Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mayıs '10

 
Kategori
Deneme
 

Arada çayımızı içmeye gel

Arada çayımızı içmeye gel
 

"RESİM:ALINTI"Yani olur da bu kadar da olmaz ki. Gündüz vakti rüyaya yatmış gibi düşlerle yaşanmaz k


Yine düşler âleminde dolaşıyor olmalı bizim Tufan. Engel olunamaz bir hayalperest bu oğlan. Nerede görülmüş hayaller içinde yaşamak. Yazacakmış, oynayacakmış, farklı mekânlarda, başka başka karakterlere bürünecekmiş. Olacak iş mi bu?

Arada sırada girip zihninden içeri çekip çıkarmasam düşlerinin arasından nice olurdu bu çocuğun hali? Kafayı yer de, Allah muhafaza, soluğu alıverirdi Bakırköy’de. İşin yoksa uğraş dur sonra. İyi çocuk, hoş çocuk ama melankolik garip.

Ağır geliyormuş hayatın gerçekleri de… Dayanamıyormuş da… Kaçıp sığınıyormuş hayal gücünün imgelerine. Kime ne zararı varmış kendi kendine inşa ettiği ütopyasında yaşamasının. Ne diye karışıyormuşuz düşlerine bile.

“Ağız tadıyla bir hayal bile kurdurtmuyorsun usta.” dedi geçenlerde, şaştım kaldım. Hele anlattıklarına daha da şaştım dinledikçe.

Balkabağından bir köşkü varmış Bab-i Ali’de. Ünlü bir yazarmış gazetede. Onlarca kitabı varmış.

Hayale bakın hizaya gelin. Hem Bab-i Ali’de hem de gazeteci - yazar. Peh.

Okurları, hayranları varmış bizimkinin. Hatta geçenlerde imza günü olmuş balkabağından köşkünde. Dolmuş taşmış arka sokaklara kadar sevenlerinin oluşturduğu kuyruklar. Çığlıklar yükselmiş “Tufannn… Tufannn… Seni seviyoruzzz.” diye.

Yani olur da bu kadar da olmaz ki. Gündüz vakti rüyaya yatmış gibi düşlerle yaşanmaz ki…

Hani bir sevgilisi olsa… Onu düşünse… Anlayacağım, hak vereceğim. Kara sevdalı diyeceğim. Mecnun diyeceğim. Yok. Kafayı yiyecek zavallıcık hem de peynir ekmeksiz.

İşte yine dayamış elini şakağına düşünmekte derin derim. Kim bilir hangi okyanuslarda yüzmekte. Hangi dağda, patikada yürümekte. Yanında kimler var? Neler fısıldıyorlar kulaklarına? Bilinmez.

Geç bunları oğlum, geç. Senden ne köy olur ne de kasaba. Olsa olsa çıkmaz sokak olur. Diyorum demesine de tatlı uykusundan uyandırmıyorum. Bu kez olsun dokunmayayım diyorum rüyasına. Ne görecekse görsün sonuna değin. Yüzünde oluşan mutlu ifadeye hayranlıkla bakıp bedenimi tamir ettiğim arabanın altına doğru kaydırıyorum. Bir süre sonra gıcır gıcır rugan ayakkabılar ayna gibi alıyor gözümü. Dükkâna giren façası düzgün adamların Tufan’ın yanına doğru seğirttiğini görüyorum başımı dışarı uzattığımda.

“Oh, nihayet. Ne işiniz var bu tamirhanede Tufan Bey? Bab-ı Ali ayağa kalktı. Sizi arıyoruz kaç gündür. Hadi kalkın efendim gazete sizi bekliyor?”sesleri var gücüyle yankılanıyor kulaklarımda.

Ne oluyor? Nasıl yani? Doğru mu duyuyor kulaklarım? Bizim Tufan. Allah Allah. Gazeteci mi gerçekten? Hem de Bab-ı Ali’de. Vay be… Sen ne müthiş bir adammışsın Tufan oğlum. Unutma bizleri. Hatta anlat buraları, beni, Hayri Ustanı. Sonra ekmek teknemiz bu tamirhaneyi. Azımızı çoğa kat, kusurumuz olduysa bağışla. Güle güle git oğlum. Arada çayımızı içmeye gel.

04.05.2010

 
Toplam blog
: 755
: 776
Kayıt tarihi
: 13.06.07
 
 

Ankara'da doğdum. İlk, orta, lise ve üniversite eğitimimi Ankara'da tamamladım. AÜİF iş idaresi b..