​ Apoptozis ve son Anadolu Parsı / Doğal Hayat / Çevre / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Eylül '06

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
 

Apoptozis ve son Anadolu Parsı

Apoptozis ve son Anadolu Parsı
 

Yıl 2000. Biyoloji bölümü birinci sınıfta öğrenciyim. Zooloji dersinde hocamız hücrenin organellerinden, Lizozomun özelliklerinden bahsederken şu tanımı yaptı: Apoptozis, belli bir zamanda programlı olarak hücrenin öl emri vermesi olayına denir.

Hücrenin içindeki lizozomlar sayesinde hücre kendisini öldürüyor yani lizozomlar hem kendi hayatlarını hem de hücrenin hayatını sonlandırıyorlardı.

O günlerde çok da anlamlandıramamıştım bu ölüm olayını. Ta ki 2003 yılına kadar. Cep telefonumdan gönderdiğim mesajlara yanıt alamadığım ve canınım çokça sıkıldığı gün elime geçen dergide apoptozisin de içinde geçtiği bir konu vardı. Hücrelerin de tıpkı insanlar gibi birbirleriyle iletişim içinde olduklarından, birbirlerine sinyaller gönderip sinyaller aldıklarından ve sinyal alamadıklarında apoptozis geçirerek öldüklerinden bahsediyordu.

Hayvanlar iki temel amaçlarıyla doğada varlıklarını devam ettiriyorlar.

Birincisi, hayatta kalmak, ölmemektir.
İkincisi ise hayatta kaldıktan sonra soyunu devam ettirmeyi başarabilmektir.

17 Ocak 1974 günü Ankara’nın Beypazarı ilçesinin 5 km batısındaki Bağözü Köyü yakınlarında Havva Köksal isimli bir kadın günlük işlerini yapmak üzere yürürken bir kuytuda uyuyan pars ile karşılaşır. Kadının korkup "canavar var" diye bağırmasıyla irkilen hayvan, kadını kolundan yakalar ve kadının kolu kırılır. Kırılır diyorum çünkü Havva Köksal yıllar sonra kolumu çırpınırken kendimde kırmış olabilirim diyerek parsa olan saygısını da ortaya koymuştur. Zira parsın dünya üzerindeki son izleri Havva Köksal’ın kolundadır. Bayılan Havva Köksal kendine geldiğinde hayvanın başucunda oturduğunu görüp yeniden bayılır. Odundan dönen bir köylü hayvanı ürkütür ve pars kaçıp uzaklaşır. Ne yazık ki çok fazla uzaklaşmaz. Köylüler canavar deyip kurt sandıkları hayvanın peşine düşerler. Birkaç saat sonrada ayak izlerini takip ettikleri hayvanın önüne geçip pusu kurarlar. Köylülerden biri mavzerini hayvana doğrultup ateş eder. İlk kurşunu yiyen pars kaçmak yerine adama doğru koşar. Saldırıya mı geçmiştir yoksa ölümüne mi koşmak istemiştir, bilinmez! 9 el ateş eden köylünün 7 atışı hayvana isabet eder. Son kurşunları da yiyen hayvan yere yığılır. Köylüler temkinli birkaç kurşun daha sıkarlar hayvanın bedenine. Hareket etmeyen hayvan artık ölmüştür. O bölgede çalışmalar yürüten mühendisler sayesinde, MTA Enstitüsü Tabiat Tarihi, bu erkek parsı satın alır ve müzesine yerleştir. Köylüler hakkında yasal işlem başlatılır başlatılmasına da pars vurmanın bir cezası yoktur. Müzede de tek başına, eşsiz duran hayvanın kimliğine "Anadolu Parsı (Panthera pardus tulliana)" yazılır. Müzeye konmadan önce kuduz incelemesi için beyni çıkarılıp farelere yedirilir. Hayvan kuduz değildir. Kemikleri çıkarılıp daha sonra incelenmek üzere gömülür. Gömüldüğü yer unutulur. Üzerine bir bina yapılır. Tahnit edilen parsın postuna zehirli bir madde sürülerek geriye DNA sı bile bırakılmaz. Tahnit için yapay göz aranıp bulunur. Gözlerden biri elden ele dolaştırılırken kaybedilir. Köylülerse MTA’dan aldıkları para ile köye bir imam evi yaparlar.

Aradan yıllar geçer. 1974’te öldürülen hayvanın, türünün sonuncusu olduğu düşünüldüğünden doldurulmuş postunun önündeki tabelaya "Son Anadolu Parsı" yazılır.

Son Anadolu Parsı acaba farkına varmış mıdır kendisinin "Son" olduğunun? Günlerce, aylarca yalnız dolaştıktan sonra soyunu devam ettiremeyeceğini mi fark etmiştir? Böylece temel amaçlarından ikincisini, soyunu devam ettiremeyeceğini, anlayıp; ilk gayesinden, hayatta kalmaktan vazgeçmiş midir? Kim bilir!... Bence vazgeçmiştir.

Ben, Anadolu Parsı ile ilk Ege Üniversitesi Tabiat Tarihi Müzesi’nde karşılaştım. İki adet pars orada halen sergileniyor. Pars ile ikinci karşılaşmam ise Dilek Yarımadası Büyük Menderes Deltası Milli Parkı Ziyaretçi Tanıtım Merkezi’ne Kuşadası Avcılar Kulübü’nden alınıp getirilen ve halen orada sergilenen post ile oldu.

Getirilen o postu müzede bir yerlere yerleştirme işi bana düştü. Yıllardır sigara dumanı altında kalmış, çok yıpranmıştı. Zaten bir kısmı eksikti. Onu günlerce dikkatlice inceledim. Nasıl öldüğünü merak ettim. Boynunun yan tarafındaki tüylerin yanık oluşundan boynundan vurulduğunu düşünüyorum.

Av ve deniz dergisinin 1 Ocak 1952 tarihli 23. sayısında Milaslı Mantolu Hasan lakaplı Hasan Bele’nin Aydın’ın Selçuk ilçesi yakınlarında bir pars vurduğu haberi vardır. Mantolu Hasan’ın yörede Anadolu parsının soyunun tükenmesinde çok etkin bir isim olduğu biliniyor. Zira kendisi 30 yılda 15 dolayında pars öldürmüştü. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün kendisine bir ödül verirken ödül için bir daha pars vurmaması şartı koymasıyla, Mantolu Hasan pars avlamayı bırakmıştır. Bu pars da muhtemelen onlardan biriydi. Ölü parsa her baktığımda, çocuklara ve insanlara onunla ilgili bilgi verdiğimde keşke canlısını görebilseydim dedim.

Aslında insanlar Anadolu parsının canlısını hayvanat bahçesinde görme imkanına iki kez kavuştular. İlki 1942 yılında İzmir’in Urla ilçesinde yakalandı. "Zoza" adı verildi. İzmir Hayvanat Bahçesi’nde sergilendi. Alman Biyolog Kosswig tarafından çekilen fotoğraflarına, Cafer Türkmen tarafından hayvanat bahçesinde canlıyken çekilen bilinen tek fotoğrafı eklendi.

İkinci canlı pars ise 1952 yılında az önce bahsettiğim ve benimde 2 yıl biyolog olarak çalıştığım Dilek Yarımadası Milli Parkı’nda yakalandı. Bu kez hayvana "Efe" adı verildi ve adresi Ankara Hayvanat Bahçesi’ydi. 6 yıl burada yaşayan hayvan ölünce Diyarbakır Ana Jet Üssü Komutanlığına verildi. O dönemde neden bir fotoğrafı çekilmedi? Ya da çekildiyse nerede ve kimlerde? Merak ediyorum. 50’li yıllarda hayvanat bahçesini ziyaret edenlerde mutlaka fotoğraflarının olduğunu düşünüyorum.

İnsanların Anadolu parsını iki kez canlı görme fırsatı yakaladıklarını söyledimse de bu tam doğru değil. Yıllardır Türkiye’nin pek çok yerinden Anadolu parsının görüldüğüne dair ihbarlar geliyor. Ben de bu tür söylemlerle çok kez karşılaştım.

Dilek Yarımadası Büyük Menderes Deltası Milli Parkı Ziyaretçi Tanıtım Merkezi’ni gezen yaşlı bir amca sergilenen postu görünce heyecanla "bu nedir bu nedir?" diye sordu. Anadolu parsı deyince "ben bundan gördüm" dedi. "Doğanbey (Domatia) Köyü’nden ileriye Karine’nin de ilerisinde inek otlatmaya giderdik. Bir gün bizim eşeğin bir hayvanla kapıştığını gördüm. Atlamış eşeğin sırtına geçirmiş tırnaklarını hayvanı boğazlamaya çalışıyor. Ne yapacağımı şaşırdım. Bağırsam bana da saldırır mı? Kaçsam mı? Ağaca mı çıksam? bilemedim. Eşeğin çiftesiyle yere düştü bir daha da saldırmadı seke seke gitti. Bizim eşekte aldığı yaradan 2 gün sonra öldü". Diyerek, heyecanla anlattı.

Bu olay kaç yıl önce oldu amca dediğimde "çocuktuk işte 50 sene oldu dedi. Bu amcanın bahsettiği yere yakın Dipburun Karakolu’na bir ziyarette bulundum. Karakol komutanı Astsubaya milli parktan geldiğimi söylediğimde bu parkta aslan var mı diye sordu. Yok dediğimde geçen gece yarısı yayan devriyeye çıktım. Bir kayanın üzerinde kocaman bir hayvan gördüm. Ben güneydoğuda askerlik yapmış adamım böyle korkmadım dedi. Karanlıkta ayırt edemedim ama aslan gibi kocaman birşeydi, dedi. Domuz olabilir mi dedim. Hayır canım basbaya aslandı, dedi.

İki örnek verdim. Biri 50 yıl öncesinden biri günümüzden.

Aslında Anadolu parsının kültürümüzde çok derin bir yeri var. Hacı Bektaş’da yada Mevlena da parsın postuna rastlamak mümkün. Yada bu tür yerlerde görülen aslan ağzı diye bilinen çeşmelerin pek çoğu aslında Anadolu parsının başının heykelleridir. Arkeolojik kayıtlar çok eski dönemlerde Anadolu parsı postu giymenin, bir moda olduğunu gösteriyor.

Hayvanın latince adından da burada bahsetmek istiyorum.

Panthera pardus, pars ailesinin genel adı. Tulliana ise bu hayvanı 1856 yılında bilim dünyasına kazandıran Zoolog M. A. Valenciennes’in bir zamanlar Klikya Valisi olan Marcus Tullius Cicero’ya ithafıdır. Romalı olan Tullius, Anadolu parsının insanla ilk savaşını başlatan insandır. Anadolu’dan yakalanan parslar Roma’ya, arenalarda gladyatörlerle savaşa gönderilmişlerdir. Bugün insanla olan savaşı kaybettiği düşünülen parsın onu insanla savaş sahnesine çıkaran adamın adıyla anılması da ilgi çekici ve bence acı vericidir.

Yüz binlerce iken bugün soyu tükenen ya da tükenmek üzere olan binlerce canlıdan biridir Anadolu parsı. Tüm canlılar gibi o da hücrelerden oluşuyor. Yalnızlığı, tek başına kalmayı, bir eşinin daha kalmadığını tüm hücreleriyle hissettiğini düşünüyorum.

Hücrelerinde yaşadığın Apoptozisi tüm bedeninde hissetmek...

Apoptozis bir yandan da hayatı ölümle korumanın, devam ettirebilmenin bir yolu...

Hayatta kalmak için ölmek.... Bedenin tümü için bir parçasını feda etmek...

Biz böyle hücrelere "kahraman hücre" ya da "gerçekten aşık hücre" diyebiliriz bence. Diğerlerinin yaşaması için kendi canını ortaya koyana "kahraman", sevdiğinin yaşaması için ölene "gerçek aşık" demiyor muyuz. Bu kavramlar tartışılabilir belki ama apoptozis iyi ki vardır. Apoptozis yapamayınca hücre, madem ki ölemiyorum öyleyse çoğalayım der ve kanser olur. Kanser, kontrolünü kaybetmiş olan hücrenin çoğalmasından ibarettir. Ve neticesi tümden ölümdür.

Bedenimiz biz daha doğmadan bu ölümlerle karşılaşır, apoptozis yapar. Canımız, biricik annelerimizin karnındaki cenin fotoğraflarımızda görmüşüzdür topak topak olan ellerimizi. Apoptozis ile kendini öldüren hücreler o topaklıkları parmaklara dönüştürür. Bitişik parmaklar apoptozis ile birbirinden ayrılarak gerçekten parmak olurlar. Aynı şekilde beynimizdeki kıvrımlar da bebeklik sırasında, kafatası içinde bazı hücrelerin kendilerini öldürmeleri neticesinde oluşurlar.

İşte bu yazı beynimde apoptozisden geriye kalanlarla ve apoptozis sonucunda oluşan parmaklarımla yazılabildi.

Not: Hem M.T.A müzesi hem de Dilek Yarımadası müzesi şu an halka kapalı. Niye mi? Müzeleri müzeciler değil, ne iş olsa yaparım, ne ihalesi olursa olsun girerimciler yönetiyor da ondan.
Tepkinizi dile getirmek için.
Siz de katılın. Tarafınız belli olsun.

http://www.outdoororacle.com/oy-takeactionshow.aspx?haber_id=16

 
Toplam blog
: 7
: 3947
Kayıt tarihi
: 12.07.06
 
 

Biyolog , Zoolog, Eğitmen, Çevreci, Doğacı, İnsan Eski Doğanbey Köyü'nde 2 yıl yaşadım. Köy milli p..