- Kategori
- Ekonomi - Finans
Artan fiyat hareketlerinin ekonomik, sosyal ve siyasi etkileri

Son yıllarda, hükümetlerce yürütülen, mevcut hükümetin de; 2002 yılından başlayan ve kararlılıkla devam eden enflasyonla mücadele programına gerekli hassasiyet gösterilmiyor mu? Ya da artan fiyat hareketlerine engel olunamıyor mu? Şeklindeki soruları bazen kendime soruyorum.
Ekonomik canlanmanın bir işareti sayılan tüketici güven endeksinin her geçen gün arttığı bir dönemde, kışın ortasında yapılan doğalgaz zammı, yazın ortasında yapılan su zammı ve aralıksız devam eden akaryakıt zamları, gıda maddeleri zamları ÖTV zamları belki “enflasyonun altında” gibi bir savunmanın ardına gizlenerek masum gösterilmiş olsa da, siyasi rakiplere ve bu zamlardan nemalananlara önemli kozlar verildiği unutulmamalıdır.
Paranın alım gücünü yitirmesi, ülke ekonomilerin çökmesine, hükümetlerin yıkılmasına, hatta devletlerin vesayet altına girmesine neden olduğu tarihi örneklerle bilinmektedir.
Enflasyonla mücadele programları da bu nedenle önemlidir.
Parayı ilk bulan ya da kullanan Lidyalılardan bu yana, devletler, değerli madenlerden keserek tedavüle sürdükleri sikkelere, zamanla meydana gelen doğal felaketler, savaşlar, açlık, kıtlık gibi nedenlerle hile karıştırmışlar, maden değerini düşürmüşler, paranın içindeki altın ya da gümüşün değerini düşürme ameliyesi, bu sürece dâhil olan devletlerin ekonomilerini çökertmiş, hükümetlerini zaafa düşürmüş, ahlakı yapılarını erozyona sürüklemiş, kamusal faaliyetlerine olan güveni zedelemiştir.
Para, dolaşım sürecine katıldığından bu yana, insanlar parayı bir mal olarak görmüşler, paranın maden değerinden başka bir değer taşımadığını kabul etmişlerdir.
Derler ki Roma bile bu yüzden yıkılmıştır,
Devletin parasına olan güvenin zedelenmesi sonucu, iktidara gelen yeni hükümdar, selefinin yitirdiği güveni yeniden kazanmak, güven tazelemek için, basılan sikkenin hilesiz hurdasız kesildiğini, maden değerinin tam olduğunu, sağlam bir para ortaya konduğunu taahhüt ederek iktidara gelmişler.
Madeni para üzerine iktidarı dev alan hükümdarın başının resmedilmesi de “yeni hükümdar yeni para” anlayışını simgeler.
Gerek özel girişimcilerin, gerekse devletin ekonomik girişimlerinin sevk ve yönetimini üstlenen seçilmişler, “zam” şeklinde ortaya koydukları fiyatı artırma girişimleri, neticede para değerinin düşmesi, fiyatların yükselmesi, sabit ücretlinin aleyhinde denge bozucu bir haksızlık olarak tezahür etmektedir.
Tüccarın zam şeklinde budalalık yapma dürtüsünü engelleyen en önemli unsur, hükümetin vergi yükseltmesidir. Bu kısır döngü de enflasyona neden olur.
Tüccar; “yerinde pahalı”, “mal ihraç ediliyor”, “vergiler çok yüksek”, ya da “ürün kuraklıktan etkilendi” gibi örnekleri çoğaltılabilen nedenler, ya da peçelediği bin bir türlü kurnazlıkla ortaya koyacağı zamlar sonucunda, kolay karlar elde etmesi mümkündür.
Hükümeti vergi koymaya iten nedenler, hep enflasyondan nemalananların işine gelir.
Fiyat ayarlamaları şeklinde kamuoyuna yansıtılan ve yapılan gerekçesiz zamlar, yetersiz ve denetimsiz yönetim ortamında bir zaafın olduğuna delalet eder.
Gıdım gıdım yapılan zamlar, fiyatları yükseltir. Ücretler fiyatlara ayak uyduramaz hale gelir.
Zamların etkilediği ücretlinin -sabit gelirlinin- ekonomik kaybı, patronun, işverenin, tüccarın, (zam yapanın ya da artan fiyatlardan yararlanan kesimlerin) kazancına dönüşür.
Dar gelir (düşük gelir), düşük ücrete karşılık, gıdım gıdım zamlar; yüksek fiyatlar, yüksek fiyatlar da büyük karlar demektir.
Büyük karlar da kolay para kazanmaktır.
Üreticisi, toptancısı, perakendecisi kendisi olan, sattığı eşyayı, imal etme, taşıma depolama, pazarlama ağına sahip, dikey şekilde yapılanan şirketlerin elde ettiği karlara kimse ulaşamaz.
Sonuç olarak, Hükümetlerin artan fiyat hareketlerine engel olamaması ya da olmaması şeklindeki bir inanış, bu olgudan yararlanmaya çalışan siyasi rakiplerin ekmeğine yağ sürer.
Çok masum görülen, küçük zamlar, enflasyon olgusunu tetikleyeceği ve hükümetin enflasyonla mücadele programını gölgelemiş olacağından, bu tutumun izlenmesi ya da seyirci kalınması, ülkemiz insanına, dolaylı olarak ta mevcut iktidara yapılan en büyük kötülük olacaktır.