazımda düğüm düğüm. Akmıyor tek bir gözyaşı damlası dışarı. Öyle görünmez olmuşum ki, aynada gözlerim buzlu camlar gibi, belli belirsiz… İçinde alev alev lavlar biriktiren bir volkanı saklamışım bu buzdağının sırrında.
Elimde, kimsenin önünden geçmediği, tenhalarda bir antikacı dükkanı gibi, kimsesiz bir hayat kaldı bana. Gitgide çoğalıyor biriktirdiğim bu yaşamlar yığını. Gitgide tenhalaşıyorum. Gitgide kendi biriktirmişliğimden ürküyorum. Sızmıyor gözümden bir tek damla duygu kırıntısı. Ve biliyorum ne kadar yazsam, ne kadar haykırsam da sayfalara, ne kadar anlatsam da benimle beraber sonsuzluğa gömülecek bu akmayan gözyaşlarının sırrı.