- Kategori
- Sevgililer Günü
Tepeden tırnağa temiziz burada aşk yok...
Yine allı güllüyüz bu sevgililer gününde, yine ayıcıklı, kalpli ve çikolatalı.
Yine aşk doluyuz bu yıl, egolarımız bir santim daha uzun, şüphelerimiz bir kilo daha fazla, savaş tekniklerimiz profesyonel biraz daha. Beni katmayın planlarınıza. Beni katmayın yalan dolan, hesap kitap yüzyılınıza. Ben zihnimdeki eski zamanlarla Markizde olacağım (eski aşklar diyarında) elimde bir kadeh kırmızı şarapla. Ve kirli sarı pencerelerinden Markiz’in dışarı bakıp şunları düşüneceğim önümden geçen her çift âşıkla;
Romeo ve Juliette geldiyseniz üç kere kafama vurun.
Geriye doğru düşünüyorum her şeyi. Görüyorum ki öğrendiğimiz tüm o aşk hikâyeleri tüm o destanlar ve tüm o ölü âşıklar beynimizdeki inandırıcılıklarını kaybedip gitmişler çoktan. Tezlerimizle çürütmüşüz onları bir bir. Romeo ve Juliette’e; aynı evin içinde 30 sene yaşasalardı böyle olmazlardı dedik. Ferhat’ın durumu daha beter bilimsel gerçeklerle ona kim delebilir bir dağı dedik. Mecnun arabesk bir filme meze oldu, beyaz atlı prens kendine son model bir Ferrari alıp ardında bıraktığı egzoz kokusuyla, âlemlerde yok oldu.
Tepeden tırnağa temiziz, burada aşk yok.
Eskiden aşka ağlayan gözlerimiz şimdi aşksızlığa olan inancımızla kupkuru. Gözyaşı yok, kan yok, geceleri sıkılmış avuçlarda tırnak izi yok. Her şey hijyenik ve yerli yerinde.
Aşk adı altında yaşadığımız bölük pörçük, yırtık pırtık zaman dilimlerimiz var artık bizim. Gece çok sarhoşken ya da bir an kendimizi unutmuşken yaşadığımız. Aşk adı altında cinayetlerimiz ve cinnetlerimiz var. Egolarımız var aşk adı altında iri iri.
Ben seni hayalimdeki sevgiliye dönüştürebilme ihtimalimi sevdim.
Sabahları ciddi bir işe giderken, her sabah giydiğimiz eteği giyip, kravatı takıp, yarım bir kahvaltı yapıp, bezgin suratlarla sokağa çıkışımız gibi başlıyor aşklarımız. Sevgilimiz işimiz haline geliyor flörtten hemen sonra ve başlıyoruz tadilata. Anlamadan, dinlemeden bir değiştirme arzusu siniyor içimize. Âşık olduğumuz Ahmet’ten bir Veli, Ayşe’den bir Asuman çıkartmadan durulmuyor bu istek. Âşık olduğumuz erkekten mükemmel erkekçikler, kadından mükemmel kadıncıklar üretiyoruz usanmadan. Ve en çok da o yarattığımız sahte insanlardan nefret ediyoruz. Değiştirilmek üzere hırpalanmış bedenleriyle ve yürekleriyle onlarda nefret ediyorlar bizden. Ve vedalaşarak yarattığımız Asuman’la, Veli’den yepyeni bir Ahmet ve Ayşe aramaya koyuluyor maymun iştahlı yüreklerimiz.
Beni aldatmazsan, güvenemem sana…
Güven korkutucu bir sözcük. Yalanlar pankartlarda, dev ekranlarda, evde, sokakta… Alıştık yalanlarla yaşamaya. Tahammülsüzüz doğrulara. Kötü birer dedektif taklidine dönüşüyoruz hayatımıza biri girince. Gizlice aldatılmayı bekliyoruz her an. Sokaklarda takip ediyoruz onu, cep telefonlarından dökümleri çalıyoruz, cüzdanındaki resimlerde parmak izi, boynunda parfüm arıyoruz. Hiçbir özeli kalmayıncaya kadar hayatını didikliyoruz. Bizi sevişinin ardında hep başka kadınlar ve adamlar arıyoruz. Bulamadığımız sürece tatmin olmuyoruz.
Burnumdaki kılların değeri en az bir milyon dolar…
İlişkinin içindeki her şey belirli ülke paraların değerlerine çevrilebiliyor. Affedilmek için 30 EURO’ luk bir orkide, 300 EURO’ luk bir çanta ve 3000 EURO’ luk bir otel odası yeterli.
Çok alçak gönüllü ve cömert sevgiler yaşıyoruz. Bizi aldatmanın bedeli 3330 EURO, bizi sevmenin bedeli en az 10, 3330. E haftada iki gece bir Gece Kulübüne de gidemiyorsak ne kalmış aramızda paylaşılacak?
Sev beni ve öldür beni biraz…
Savaş meydanlarında yaşıyoruz aşkları ama elimizde kılıç değil nükleer başlıklı silahlar var. Her şey göz gözü görmez bir savaş halinde sürüp gidiyor. Ben değişmem, değiş benim için. Ben yapmam ama bana dünyayı getir. Biraz gizliliğe ihtiyacım var ama ciğerlerini bile göster bana. Biraz uzak dur ama yapış bana. Sev beni, bana söyleme ne kadar sevdiğini ama her gün seni seviyorum de bana. Sevişmek çok özeldir benim için, beni meta olarak görme; sırt, göğüs, bacak ve bel dekoltemi de es geçme ama. Fark et beni, tanı beni ama hiçbir şey bilme hakkımda.
Yine allı güllüyüz bu sevgililer gününde, yine ayıcıklı, kalpli ve çikolatalı.
Beni katmayın planlarınıza. Beni katmayın yalan dolan, hesap kitap yüzyılınıza. Ben zihnimdeki eski zamanlarla Markizde olacağım, ölü aşklar diyarında. Beklide acınası olacak bu oturuşum elimde bir kadeh şarapla. Beni katmayın hesabınıza kitabınıza, aşkınıza sevdanıza. Ben yokum. Teniniz hınca dönük, aşkınız yalana. Ben sizin göğünüzden uzak bir sevdalı bulutum. Ve savrulduğum yalnızlık rüzgârıyla burada olmaktan mutluyum. Kocaman bir çığlığım var, içimde saklıyorum. Ve atacağım bir gün onu kâinata, bulanın olacak. Muhtemelen ciddi, takım elbiseli bir adam bulacak onu ya da tonlarca milyarlık kotuyla caddede salına salına yürüyen bir kadın ya da sadece kendini önemli zanneden herhangi biri ve eminim bulduğu şeyden memnun olmayacak. Çünkü çığlığımın içinde, ayıcık değil, kalp değil, çikolata değil aşk olacak. Sulandırılmamış, pastörize edilmemiş, afişlendirilmemiş, anlatılmamış, anlaşılmamış, kimsenin elini kana bulamamış gerçek aşk. Bütün dikenleriyle, hırçınlığıyla, acılarıyla. Bütün dokunaklılığıyla, duygusallığıyla, mutluluğuyla aşk. Milyonlarca kadının ve erkeğin içinde sakladığı toplumsal çıkarlarla yıpratılmış, allı pullu giysilere sarılmış, değiştirilmiş, çekiştirilmiş ve savaş meydanlarından çıkmış yıkık dökük ve yitik haliyle bir aşk. Markizin kirli sarı penceresinin önünden akıp giderken siz, benim gözlerimden bir damla yaş süzülecek içimizde ölen, yitip giden bir aşk için.