Aphrodite - Pandora / Ben Bildiriyorum / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Eylül '21

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
 

Aphrodite - Pandora

 

Aphrodite - Pandora

Oğlu çamurdan bir kadın yapıyor, Aphrodite’nin vücudunu da model olarak kullanıyor.

 

“Kimse yaratamaz ama bu mitoloji efsane masal ne dersen de en güzeli de hikâye demek.”

“Haklısın evet anlat bakalım.”

“Oğlu çamurdan bir kadın yapıyor, Aphrodite’nin vücudunu da model olarak kullanıyor.”

“O zaman kadın varmış işte!”

“Unutma o kadın ama tanrıça düz normal insan, kadın yokmuş.”

“Düz insan. Sevsinler şunun düz insan derken yüzündeki küçümsemeli ifadesini…”

“Değil mi şurada Tanrıçalardan söz edince bende havalara girdim demek ki…”

“Evet, biraz da fazla havalandın yani…”

“Neyse uzatmayayım. Heykel bitince de ruh yerine kalbine kıvılcım koyuyor. Heykel gözlerini açıyor elini kolunu oynatıyor.”

“Eee…”

“Bu tabi büyük olay olmuş. Tanrı ve tanrıçalar bunu süslemek istemişler. Herkes bir şeyler yapmak istemiş.”

“Vay be işe bak…”

“İlk önce isim takmışlar. ‘Pandora’ demişler. Pandora demek Rumca ‘bütün armağan’ anlamına geliyormuş.”

“Güzel bir isim Pandora. Hep duyup ta merak etmeyen bir ben varım galiba. Bana göre ‘Pandora’nın kutusu’ olayını her kes biliyordur. Her zaman olduğu gibi yine kendimi senin yanında çok cahil hissettim.”

“Saçmalama. İlgi alanlarımız çok farklı. Haydi, sözümü kesme anlatayım. Evet. Athena ona süslü kemerler, süslü elbiseler veriyor. Letafet perileri kharites altın gerdanlık takıyorlar, Aphrodite başına güzellikler saçıyor.”

“Ben o kadından Medusa’ya yaptıklarından dolayı hoşlanmıyorum.”

“Bu zaten ismini söylediğimde yüzünden anlaşılıyor. Güzel saçlı Horalar ilkbahar çiçekleri ile süslüyorlar.”

“Horalar kim?”

“Horalarda Zeus ve Themis’in üç kızı zaman ve mevsimlerin tanrıçaları. Letafet Perilerinin de kim olduğunu soracaksan!”

“Yok, peri diyorsun zaten…”

“Evet. Zeus Pandora’ya bir kutu armağan ediyor ama kutuyu verirken sıkı sıkı tembihliyor. ‘Sakın bu kutuyu açma, bu kutuyu iyi sakla”

“Anladığım kadarı ile kadın kutuyu açmış.”

“Ah sabırsız Elifim ah. Bekle zaten anlatıyorum.”

“İyide çok uzatıyorsun…”

“Elif çok ta kısa anlatırım ama hiçbir şey anlamazsın. Zaten karışık konular bunlar.”

“Yok, böyle anlatmaya devam et.”

“Pandora dünyaya gelmiş, evlenmiş.”

“Oh ne ala.”

“Ama kadın ya meraklı ya… Kutu aklından çıkmıyormuş. Bu arada bir şeyi daha söylemekte fayda var. Aslında Zeus Pandora’ya çömlek hediye etmiş. Ağzı kapalı bir çömlekmiş. Ama çevirim sırasında kutu olarak yazılınca kutu olarak kalmış.”

“Beni çok bağlayan bir detay değil. Ha çömlek ha kutu…”

“Peki… Pandora’yı almış bir merak. Ne var bunun içinde… Ne var bunun içinde. Bir gün dayanamamış.”

“Açmış…”

“Evet açmış. Zeus’un insanlara ders vermek için hazırladığı plan işe yaramış. Kutunun içindeki hastalık, keder, ızdırap, yalan riya ya da özet olarak bütün kötülükler kutudan fırlamışlar. Pandora anlamış yaptığı hatayı kutunun kapağını kapatmış ama onlar çoktan dışarı çıkmışlar. Sadece insanları yaşatacak ve teselli edecek ‘ümit’ kalmış. Zeus kötülükleri dünyaya göndermiş ve insanlardan intikam almış.”

“Zaten kadını göndermiş buda az intikam değildir yani.”

Elif kahkaha ile gülünce Rüya başını kızmış gibi iki yana salladı.

“Elif… Âlemsin. Sen kadınların bela olduğunu mu söylüyorsun.”

Elif gülerek konuştu.

“Bela tabi. Sen bir de Oktay’a sor. Sana benim nasıl bir bela olduğumu söylesin. Tabi mutlaka tatlı kelimesini başına koyuyor ama. Sonuçta bela diyor mu diyor.”

Uzun bir süre güldüler. Elif bir şeyi hatırlamıştı.

“Şimdi daha iyi anlıyorum. Gizli kalmış şeyler içinde kullanılıyordu Pandora’nın kutusu deyimi.”

“Doğru canım. Ayrıca Pandora ‘Tanrılar Irmağı’ anlamına da geliyormuş.”

“Ne Pandora’ymış be!”

Bir sarsıntı daha olmuştu. Üstelik ikisi aynı anda hissetmişlerdi. Bir süre kıpırdamadan etrafa baktılar. Elif sessizce;

“Zeus kızdı anam. Bak geliyor. Yeri göğü oynatarak geliyor. Olympos’tan hareket etti. Pegasus’a bindi geliyor.”

“Bir dakika Elif… Gerçekten sallandık.”

“Gerçekten tabi. İçtiklerimizden değil. Diyorum o kadar çok onlardan söz ettik ki kızdı adam. Geliyor.”

“Keşke gelse de görsek…”

“Sus hayatım. Ağzından yer alsın. Aman benim aklım çıkar. Deliririm ya.”

“Hiçte delirmem. Düşünsene Olympos dağında bir eğlence varmış.”

Elif güldü.

“Zeus abimin de içine sinmemiş. Gideyim bu fukaraları alıp geleyim demiş mesela!”

“Olympos’ta eğlenceye katılmak! Öylesine söylendiğinde bile ne kadar tuhaf geliyor insanın kulağına. ‘Olympos’ta eğlence’”

“Abartma ya. Tatilde Olympos diskoya gittik hiçte öyle eğlenceli değildi.”

“Elif… O zamanlar Tanrılar dağı Olympos’ta inanılmaz eğlenceler olurmuş. Bak yine dayanamayacağım bir şey daha anlatacağım.”

“Tamam anlaşıldı. Biz bu gece bunlardan başka bir şey konuşamayacağız. Anlat bakalım nasıl olurmuş bu eğlenceler?”

“İstesen de istemesen de anlatacağım.”

“Normaldir. Kafayı buldun sen. Zaten kafayı da onlarla bozmuşsun.”

“Aşk olsun. İstemesen anlatmam.”

“Canım arkadaşım takılıyorum. Anlat sen canımsın benim. Anlat lütfen.”

Rüya gülümsedi.

“Zeus’un yağmur perisi Maia’dan olan oğlu Tanrıların Habercisi Hermes babasına insanların yaptıklarını anlatmaktan yorulmuştu. Babası Olympos’ta meyvelerini yiyor, sonsuz hayatı ve ölümsüzlüğü veren nektar içeceğini içiyor eğleniyordu.”

“Nektar içeceğimi?”

“Nektar içeceği ne oldu?”

“Bu ölümsüzlüğü veriyor kısmı aklımı karıştırdı.”

“Nektar; Tanrıların içkisi o dönemde… Onlar bu içeceğin onlara ölümsüzlük kazandırdığını düşünüyorlarmış. Homeros’a göre kırmızı şarabı andırıyormuş tadı, hoş ve kokulu imiş. Gençliğin ve güzelliğin sembolü olan Hebe tanrılara onların ölümsüzlüğünü sağlayan ambrosia ve nektar dağıtırmış. Ama bazı yazarlara göre de Nektar yiyecekmiş, ambrosia içecekmiş.”

“Hiçbir şey anlamadım. Bu nektar ne ya…”

“Sade bir dille anlatayım o zaman anlarsın. Nektar şeker zengini, çiçekler tarafından polenleşen balın şeker kaynağıdır.”

“Yani bu meyvemi, çiçek mi?”

“Çiçek canım. Sarı bir çiçek…”

“Of ya ne zor oldu öğrenmem. Diğeri neydi? Ambrosia?”

“Ambrosiada aynı şey zaten. Bazılarına göre aynı bazılarına göre değil. Bazıları derken anlatanları yani yazarları kast ediyorum anlıyorsun değil mi?”

“Anlıyorum herhalde…”

“Evet. Bazılarına göre tanrıların yiyeceği bazılarına göre içeceği. Bazılarına göre de nektarın bir değişik adı. ‘Sonsuz hayat’ veren balımsı bir madde olarak da söz ediliyor. Ne kadar çok bazılarına dedim. Ben bile şaşırdım.”

“De canım benim için bir sakıncası yok benim derdim tam anlamak.”

“Anlatıyorum ama anlıyorsun değil mi?”

“Rüya… Sende beni iyice salak yerine koydun yani…”

“Estağfurullah ne biçim söz o öyle!”

“Öyle Vallahi… Bu arada kaynatma ne anlatıyordun ben onu bile unuttum.”

“Ben unutmam. Biliyorsun kaldığım yerden devam ederim. Olympos’taki eğlence demiştik bu konu ile ilgiliydi anlatacağım.”

“Bravo. Doğru.”

Muhtar yanlarına geldi. Gülümseyerek sordu.

“Ben size katılabilir miyim? Çok keyifli bir konudan söz ediyorsunuz herhalde. Çok hararetli konuşuyorsunuz. Çocukların hepsi kendilerine göre bir film buldular onu izliyorlar.”

Rüya memnun olmuştu.

“Tabi canım gel.”

Elif dudağını büktü.

“Bu konu seni açar mı bilmem. Rüya’nın Yunan mitolojisine karşı inanılmaz bir yakınlığı vardır. Biz ne zaman bir araya gelsek ana tema bizde Zeus’tur Apollon’dur. Yani Yunan tanrılarıdır. Bilmem kaç bin yıl önceki olayları anlatır ben de masalı çok sevdiğim için memnunlukla dinlerim.”

Muhtarın gözleri parlamıştı.

“Böyle bir tesadüf olamaz. Benim de çok merak ettiğim bir konudur. Mitoloji ve Yunan ve Roma tanrıları…”

İki bayanda şaşırmışlardı. Elif;

“Senin merak ettiğin bir konumuydu?”

“Evet. Benim ilgi alanım içinde…”

Rüya gülümsedi.

“Tamam, doğru yere geldin. Ben Olympos dağındaki tanrıların eğlenceleri ile ilgili küçük bir hikâye vardı onu anlatacaktım.”

Muhtar merakla sordu.

“Olympos Antalya Kaş arasındaki dağ mı?”

“Olympos, Mitolojik tanrıların dağıdır. Bu dağın tepesinde Zeus’un yaşadığına inanılıyormuş. Ayrıca bütün tanrıların burada toplanıp kararlar alındığını da söylerler.”

“Bu Yunanistan’da değil mi Rüya abla?”

“Evet canım. Yunanistan’ın en yüksek dağıdır.”

“Peki, Kaş’a giderken de var Olympos dağı?”

“Bazı tarihçiler iki yer arasında bocalarlar. Kimine göre Antalya kaş arasındaki Olympos dağıdır Zeus’un yaşadığı ama daha fazla tarihçiler Yunanistan’daki Olympos dağıdır diyorlar.”

“Yunanistan biraz daha mantıklı geldi bana. Benim bildiğim kadarı ile bu Yunan Tanrılarına ‘Ege Tanrıları’ da dendiğine göre Yunanistan daha mantıklı.”

“Olabilir. Birçok hikâye direk Yunanistan’a mal edilirken birkaçı da Antalya’daki Olympos dağına geçtiği iddia edilir.”

Muhtar heyecanla sordu.

“Ben bir şey sormak istiyorum ama sizin sohbetinizin de arasında olduğumu biliyorum. Ama benim sizin anlattıklarını dana net anlayabilmem için bana kısacık Zeus’tan diğer tanrılardan söz edebilir misiniz?”

Rüya’nın gözleri parlamıştı.

“Evet. Edebilerim. Elif sıkılır mısın?”

“Hayır sıkılmam. Buyurunuz…”

“Grek tanrıları ve Tanrıçaları, Titanları alt etmiş ve yönetimi ele almış olan Zeus ve ailesidir. Bazı tarihçiler onlara ‘12 Olympos’ lu’ der. Muhtar bayağı uzun bir konuyu anlatmam lazım sana. Zeus tan başlayacağımıza göre gece uzun olacak.”

 

 

Nazan Şara Şatana’nın Mitoloji Kitaplarından…

 

 
Toplam blog
: 1731
: 4678
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....