- Kategori
- Tarih
Artık Kubilaylar ölmesin

“İnandılar, dövüştüler, öldüler. Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz.”
Bugün, günlerden Kubilay...
Yıl 1930, soğuk bir kış sabahı ezanlar okunuyor, insanlar camiye Hak yoluna koşuyor, namazlarını kılıyorlar, secdeye yüz sürüyorlar, Allah'a imanlarını dualarıyla tasdikliyorlar, peygamberlerine Salat ve Selamlarını yolluyor, sağ ve sol omuzlarındaki melekleri selamlıyorlar.
" Selamın manası şudur; selam veren kimse adeta şöyle diyor: “Benden size bir zarar gelmez. Benden taraf siz selamettesiniz. Allah’ın Selam ismine mazhar olun; selamette kalın! Melek, insan ve cin olarak sizi rahatsız edecek bir günahı, bir yanlışı yapmam. Hepimiz Allah’ın kullarıyız ve kardeşiz..” (Kaynak: Sorularla İslamiyet)
Buraya kadar her şey normal. Tek normal olmayan cemaat içine karışmış provokatörlerdi. İkisi Hasan, dördü Mehmet isimlerini taşıyan altı kişilik bir grubun içindeki Mehmetlerden Derviş lakaplı olanı eline geçirdiği yeşil bir örtüyü sancak gibi tutarak camiden çıkan ahaliyi kışkırtmak üzere konuşmaya başlar: "Atatürk Ankara'da öldürüldü. Şeriat tekrar geri gelecek. Halife Ordusu buraya da gelecek, bize katılmayanları kılıçtan geçirecek. Ey Müslümanlar, ne duruyorsunuz; Halife Abdülmecit hududa geldi, Sancak-ı Şerif çıktı, gelin altında toplanalım, şeriat isteyelim"
Kılıçtan geçirilme tehditleri işe yaramış halk galeyana gelmiş, gösterilere tekbirlerle ve dini ibarelerle katılmış, Hükümet Konağı önündeki meydana yeşil sancağı dikerek "şeriat isteriz!" diye sloganlar atılmış, iş çığrından çıkmıştır.
Asıl mesleği öğretmenlik olan Mustafa Fehmi Kubilay vatani görevini astsubay olarak yapmaktadır. Verilen emirle ayaklanmanın olduğu yere gider. Halkı konuşarak ikna edebileceğini düşünür ve aralarına tek başına girer, onlarla konuşmaya çalışırken isyancıların içlerinden biri Kubilay'ı ateş ederek yaralar. Birlikte olay yerine intikal ettiği askerler hemen silahlarına davranırlar fakat attıkları kurşun kurusıkı manevra kurşunudur. Kimseye zararı dokunmayan kurşunların karşısında Derviş Mehmet: "Gördünüz mü bakın bana kurşun işlemiyor, ben MEHDİYİM!" diye bağırarak mehdiliğini ilan eder ve daha da azıtır, azdırtır...
Olayın boyutunun giderek büyüyeceğini anlayan Kubilay, yaralı halde camiye koşarak sığınır. Sığındığı yer camidir. Neticede olayın failleri dindardır, camiye sığınmış birine kötülük yapamazlar diye düşünmüş olmalı o an için. Bu düşüncesinde yanılmamış olsaydı keşke... Normal insanların idrak kapasiteleri ile beyni yıkanmış insanların idrakleri o kadar farklı oluyordu ki, 24 yaşındaki Kubilay, gencecik fidan bunu nereden bilsindi? Allah'ın ibadethanesine sığınırken gözü dönmüş canilerin orada onu katledecekleri ihtimalini aklından dahi geçirmemiş olmalıydı.
Derviş Mehmet: "Ben mehdiyim!" nidaları atarak yaralı Kubilay'ı cami avlusunda sıkıştırır adamlarıyla birlikte, yakalarlar ve belinden çıkarttığı testere gibi tarım bıçağı ile genç fidanın başını gövdesinden ayırır. Bu da yetmezmiş gibi ellerindeki sopaya kesik başı geçirmeye kalkışırlar Kazıklı Voyvoda'ya özenmiş olmalılar fakat geçiremezler ve camiden aldıkları bir iple direğin tepesine bağlayıp ahaliye gösteri yaparlar. Bu arada Kubilay'ı kurtarmak isteyen Bekçi Hasan ile Bekçi Şevki'yi de şehit ederler...
Bugün günlerden Kubilay, tarihte bugün yaşanan bu ve benzeri olayları günümüzde de yaşatanlar var ne yazık ki. Geçtiğimiz yakın zamanda ve belki de hali hazırda şu anda dünyanın bir yerlerinde şeriat ve din kisvesi altında yüzlerce masum insan da aynı şekilde katledilmekte değil mi? Aynı kaderi yıllar sonra yaşayan masumları da Kubilay adı altında birleştirmek gerektiğini düşünüyor ve artık KUBİLAYLAR ÖLMESİN diye dua ediyorum...