Arjantin maydanozu / Doğal Hayat / Çevre / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Temmuz '12

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
 

Arjantin maydanozu

Arjantin maydanozu
 

İlkokula giderken öğrenmiştim.

“Kuş Cenneti nerededir?” sorusuna verilen cevap hiç değişmezdi.

“Manyas Gölü”

Şimdilerde, ”Manyas Gölü kuş cenneti midir yoksa kuş cehennemi midir” bilinmez

Bilinmese de, benim bildiğim artık Manyas Gölü kuş cenneti değil.

Bu bilgi eskidi.

Eskittiler.

Bilinçsizce göle boşaltılan atık maddeler gölü bitirdi.

“Kuş Cenneti nerededir?” sorusuna cevap yok.

Bilen varsa söylesin.

Şimdi size, “Manyas Gölü’nün kuş cenneti olduğu” yıllardan bir hatıra anlatayım.

*

Efendim, gölün eğilip içilecek sularının olduğu çoook eski yıllarda, gölde çeşit çeşit balıklar varmış. O zamanın insanları balık tutmak için dinamit, kireç, çamaşır suyu gibi maddeler kullanıp balık katliamı yapmazlarmış. Yeteri kadar balık avlayıp, afiyetle yerlermiş. Kuşlarda nasibini alırmış gölden. Hiçbir canlı aç gözlülük yapmazmış.

Gölün çevresinde cennetteki gibi bir yaşam varmış.

Gölün kenarında tarlası olan, Erbili Köyü’den Musa Dayı, balık pişirmekte çok meşhurmuş. Gölü görmek isteyenler, mutlaka Musa Dayı’yı ziyaret ederlermiş. Musa Dayı’nın barakası önünde oturup, balık yemeden gitmezlermiş. Musa Dayı’nın balık pişirdiği dışı kapkara bir tavası varmış. Tavanın içi kalaylıymış, bakır tava yani. Balık pişirdikten sonra tavayı yıkamazmış Musa Dayı. Sadece silermiş tavanın içini, asarmış ağacın dalına.

Bir gün gölün çevresindeki arazilerde inceleme yapmaya, Ankara’dan ziraat mühendisleri, botanikçiler filan gelmişler. İlçe tarım müdürü, misafirlerini gezdirirken Musa Dayı aklına gelmiş. Kendi kendine kafasında plan yapmış müdür.

“Şu misafirleri, Musa Dayı’nın kulübesine götüreyim. Bir balık yedireyim. Ankara’da böyle kır hayatı görmemiş yüksek mühendislere bir kıyağım olsun” demiş. “Belki terfi edip Ankara’ya bende gidebilirim” düşüncesi takılınca aklına gülümsemiş, kimselere çaktırmadan.

Misafirleri bir yolunu bulup tesadüfmüş gibi, Musa dayı’nın kulübesine getirmiş.

Musa Dayı tanışmış misafirlerle. Hemen balık tutmuş, tavasını koymuş ocağa. Başlamış balık pişirmeye. Bahçesinden topladığı domateslerle biberlerle süslemiş tahta masayı. Köy ekmeği de var.

Herkes oturmuş masaya. Balıklar yenmeye başlamış. Mühendislerden birisi Musa Dayı’ya;

“Maydanoz var mı?” diye sormuş. Eklemiş ardından;

“Balıkla birlikte maydanoz yemeği çok severimde.”

Ulen Musa Dayı’nın bahçesinde herşey varmış, bir maydanoz yokmuş. Misafire ayıp olacak, bir çare bulmalı Musa Dayı. Hemen bahçeye yönelmiş. Komşusunun tarlasındaki yoncaları görmüş. Kimselere çaktırmadan, yoncaların uç filizlerinden bir demet toplamış, üzerine limon sıkıp, sofranın ortasına koymuş.

O böyyük mühendisler bir yemişler yoncayı balıkla, çok memnun kalmışlar.

Aradan birkaç yıl geçmiş. O mühendislerden birisi çıkagelmiş bir gün kulübeye. Arkadaşlarını da getirmiş. Yine balıklar pişirilmiş, yenmeye başlamış. Sofrada bu sefer gerçek maydanoz, kayık bir tabak içinde gelmiş. Mühendis maydanozlardan yemiş. Musa Dayı’ya seslenmiş.

“Musa Dayı, ilk geldiğimizdeki yediğimiz maydanozlardan yok mu?”

Musa Dayı, şaşırmış.

Mühendis Bey, “ilk getirdiklerim inek yoncası” diyememiş doğal olarak, hemen uydurmuş palavrayı.

“Mühendis Bey, o maydanozlar Arjantin maydanozuydu. Bu sene ekmedik.” deyivermiş.

Mühendis, ”buna da şükür” demiş. Musa Dayı’dan iyi ki tohumunu istememiş.

Musa Dayı köy kahvesinde anlatmış bu olayı.

“Ulen adam goskocaman ziraat mendisi olmuş. Maydanozla yoncayı ayıramadı. Eyi ki yonca demedim. Arjantin maydanozu deyip kurtardım işi” deyince, köylüler basmış kahkahayı. Bazıları;

“Goskoca mühendisi inek gibi otlattın ya, helal olsun sana Mısa Dayı” diye gürlemişler.

Artık birçok köyde, “yonca” denmezmiş.

Yoncanın adı, “Arjantin maydanozu” olmuş.

Köylüler birbirleriyle konuşurken;

“Yarın ne yapacaksın?” diye sordu mu birisi, diğeri;

“Mühendislere, pardon yani ineklere Arjantin maydanozu biçmeye gideceğim efendim” diye cevap verip, gülüşürlermiş.

Gölde ne balık kaldı, ne de kuşlar.

Çok eskilerden bir anı kaldı.

“Arjantin maydanozu”

Keh! Keh! Keh!

 

 

 

 
Toplam blog
: 420
: 1641
Kayıt tarihi
: 19.12.08
 
 

1957 Çanakkale/Yenice doğumluyum. Öykü ,deneme, şiir yazarım. Yazdığım bir çok şiirin bestesini d..