​ Asfaltın tükmüğü / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Nisan '10

 
Kategori
Deneme
 

Asfaltın tükmüğü

Gecenin 3;00’ü oldu. Sezgin hâlâ yok ortalıkta. “Anamın yanına gideceğim.” demişti. Demek ki; 8 saat geçmiş olmasına rağmen anasına doyamadı canını sevdiğimin hıyarı. Gecikecek anlaşılan bizim isotçu güzeli. Beni bu kadar beklettin, aha şimdi gelecek, şimdi geliyor derken koskoca 8 saatime mal oldun.
Yarına plansız kalmamak lazım, zaten işimden de oldum anasını satayım, sormasın kimse ahvalimi. Millet eline almış gezdiriyor, biz de iki kuruş kazanacağız diye kıçımızı yırtıyoruz. Dünyadan öğreneceğimiz çok şey olsa gerek, 35 senede bir şey çakmamış olmamamıza rağmen. Doğuştan dertli doğmuşuz kimliğimiz T.C; düşüncelerimiz tekâmül etmeyen dönence. “Reisçi” belediye yolumuzu da yapmadı, ne de olsa roman bölgesinde ve farklı kavimlerle yaşıyoruz ya. Seçim yaklaşsaydı buralardan ayrılmazdın seni gidi pezevenk. Çamur deryasında “çamur deryalı” şair yapacaksın bizi. Eski komşum rahmetli Seyfi abi hep derdi: “Yavrum, şu trafik levhalarına uyulsa, hiç kaza olmaz.” diye. Nur içinde yatsın lakin kendisi de trafik levhalarına uymadığından memleketten dönerken kamyonun altında kaldı. Abicim, madem ki kuralları biliyordun, neden eşekler cennetiyle “süresiz kontrat “ imzaladın? Dertlendim vallahi yemin olsun, sokaktaki kedilere bak, sanki koro halinde Bethoven’dan 9. senfoniyi çalıyorlar. Kayıp sevdalar ıslık çalıyor şafak sökülmesin diye, telli bağ şarabım da bitmiş, karşıya bakıyorum, Nuriye ablam çoktan yatmış bile. Hadi lan! Sabah ol, Nuriye ablama gideyim bana bazlama yapsın, “işçi kokulu” emekçi Ahmet abim gelsin. Biraz emperyalizm, “gel-git”izmmm çeksin de öğleyi bulalım. Düşlere kayıp bir gün daha eklemeyelim. Öğleden sonra Sezgin iblisi gelir zaten, bu aralar çok değişti, hazır giyim atölyesindeki Kürt kızını ayarlamış, kız da güzel Allah var. Şimdi aşk yaşıyorlar. Yarın bir de başlık parası istensin, “aç kokan ağzını”, “ultra karbonatlı” diş macunları bile götüremeyecek. Ulan soytarı, parasız adama kız mı verilir? Napolyon baba ne demiş; “ Para! Para! Para!” Mankafa seni… Aşkın sefili, neslin “yırtık cepliği” seni… İşçi bulma kurumundan da haber yok, boş yere 12 km yol yürüyüp ayaklarımıza kara sular indirdik. Memleketin kendine hayrı yok, bize sunacağı ne olsun. Küçükken hep pilot olmayı isterdim, gökyüzüne jetlere bakardım dona kalırdım. Bir kuştan koskoca tayyareyi yaratmak çok ilgi çekici gelirdi. Sorsalar şimdi aklıma bile gelmez tayyare, ama al yanaklı Bir gül ve sarı sıcaklardaki mahcup sevdalarım aklımda hâlâ. Karılar ve sevdalar; ne sevdalar yerini buluyor ne de boşalmak çözüm oluyor. Küçükken az mı izledim Latin Amerika dizilerini. Milet “cif ” yapmasını bu sayede öğrenmedi mi. Çabuk dağıldık aniden, savrulduk alabora olduk, Eskiden sebil su olurdu, yollarda artık onları bile göremez oldum. İnsan bazen ne yapsa da bazı şeyleri unutamıyor. Gençlik yıllarımda duvarda okuduğum bir yazı vardı; “ Ekmek istiyorum.” diye. Evet, ekmek istiyoruz. Bu söz şimdi çok daha anlamlı, hem yaş ilerledi, hem de hayatın temel gerçeğinin kapitalden geçtiği tescillendi. Gençlik sevdası, ne de olsa ayakta kundura, saçlar kolonyalı, “dünyayı ben yarattım.” havaları. Dünya benle yaratılacaksa ben ve sen nerede? Biz yoksak sende ben ne geziyor?

Sevmek herkesin hakkı, kelamı kesen dostlara ne demeli acaba, kaygan zeminde “kıçını yiğidim” dansını mı yapıyorlar? Kalıcı ne kaldı ki, göl manzaralarındaki derin bakışlar, hayat gemisine binen umut yolcularının yitik hayalleri aslında.

 
Toplam blog
: 14
: 362
Kayıt tarihi
: 31.05.09
 
 

Almanya doğumluyum. 2000 yılından beri yazıyorum . ..